GÜNCEL VE SAĞLIK

İNCİR İLE GELEN 5 ŞİFA
Sonbaharın lezzetli meyvelerinden biri olan, kışın kurusunu yediğimiz inciri, dalından koparıp yemek için tam zamanı! Zira bölgesine ve türüne göre haziran ayıyla birlikte hasadı başlayan bu doğal lezzet, ekim aylarında son demlerini yaşıyor.

Bağırsak hareketliliğini artırıyor Günümüzde yoğun koşuşturmaca nedeniyle sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük lif tüketimi kabızlığa zemin hazırlıyor. Bir kişinin günlük 25-30 gram lif alması gerekirken, incir lif içeriği sayesinde bağırsak hareketliliğini artırıyor.
1 orta boy incirde yaklaşık 1 gram lif bulunuyor. İncirle birlikte 1-2 bardak su içilmesi bağırsak hareketliliğini daha da artırmaya fayda sağlıyor.
Bağışıklığı güçlendiriyor
Özellikle yaz aylarından sonbahara geçişle birlikte bağışıklık sistemi zayıflarken, kararında incir tüketimi ise güçlü antioksidan özelliğiyle vücudun direncini güçlendiriyor.
A, E ve K gibi birçok vitamin açısından da zengin olan incirin, antioksidan kapasitesi özellikle koyu renkli olanlarda çok daha yüksek miktarda bulunuyor.
Kemikleri besliyor
2 adet orta boy incirde yaklaşık 1 bardak sütteki kadar kalsiyum bulunuyor. Kalsiyum ve magnezyum içeriği sayesinde kemikleri besliyor. Özellikle koyu renkli incirlerde kalsiyum içeriği daha yüksek seviyede bulunuyor.
Meme kanseri riskini azaltıyor
Yapılan bilimsel çalışmalar, menopoz sonrası dönemde meyve içerikli yüksek lif tüketiminin kadınlarda meme kanseri görülme riskinin daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Günde 1 porsiyon meyve tercihinizi 1 adet incirden yana kullanarak meme kanserine yakalanma riskinizi azaltabilirsiniz. İncir, içeriğinde aynı zamanda bulundurduğu benzaldehit sayesinde de kansere karşı koruyucu ve önleyici etki sağlıyor.
Kalbi koruyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Akça "İncir kan basıncının dengelenmesini sağlayan potasyum açısından zengin bir meyvedir. Düzenli meyve ve sebze tüketemeyen, işlenmiş gıda ve et tüketimi yüksek kardiyak riskli kişilerde günlük sodyum tüketimi de artar ve potasyum eksikliği görülür. Diyabet hastalığınız yoksa günde düzenli 1 adet incir tüketmeniz kan basıncınızı da dengeleyerek kalbinizi korumaya destek olacaktır" diyor. İçeriğindeki yüksek şekere dikkat!
Şeker içeriğinin yüksek olması ve kandaki şekeri aniden nedeniyle özellikle diyabet hastaları taze veya kuru inciri kesinlikle tercih etmemeliler. Eğer tüketilecekse de 1 adet incirden fazla yememeliler. Sağlıklı kişilerin de porsiyonda kontrolü elden bırakmaması gerekiyor. 1 porsiyon meyve yerine 2 orta boy incir tercih edilebilir. Ancak eğer tazeliğine aldanır yüksek miktarda tüketirseniz çok yüksek miktarda şeker aldınız demektir. Bu da bir sonraki öğüne kadar daha çabuk acıkmanıza neden olurken, 100 gram incir (yaklaşık 2 küçük boy incir) 80 kalori, 20 gram da karbonhidrat içerdiğinden, fazla tüketimi diyabet hastalığına yol açabiliyor.

Yaz aylarında mutlaka bu sebze ve meyveleri tüketin!
Bahar Yorgunluğuna Dikkat! Mevsim Değişikliklerine Karşı Bedeninizi Koruyunuz!

Yılın bu en sıcak zamanında vücudunuzu daha iyi hissettirmek, korumak için en iyi yardımcınız mevsim sebze ve meyveleri... Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Gülşen Kadri, sizin için özellikle yaz mevsiminde tüketilmesini önerdiği meyve ve sebzeleri seçti. Hepsi hem lezzetli hem de birer doğal şifa kaynağı.


Karpuz ile cilt hücreleriniz güneş hasarlarından korunur
Sıvı kaybının arttığı yaz mevsiminde karpuz tam bir hidrasyon kahramanı. %92 su içeriği ile sizi serinletir ve artan su ihtiyacınıza destek olur. Bir yaz bonusu olarak karpuz, içeriğindeki likopen sayesinde cilt hücrelerini güneş hasarlarından korur.
Kayısı ve şeftali
Yaz mevsimin en güçlü destekleyicileri taze veya kurutulmuş kayısı ve şeftali, güçlü bir besin lifi kaynağı.
Şeftali bol miktarda C vitamini içerirken, hem şeftali hem de kayısı A vitamini ve güçlü bir antioksidan olan beta karoten içerikleri sayesinde bu mevsimin güçlü destekleyicileri.
Kalp sağlığınız için kabak tüketin
Yaz ailesinin bir parçası olan kabak, kalp sağlığının ve kolestrolün düşürülmesinde rolü olan pektin lifini içeriyor.
Yeşil yapraklı salata tüketiminizi artırın
Bu aylarda cildiniz ve genel sağlığınız için salata tüketiminizi artırabilirsiniz. Özellikle taze çiğ ıspanağı ve kıvırcık lahanayı salatalarınıza ekleyin. Turuncu ve koyu yeşil yapraklı besinlerde bulunan ve vücudun vitamin A’ya dönüştürdüğü karotenoidler, cildi güneşe karşı hasarlardan korur. Bununla birlikte UV ışınlarına duyarlılığı azaltır, pul pul ve kuru cildi onarır, cildin zararlı ışınlara karşı savunmasını güçlendirirler. Salatanızı ve menülerinizi yüksek karotenoid içerikli farklı besinler ekleyerek zenginleştirin.
Havuç, kayısı, elma, karpuz, domates, pembe greyfurt, somon, süt, yumurta sarısı ve karnabahar gibi yüksek karotenoid içerikli besinlerle daha sağlıklı bir yemek menüsü hazırlayın.
Hastalık savaşçıları çilek ve yaban mersini!
Çilek ve yaban mersini birçok meyve ve sebzede bulunan hastalık savaşçıları olan flavonoidlerden zenginler. Bu meyveler ciltteki kan akışını artırıyor ve ışığa karşı hassasiyeti azaltarak cildin görünümünü, yapısını ve dokusunu geliştiriyor. Yeni yapılan bir araştırma, yüksek flavonoid içeriğine sahip çilek ve yaban mersininin bilişsel gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olabileceklerini gösteriyor.
Cildi zenginleştiren diğer flavonoid içerikli besinler ise: Muz, narenciye, brokoli, enginar, ceviz, antep fıstığı, kaju, dereotu, kekik.
Sıvı ihtiyacınız için sağlıklı bir alternatif: Yeşil çay Vücudun gerekli duyduğu su ihtiyacını karşılamak için su dışında daha farklı tatlar arıyorsanız cevabı yeşil çayda bulabilirsiniz. Yeşil çay, dışarıdaki sıcak havaya karşı su alımını tamamlamak için sağlıklı bir çözüm. Çalışmalar, yeşil çayın kanser ve kalp rahatsızlığıyla mücadelede, kolestrolü düşürmede, metabolizmayı hızlandırmada etkili olduğunu gösteriyor. Ayrıca zihinsel becerilerin azaldığı demans hastalığı için de olumlu bir kaynak olarak gösteriliyor. Sıcak bir ayda sıcak bir içecek yudumlamak size göre değil ise yeşil çayınıza buz ekleyerek içmeyi deneyebilirsiniz. Çaydaki bu sıcaklık değişimi içeriğindeki besinsel faydalarına zarar vermez.
Haftada 3 gün 45 dakika süreyle tempolu yürüyüş sizlere aktif bir yaşam tarzını getirecektir.'' Açıklamasını yaptı.

Doğru Klima Kullanımı ile Hem Sağlığınızı Hem Cebinizi Koruyunuz.
Akıllı oda termostatı Cosa'nın Kurucu Ortağı Dr. Emre Erkin, klimayı doğru ve sağlıklı kullanmanın püf noktalarını anlattı:
Özellikle yaz aylarında klimasız bir hayat oldukça zor. Daha konforlu yaşamamıza olanak tanıyan klimalar, yanlış kullanıldıklarında sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bunların başında baş ağrısı, kas-iskelet sisteminde tutulmalar ve üst solunum yolu enfeksiyonları geliyor. Doğru kullanım ile hem bu sağlık problemlerinin önüne geçilebilir hem de enerji tasarrufu sağlanabilir. Doğru klima kullanımı için dikkat edilmesi gerekenler şunlar.


Klimanın bakımı ve temizliği oldukça önemli
En önem vermemiz gereken konuların başında klimaların bakım ve temizliği geliyor. Klimaların bakım ve temizliğinin düzenli olarak yılda en az bir defa yapılması çok önemli. Klima kullanımı yaz aylarında artış gösterdiğinden, bakımların özellikle yaz başlamadan yapılmasını öneriyoruz. Genel olarak klima hastalıkları özellikle klima filtrelerinin içerisine yerleşen bir takım toz, kir ve mikroplardan kaynaklanıyor. Başta üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre ve astım gibi alerjik reaksiyonları artıran bir etki gösterebiliyor. Aynı zamanda klima filtrelerinin içindeki tozlar, klimanın verimli çalışmak için daha fazla enerji tüketmek zorunda kalmasına yol açıyor. Bakımları düzenli yaptırmadığınız taktirde fazladan elektrik faturası ödemek durumunda kalabilirsiniz.
Klimaları oda sıcaklığında doğru derecede kullanmak önemli
Serinlemek için klimaları olabildiğince düşük ayarda tutmaya çalışıyoruz, odanın çok soğuduğunu hissettiğimizde ise klimayı kapatıyoruz. Bu çok sık yapılan yanlışlardan birine örnek. Klimalarınızı genel olarak ideal oda sıcaklığına yakın bir ayarda kullanmalısınız. Uluslararası standartlara göre insan vücudu için tanımlanan konfor sıcaklığı, iklim bölgesinden kullanım alışkanlıklarına kadar birçok parametreye göre değişmekle birlikte ülkemiz koşulları için kışın 22-24 yazın 24-26 dereceler arasında olduğu söylenebilir. Bunun altındaki her bir derecelik fark kabaca %5 daha fazla enerji tüketilmesine sebep olacaktır.
Nem alma modunu tercih etmeye çalışın
Klimaların kurutucu etkisinden dolayı sağlık uzmanları klima altında çalışan kişilerin sıvıyı fazla tüketmesini öneriyor. Bunun yanı sıra gece klima kullanımına dikkat edilmesi çok önemli. Gece odamızda düşük ayarda klima açık yattığınız zaman burnunuz tıkanmış bir şekilde uyanmanız olası. Bu gibi sebeplerden dolayı özellikle uyurken klimaların nem alma modunda çalıştırılmasını öneriyoruz. Bu aynı zamanda daha az enerji tüketerek elektrik faturalarında tasarruf da sağlayabiliyor.
Yeni teknolojileri kullanarak maksimum tasarruf sağlayın
Tasarruflu klima kullanmak isteyenlere, zamanlayıcı özelliği olan klima kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Öte yandan gelişen yeni teknolojiler ile klimalarımızı akıllandırmak ve program yapmak yerine cep telefonlarımızdan dilediğimiz yerden ve dilediğimiz zaman yönetebilmek mümkün. Klima kumandasını cep telefonuna taşıyan teknolojilerin yanı sıra direk evinizin sıcaklığını ölçerek evinizin ısıl dinamiklerini öğrenen ve sizin yaşam alışkanlıklarınızı anlayarak klimanızı en verimli olacak şekilde işleten akıllı oda termostatları da var. Bu tip teknolojiler ile dışarıdayken, uyurken, evde veya ofisteyken önceden ayarladığınız konfor koşullarına minimum enerji tüketerek sahip olabilirsiniz. Böylelikle siz evde/ofiste yokken klimanız gereksiz yere çalışmaz, evdeyken ve uykudayken ihtiyacınız kadar çalışır ve evde/ofiste yokken açık unutulan ve sürekli minimum sıcaklıkta çalıştırılan bir klimaya göre %40'lara varan tasarruf sağlayabilirsiniz. Türkiye'nin ilk ve tek yerli akıllı oda termostatı Cosa'nın akıllı teknolojileri sayesinde klima ve de kombilerinizi cepten yöneterek daha sağlıklı ve konforlu ortamda yaşayabilir, bunu yaparken de gereksiz tüketilen enerjinin önüne geçerek enerji tasarrufu sağlayabilirsiniz.

Kemikleri güçlendirmekten uykuya geçişi kolaylaştırmaya..
DONDURMANIN 4 ÖNEMLİ FAYDASI!

Sevilen yiyeceklerinden biri olan dondurma doğru seçildiğinde sağlıklı tatlı alternatiflerinin başında geliyor. Üstelik kalsiyum, fosfor, A vitamini, B vitamini gibi vitamin ve minerallerden zengin olmasının yanı sıra sütten üretildiği için sağlığımıza da önemli katkılar sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz dondurmanın faydalarını anlattı, önemli önerilerde bulundu.


Kalsiyumdan zengin
Kemik ve diş sağlığının korunmasında, kas kasılmasında, kanın pıhtılaşmasında önemli bir role sahip olan kalsiyum vücudumuzda en çok bulunan minerallerden. 19-50 yaş arası kişilerin günde ortalama 1000 mg kalsiyum almaları gerekiyor. Günlük kalsiyum ihtiyacı; çocuklarda, yaşlılarda ve hamilelerde artıyor. Dondurmadan 2 top tüketmek, yaklaşık 150 mg kalsiyum almamızı sağlayarak günlük kalsiyum ihtiyacımızı karşılamaya destek oluyor.
Hafif bir ara öğün alternatifi
100 gram kadar meyveli dondurma yaklaşık 140 kalori iken aynı miktarda baklava yaklaşık 500 kalori, çikolata ise 600 kalori civarında oluyor. Dolayısıyla diyet yapıyorsanız şeker ve yağ içeriği yüksek olmayan dondurmalar sağlıklı bir tatlı alternatifi olacaktır. Özellikle tatlı isteğinin en çok görüldüğü ikindi saatlerinde 2-3 top sade veya meyveli dondurmayı ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Ancak dikkat etmeniz gereken şey, 3 top dondurma yediğinizde, gün içerisinde 1 dilim ekmek + 1 su bardağı süt + 1 porsiyon meyvenizi azaltmak gerektiği.
Kaliteli protein kaynağı
Sütten üretilen dondurma içerdiği protein sayesinde özellikle yutma güçlüğü yaşadığı için yeterli beslenemeyen ileri yaştaki kişiler ve süt, yoğurt, ayran gibi protein ile kalsiyum kaynağı olarak sayılan besin gruplarını yetersiz tüketenler için iyi bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Çocukların büyüme ve gelişmesinde protein önemli bir besin öğesi ve dondurma da bu noktada önemli bir destek haline dönüşebiliyor. Bunların yanı sıra zayıflama diyeti uygulayanlar için dondurma protein içeriği sayesinde verdiği toklukla iyi bir ara öğün haline gelebiliyor.
Stres düzeyini azaltmaya yardımcı
Mutluluk hormonu olarak bildiğimiz serotonin ruh halimizi belirliyor ve serotonin proteinin yapı taşlarından biri olan triptofandan yapılıyor. Bu nedenle; triptofan içeren besinler ruh halini düzelten, sakinleştiren besinler olarak belirtiliyor. Dondurma da hem vücutta stres düzeyini azaltan hormonları uyarması hem de triptofan içermesi sayesinde sakinleştirici olarak kabul edilen besinlerden birini oluşturuyor. Ayrıca yine bu etkileri sayesinde uykuya geçişi de kolaylaştırıyor.
A ve B vitaminlerinden zengin
A vitamini görme fonksiyonları ve bağışıklığın güçlenmesi, B vitaminleri ise konsantrasyon, hafıza, doku onarımı gibi vücutta birçok sistemdeki görevleriyle öne çıkıyor.
Dondurma yerken dikkatli olun!
Dondurmanın kalori bombası haline gelmemesi için sade veya meyveli dondurmalar ilk tercihiniz olmalı. Külah yerine kapta dondurma almalı, sos ile fıstık gibi eklemeler yapmaktan kaçınmalısınız. Aldığınız dondurmanın hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemli. Bu nedenle güvendiğiniz yerleri tercih edin. Mikropların üremeye başlamaması için dondurmada soğuk zincirin bozulmaması gerekiyor. Dondurmanın tüketeceğiniz miktarını servis kabına aldıktan sonra geriye kalan bölümünü hızlıca derin dondurucuya koyun. Çözülmüş dondurmayı tekrar dondurmayın. Üzerinde buz ve kristal parçaları oluşan dondurmaları tüketmeyin. Son kullanma tarihini mutlaka kontrol edin. Yırtık ambalajlı dondurmaları almayın. Seçtiğiniz dondurmanın süt tozu ve glikoz şurubu gibi katkılar içermemesine dikkat edin.


PARFÜMÜNÜZ BÖCEKLERE DAVETİYE ÇIKARMASIN!
ARI, AKREP, YILAN YARALARINA SOĞUK, DENİZ CANLILARININ SOKMASINA, SICAK UYGULAYIN!

Yaz aylarında tatilcilerin rahatsız oldukları en önemli sorunlardan biri de böcek ısırıkları ve böcek sokmalarıdır. Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Engin Türkmen, böcek ısırıkları ve sokmalarının birbirinden farklı olduğunu belirterek, alınacak önlemler ve yapılması gereken müdahaleler ile ilgili şunları söyledi.
Böcek ısırıkları, zehirsiz böceklerin tükürükleri ve kan emmek için salgıladıkları pıhtı önleyici maddelere karşı oluşan kaşıntı, kızarıklık, kabarma gibi alerjik reaksiyon ve bölgesel tahriş oluşmasıdır.
Böcek sokmaları ise; zehirli böceklerin iğneleri aracılığı ile zehirlerini deriye enjekte etmeleridir. Oluşan kızarık ve kabarık alan, genellikle çok ağrılıdır.
ALERJİK BÜNYEYE SAHİP OLANLAR DİKKAT
Kaşıntı, ağrı, kızarıklık ve şişlik böcek ısırmaları belirtileri arasındadır. Bunun yanı sıra yüzde, dudaklarda ve boğaz etrafında şişme, nefes almada güçlük, şiddetli kaşıntı, uyuşukluk ve kramp, görülebilir. Bu belirtiler antihistaminik krem veya ilaçlarla çoğu zaman tedavi edilebilir. Bazen hastada şiddetli baş dönmesi, baygınlık ve bilinç kaybı gibi belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Buna anaflaktik şok (vücutta alerjen maddelere karşı oluşabilen ciddi bir alerjik reaksiyon) denir. Acil olarak müdahale edilmediği takdirde bu tablo ölümcül olabilir. Tedavide kortizonlu ilaçlar ve adrenalin verilir. Ciddi alerjik bünyesi olanların yaz aylarında böceklerin yoğun olduğu yerlerden uzak durmaları, hekimlerine danışarak koruyucu ilaçları yanında bulundurmaları ve böyle bir tablo ile karşılaştığında da derhal bu ilaçları uygulamalıdırlar.
PARFÜMÜ ABARTMAYIN
Yaz aylarında dış ortamda, böcekler tarafından ısırılmanın önüne geçebilmek için; Böceklerin ilgisini çektiğinden, parlak renkli kıyafetler giymekten ve parfüm ya da deodorant gibi güçlü kokular kullanmaktan kaçının. Böcek ısırıklarına maruz kalabilecek bölgeleri azaltmak için uzun kollu giysiler, pantolon, ayakkabı ve şapka giyin. Cildinize böcek savar spreyler sıkın. Oturduğunuz yerde böcek savar ürünler ve mumlar kullanın. Açıkta şekerli yiyecek ve içecek bırakmayın. Durgun ve hareketsiz su kaynaklarının olduğu alanlarda dikkatli olun. Uzun çim ve çalılıklara sürtünmekten kaçının. Kene ısırmalarına karşı sert çim ve çalılıkların üzerinde yürürken pantolon paçalarını çoraplarınıza sokun.
HANGİ BÖCEĞE HANGİ UYGULAMA YAPILIR?
Başınıza gelebilecek böcek ısırıklarına karşı yapılması gereken ilk müdahale oluşacak reaksiyonun yavaşlatmada oldukça etkilidir. Deniz canlılarının sokması ya da ısırması durumunda arı, akrep ya da yılan sokmalarında uygulanan buz uygulamasının aksine yaralı bölgeye sıcak uygulama yapılması gerekiyor. Arı sokmasına karşı yapılacaklar Yaralı bölge yıkanır. Derinin üzerinden görülüyorsa arının iğnesi çıkarılır. Soğuk uygul
ama yapılır. (Amonyak vb. kullanılmaz) Eğer ağızdan sokmuşsa ve solunumu güçleştiriyorsa buz emilerek soğuk uygulama yapılır. Ağız içi sokmalarında ve alerji hikâyesi olanlarda acil tıbbi yardım istenmelidir.
Akrep sokmasına karşı yapılacaklar: Sokulan bölge buz ile soğutulur (buz hiçbir zaman deri ile temas halinde olmamalıdır). Buz tatbik edilmesi hem şişmeyi engeller hem damarlarda büzüşme yaptığı için zehrin emilimini azaltır hem de ağrıyı azaltmaya yardımcı olur. Bol sabunlu su ile yıkanır. Sokulan yerin dört parmak üst bölümüne dolaşımı engellemeyecek şekilde bandaj uygulanır. (Turnike uygulanmaz). Yara üzerine hiçbir girişimde bulunulmaz (kesilmez, emilmez, vb.).
Yılan sokma / ısırmalarına karşı yapılacaklar: Kişi güvenli bir yere götürülmelidir. Kişi sakinleştirerek çok fazla hareket ettirmekten sakınılmalıdır. Sokmanın olduğu bölgedeki sıkı kıyafetleri ve takıları çıkartılmalıdır. Yara soğuk su ile yıkanmalı ve yaraya soğuk uygulama yapılmalıdır. Zehrin hareketini yavaşlatmak için, sokulan yerden yaklaşık 7 cm yukarısını gevşek bir sargı bezi ile sarın. Bez sıkı olmamalıdır. Sargı, arasına bir parmak girecek kadar gevşek olmalıdır ve bandın altındaki nabız hissedilmelidir. Bant için esnek bir bandaj veya bez parçası kullanılabilir. Yara üzerine hiçbir girişimde bulunulmaz (kesilmez, emilmez, vb. ). Tıbbi yardım istenmelidir.
Deniz canlıları sokmasına karşı yapılacaklar: Yaralı bölge hareket ettirilmez. Batan diken varsa ve görünüyorsa çıkartılır. Etkilenen bölge ovulmamalıdır. Deniz canlıların zehirleri ısıya karşı dayanıksız olduğu için, yaralı bölgeye sıcak uygulama yapılmalıdır.

TÜKENMİŞLİK SENDROMUNU
8 ADIMDA YENİN...

Tüm yıl boyunca beklediğiniz yaz tatilinizi de yaptınız ama hala yorgun hissediyorsunuz.
Sanki hiç tatil yapmamış gibi sabahları işe çok keyifsiz hatta zorla gidiyorsunuz.
Kendinizi duygusal ve fiziksel olarak yorgun hissediyor, çok daha kolay öfkeleniyorsunuz.
İşte bu sorunlarınızın nedeni tükenmişlik sendromu olabili
r!

Acıbadem Altunizade Hastanesi Uzman Psikolog İrem Sürmez, tükenmişlik sendromuna çoğunlukla iş yaşamının neden olduğunu belirterek "Tükenmişlik sendromu, yorgunluktan baş ağrısına, uyku ve yeme bozukluklarından mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, egzama, kaşıntı ve saç kıran gibi cilt hastalıklarından konsantrasyon bozukluğu hatta depresyona dek birçok soruna yol açabiliyo
r.
Uzman Psikolog İrem Sürmez, tükenmişlik sendromuna karşı alabileceğiniz 8 etkili öneriyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulunuyor.

Düzenli egzersiz yapın
Düzenli egzersizin fiziksel yararları kadar psikolojik yararları da çok fazla. Bireyin özsaygısını artırarak stres yönetimi üzerindeki etkisi egzersizin en önemli faydalarından biri. Çünkü, egzersiz yaparak vücut endorfin gibi mutlu kimyasalları salgılamaya başlıyor. Araştırmalar egzersizin, bireyde yarattığı olumlu etkiyle depresyon, kronik ağrı, anksiyete ve uyku problemlerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Beden formunuzu güçlendirdikçe, fiziksel olarak kendinizi geliştirdikçe sadece iyi görünmekle kalmayıp problemlere daha farklı bakma, çevrenizde olup biteni daha sağlıklı algılama ve doğru iletişim kurma becerinizi de geliştirebileceksiniz.
Kahvaltı ve öğle yemeğinizi ihmal etmeyin
İş yaşamının yoğunluğunda öğün atlama, yetersiz beslenme, aşırı kafein, şeker, tuz ve yağ tüketme gibi sağlıksız beslenme düzeninin yaygın olduğu görülüyor. Oysa doğru beslenme alışkanlığı fiziksel sağlığımızın yanı sıra duygu durumumuzu da iyileştirmeye fayda sağlıyor. Birçok araştırma beslenme ile stres yönetimi arasında doğrudan ilişki olduğunu gösteriyor. Her sabah güne kahvaltıyla başlamak kan şekerini düzenleyerek işe daha enerjik başlamanızı ve iş yoğunluğuna bedensel ve duygusal olarak daha hazırlıklı girmenizi sağlayacaktır. Öğle öğününde de ayak üstü beslenme ve sağlıksız atıştırmalıklar yerine en az 20 dakika ve oturarak yemek yemeğe zaman ayırarak ruhunuzu ve bedeninizi doyurarak dinlenmek faydalı.
Ailenize ve arkadaşlara daha çok zaman ayırın
Aile ve sosyal hayatı keyifli ve tatmin edici olan bireyin işteki motivasyonu da daha yüksek olabiliyor. İş hayatının ve günlük yaşamın koşuşturmasında karşılaştığınız sıkıntılarla baş etmede aile ve arkadaşlar çok önemli bir rol oynuyor. Çevrenizdeki insanlardan destek alın; sevdiklerinizle, ailenizle ve arkadaşlarınızla daha fazla vakit geçirmeye özen gösterin. Sosyal alan, işteki yoğunluğun ve yükün atılabildiği özel bir alan. İş hayatı ve aile/sosyal hayat dengesi sizin işteki başarınız için de önemli bir formül olacaktır.
Hobi edinmenin gücünü küçümsemeyin
Günlük hayatın rutinleri, iş yaşamının sorumlulukları sizi bir süre sonra keyifsiz bir ruh haline sokup yaşam enerjinizi düşürebilir. Sürekli bir yere, bir işe koşturarak geçirdiğiniz yaşamın içinde küçük bir pencere açıp kendi özel alanınızı yaratmaya özen gösterin. Zaman çok kıymetli ve hiç anlamadığınız bir şekilde hızla akıyor. İşte aldığınız tüm yüklerin enerjisini iş yaşamı dışında kendi ilgi alanlarınıza göre edineceğiniz hobilerle boşaltabilirsiniz. Sosyal ve kültürel faaliyetlerin günlük yaşamın stresiyle baş etmedeki önemini unutmayın.
Mesleki olarak kendinizi geliştirin
İşyerinizde üstlendiğiniz görev ve sorumluluklar, eğitimini aldığınız alanın ve bilgi düzeyinizin dışındaysa işi anlamak ve yetiştirebilmek için daha çok enerji harcamanız ve zamanla kendinizi yetersiz hissetmeniz mümkün. Bu nedenle mesleğinize ve sorumluluk alanınıza yönelik bilginizi artırmak için kendinizi geliştirmenizi sağlayacak eğitim almanızda fayda var.
Gerekirse destek isteyin
Tükenmişlik daha çok iş yaşamının sebep olduğu bir sıkıntı olduğu için öncelikli olarak üstlendiğiniz işin türü, miktarı veya kapasitenizi çok aşırı zorlaması durumunda gerekirse destek isteyin.
Hayatınızı sadece işe odaklamayın
İş ve ev hayatının dengesi çok önemli. Bu dengenin bozulması bireyi zamanla tükenmişliğe ve aile içi bölünmelere götürebiliyor. Sadece işe odaklı yaşamayıp, iş stresi dışında kendinizi ortaya koyabileceğiniz ve rahatlayabileceğiniz, ruhunuzu ve zihninizi de dinlendireceğiniz alanlar ve fırsatlar yaratın.
Uzmana başvurmaktan çekinmeyin
Uzman Psikolog İrem Sürmez "Tükenmişlikle mücadele etmede gerekli tedbirleri aldıktan birkaç ay sonra buna rağmen kendinizi mutsuz ve tükenmiş hissetmeye devam ediyorsanız psikologdan destek almaktan çekinmeyin. Nasıl ki bir hastalıktan dolayı doğal olarak hekime başvuruyorsanız, geçmeyen tükenmişlik hissini de önemseyin ve çözüm bulmak için mutlaka uzmana başvurun" diyor.


10 SORUDA MİGREN
Birçok kişinin, migrenin tedavisinin olmadığını sanması nörologları hep şaşırtır. Oysa migren için basit ve ucuz tedavi seçenekleri vardır.
Yani MİGRENİN TEDAVİSİ VARDIR!


Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, ''Migren'' ile ilgili tüm merak edilenleri anlattı!

Migren krizi ne kadar sürer?
Kişinin hissettiği ağrı ve sonrasındaki bulantı, halsizlik, duygusal değişimler, saçlı deride yanma gibi eşlik eden belirtiler; 4 ile 72 saat kadar sürebilir. Ancak nadiren bazı hastalarda kriz bir haftayı geçebilir. O zaman bu duruma "uzamış migren krizi" ya da "migren fırtınası" denir ki, tedavisi cidden zorlu bir süreçtir.
Migren nasıl tedavi edilir?
Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, ''Migren, iki aşamada izlenir. Birincisi, ağrı kesicilerin kullanıldığı kriz tedavisi. İkincisi, ortalama altı ay süre ile hastanın her gün alması gereken haplarla yapılan koruma tedavisi. En güçlü ve en sık kullanılan koruma tedavisi ilaçları, anti-epileptik denen valproat ya da topiramat gibi epilepsi ilaçlarıdır. Daha düşük sıklıkla bazı anti-depresanlar da kullanılabilir'' dedi.
Bu ana tedavi seçeneklerine ek olarak yan etkisi olmayan ve yararlı ek ilaçlar neler olabilir?
Düzenli kullanılan magnezyum tabletleri ya da B2 vitamini; migren koruma tedavisinde yararlıdır. Yan etki yoktur. Gebeler bile kullanabilir.
Egzersiz (yürüyüş, koşu, bisiklet), migren belirtilerini hafifletebilir mi?
Hayır, egzersiz migren yakınmalarını azaltmaz. Hatta şiddetlendirebilir.
Uçak yolculuklarına has bir migren türü var mı?
Uçakların iniş ve kalkışları sırasında bazı insanlarda alın ya da bir gözün arkasında şiddetli ağrı olduğu bildirilmektedir. Bir migren krizinden ayrılmaları zordur. Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, ''Yaygın görülen bu durumun sinonazal travmadan kaynaklandığı sanılmaktadır. Sinonazal travma, kafa içindeki sinüs boşlukları ile kafa dışındaki basınçlar arasında ani farklılıkların ortaya çıkması ve bu durumun bu boşlıukları kaplayan ağrıya hassas mukozayı etkilemesinden oluşmaktadır. Endişe edici bir durum değildir. Uçak ya da tren yolculukları, ciddi migren tetikleyicileridir'' dedi.
Seyahat bir migren tetikleyicisi midir?
Kesinlikle. Seyahate hazırlık döneminin yarattığı stres, bavulu ve ortalığı toplama çabaları, ağır çantaları taşımak, uzun saatler havaalanlarında beklemeler, işlenmiş havayolu yemekleri, atlanan öğünler, jet-lag ve ani iklim değişikliğine maruz kalma ciddi migren tetikleyicileridir.
Yaz tatillerinde sık görülen migren tetikleyicileri nelerdir?
Susuz kalma, aşırı sıcak ve nemli hava, parlak güneş ışığı (mutlaka şapka ve güneş gözlüğü kullanın), sinek kovucu losyonlar ya da güneş yağı kremleri. Sıcak hava dalgası dönemleri; migreni olmayan kişilerde bile migren krizlerine yol açabilmektedir.
Hava kirliliği bir migren tetikleyicisi midir?
Bu yönde giderek artan kanıtlar var. Hava kirliliği migren krizlerini tetikleyebilir.
Yağmurlu havalar özellikle yıldırım düşmeleri ile migren krizleri arası bir ilişki var mıdır?
Böyle havalarda migren krizi sıklığı artmaktadır. Yıldırım düşmelerinin 25 km. ilerdeki bir migrenlide bile krize yol açabileceği bildirilmiştir. Muhtemel neden, havadaki aşırı elektrik yükünün beyin basıncı dengelerini bozucu değişikliklerine yol açmasıdır.
Migrenlilerin yediklerine dikkat etmesi ne anlama geliyor, ağrı ile savaşta bir işe yarar mı?
Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, ''Kırmızı şarap, meşhur bir migren tetikleyicisidir. Kadınlarda adet görme de öyle. Bir migren hastası kadın, adet dışında tükettiği kırmızı şarabın ağrıya yol açmadığını ama adetin hemen öncesi dönemde içeceği bir kadeh şarabın şiddetli migren krizine yol açtığını fark etmiştir. Bu buluşu, adetin erken döneminde kırmızı şarap içmeyerek krizlerden kurtulma imkanını vermiştir'' açıklamasını yaptı.

Çalışırken Enerjiniz Tükenmesin...

Çalışma hayatında karşılaşılan ve performansı doğrudan olumsuz etkileyen durumlardan biri de kişinin kendini yorgun ve halsiz hissetmesi. Gün içindeki yorgunluk ve halsizlik hissinin güne nasıl başlandığıyla doğru orantılı olduğunu belirten Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Güne başlarken enerjik hissedeceğiniz aktiviteler yapabilirsiniz.
Sabah yürüyüşü bunun için en iyi seçimdir" diye konuştu.
Mumcu, çalışırken enerjinin tükenmemesi için de çeşitli önerilerde bulundu!


Öncelikle güne nasıl başladığınız çok önemli. Kalkınca bir bardak su içmek metabolizmanızı harekete geçirir. Uyandığınızda sizi enerjik hissettiren bir aktivite yapabilirsiniz. Sabah yürüyüşü bunun için en iyi seçimdir.

Yumurta, süt, peynir, tam tahıllı ürünler, taze sebze ve meyve içeren iyi bir kahvaltı da gün boyu ihtiyacınız olan enerjinin daha dengeli olmasını sağlar.

Öğle yemeğinde proteinlerin gücünden yararlanabilirsiniz. Proteinler daha uzun sürede sindirildiği için kendinizi daha uzun süre tok hissedersiniz ve öğleden sonra gereksiz atıştırmalıklardan uzak durabilirsiniz. Yağsız ve sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanan tavuk, balık, kırmızı et gibi protein kaynaklarının olduğu bir ana öğün tüketmek, yanında mutlaka pişmiş sebze ve salata yemek, içecek olarak serin bir ayran tercih etmek ana öğün için yapılabilecek iyi seçimlerdir.

Öğle yemeği sonrasında yine de bir şeyler atıştırmak isterseniz yoğun miktarda şeker, un ve yağ içeren besinlerden uzak durun. Mevsiminde taze meyve veya kuru meyveler, kavrulmamış ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler, haşlanmış veya çiğ sebzeler, yulaf ezmesi veya tam tahıllı gevrekler, süt, peynir ve yoğurt gibi besinler ihtiyaç duyduğunuz enerji, vitamin ve mineral desteğini sağlayarak kendinizi enerjik hissetmenize yardımcı olur.

Ertesi güne enerjik devam etmek için akşam yemeği de önemlidir. Akşam yemeğinde mutlaka yoğurt tüketin. Yoğurt tüketmek sindirim sistemini rahatlatır. Yatmadan iki saat önce yemek yemeyi bırakın, kafein içeren içecekler tüketmeyin.

Gün içinde enerjik olmak için 7-8 saatlik düzenli gece uykusu da önemlidir.

Bunların yanında kişinin kendini enerjik hissetmesine yardım eden önemli etkenlerden diğer ikisi de sıvı tüketimi ve aktivitedir. Sıvı ihtiyacı için sadece çay-kahve tercih etmemek, mutlaka gün içinde 8-10 bardak su içmek önemlidir. Gün içinde yürüyüş için tüm fırsatları kullanmak da kan dolaşımını arttırarak enerji sağlamaya yardımcı olması açısından önemlidir.

Alzheimer'dan Korunmaya yarayan Yardımcı Besinler
Günümüzde erken yaş döneminde de görülmeye başlayan ve kesin bir tedavisi olmayan Alzheimer’dan korunmak için hayatımıza dahil etmemiz gereken besinleri, Hastane Derindere Nöroloji Uzmanı
Dr. Keriman Oğuz’dan anlattı.


Kabak çekirdeği tüketin!
Çinko, kolin gibi yağ asitleri ve E vitamini açısından zengin olduğundan Alzheimerrisk faktörlerini azaltmada yardımcı olabilir. Ayrıca, badem, kaju, ceviz, fındık, fıstık gibi kuruyemişler Omega-3, Omega-6, E vitamini, folat, vitamin B6 ve magnezyum içerir.Omega 3 içeren besinleri düzenli olarak tüketen kişilerde demans görülme riskinin %26 daha düşük olduğu yapılan araştırmalarla görülmüştür.

Her gün kahve için
Alzheimer hastalığının nedenlerinden biri de beyinde anormal amiloid beta (Aß) protein plaklarının birikmesidir. Yapılan araştırmalar kahvenin beta amiloidprotein düzeyini %50 oranında azaltabileceği sonucuna varılmıştır.

Sebze ağırlıklı beslenin
Beslenmenize yeşil yapraklı sebzeleri ekleyin. Lahana, brokoli, kuşkonmaz, karnabahar, Brüksel lahanası gibi folat içeren yeşil sebzeler, homo-sistein içerirler. Homosisteinbilişsel bozuklukla bağlantılı bir aminoasittir. Pişirilmeden tüketilebilen kabak, kuşkonmaz, domates, havuç, pancar gibi sebzeler besin değerlerini koruyarak beyin aktivitesi için önemli olan A vitamini, folik asit ve demirin alınmasına yardımcı olurlar.

Antioksidan meyveler her zaman hayatınızda olmalı
Böğürtlen, yaban mersini ve kiraz gibi kırmızı renkli meyveler C ve E vitaminlerini içermelerinin yanı sıra anti-inflamutuar ve antioksidan olma özelliklerine de sahiptirler. Ayrıca beyni serbest radikallerden koruyanantosiyanini içerir.

Bakliyatlar beyin aktivitesinin sağlıklı olmasına yardımcı olur
Bu gıdalar asetilkolinin (beyin fonksiyonu için kritik bir nörotransmitter) hammaddesi olan kolin molekülünü içerirler. Ayrıca genel vücut fonksiyonu ve nöron ateşlenmesine yardımcı olabilecek folat, demir, magnezyum ve potasyum içerir.

İLİŞKİLERDE EN SIK YAPILAN 9 HATA

Son yıllarda hemen herkesin ortak görüşü, ilişkilerin artık hızla ve kolayca tükenir olduğu!
Gerçek sohbetlerin yerini sanal iletişimin almaya başlaması, kişilerin günlük hayatın koşuşturmacası ve stresin de etkisiyle özellikle iş hayatındaki öfkelerini, bastırılmış duygularını evde 'en sevdiklerine' yansıtarak incitebilmesi, özür dilemekten kaçınıp tartışmalarda hep haklı çıkmaya çalışması, tahammülün zayıflaması çiftleri kolay ayrılığa götüren sebeplerden birkaçı.
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül "Teknolojik gelişmeler, insanların refah düzeyinin artması, tüketimin çoğalması ve değişen toplumsal yapılar günümüz ilişkilerini yürütmeyi de zorlaştırmaya başladı.
Kısa süreli ilişkiler, boşanma oranlarının yüksekliği, bekarlık süresinin uzaması olarak yansımalarını gördüğümüz günümüz ilişkilerinde çiftleri mutsuzluğa, ilişkileri de açmaza hatta tükenmeye götüren temel hatalar var" derken, en sık yapılan 9 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu!



Hep haklı olmaya çalışmak
Hayatta her zaman haklı olmak şüphesiz mümkün değil, üstelik bazı durumlar var ki haklı olmanın bir anlamı ve önemi de yok. Ancak kimi insanların sürekli haklı çıkmaya çalıştıkları da bir gerçek. Buna karşın ikili ilişkilerde taraflardan biri sürekli haklı olduğu şeklinde bir davranış sergiliyorsa, bu durum ilişkinin eşitlikçi olması gereken yapısını bozar. Bazen kişiler haklı olmaya o kadar odaklanırlar ki mutlu olma anlarını kaçırırlar. İlişkiler söz konusu olduğunda kimsenin yüzde yüz haklı ya da haksız olamayacağını unutmayın ve ikili ilişkileri yıpratan bu temel yanlıştan kaçının. Gerekirse özür dilemekten kaçınmayın, özür dilemenin bir zayıflık değil aksine erdemli bir davranış olduğunu unutmayın.

Her şeyi beraber yapmak istemek
Bağlılık gibi görünen bir şey aslında bağımlılığın ta kendisi olabiliyor. Oysa bir ilişkide önemli olan 'ben'leri kaybetmeden, 'biz' olabilmek. İlişkinin içinde, her kişinin kendine ait alanlarının olması çok önemli. Beraberce yapılan şeyler kadar her bireyin kendi arkadaşları ya da ailesi ile vakit geçirmesi, kendi hobilerine vakit ayırması, kişilerin ilişkilerine daha objektif yaklaşabilmelerini ve ilişkilerinde aslında daha fazla keyif alabilmelerini sağlar. Bu nedenle her şeyi beraber yapma isteğinden vazgeçin.

Birbirini değiştirmeye çalışmak
İlişkilerde başlangıçta partnerinizde sevdiğiniz özellikler, zamanla en çok değiştirmek istediğiniz özellikler olmaya başlayabiliyor. Oysa karşınızdaki kişinin de her insan gibi kusurlarının olduğunu kabul edebilmeyi öğrenin ve sürekli onu değişime zorlamayın. Üstelik bir kişi kendi değişmek istemedikten sonra onu zorla değiştiremezsiniz. Partnerinizin olumsuz sevmediğiniz yönlerine odaklanmanız ilişkinizi çıkmaza sokabilir. Ancak önemli bir kriter, değşitirmeye çalıştığınız davranışının size veya çevresindekilere zarar verip vermediği. Zarar vermiyorsa onu değiştirmeye çalışmanın ona yapılan bir haksızlık olabileceğini de bilin.

Partnerini hayatının merkezine koymak
Böyle bir yaklaşım son derece sağlıksız. Bir ilişkiye kendinizi adamanız, herşeyinizi partnerinize göre planlamanız sizi hızla tüketir ve ilişkilerdeki dengeleri değiştirir. Sevdiğiniz insan sizin için şüphesiz çok önemli ve değerli ancak hayatınızı oluşturan şeylerden yalnızca biri, hayatınızın tümü değil. O nedenle partnerinizi hayatınızın merkezine koyma yanılgısına düşmeyin.

Sosyal medya ve oyunlarda fazla zaman geçirmek
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül "Günümüzde çiftlerin en büyük sorunlarından biri, taraflardan birinin aşırı derecede telefon ve bilgisayarda zaman geçirmesi. Akşam eve gelir gelmez eline telefonunu alıp bırakmamak, beraber yapılan etkinliklerde sosyal medyadan gözünü ayırmamak, birbirleriyle zaman geçirmek yerine başkalarının paylaşımlarına bakmak, 'kafamı rahatlatıyorum' diyerek bu mecralarda ya da bilgisayar oyunlarında fazla zaman geçirmek 'gerçek iletişim'e büyük zarar veren davranışlar. Bunlar tıpkı uyuşturucu gibi uzun vadede kendi psikolojiniz de başta olmak üzere her şeye zarar verebiliyor " diyor.

Fazla Beklentiler
Geçmişte aile ilişkilerinizde yaşadığınız hayal kırıklıkları bilinç altında yer etmiş olabilir ve siz hiç fark etmeden ilişkinizde partnerinizden bunları onarmasını bekliyor olabilirsiniz. Oysa tıpkı sizin gibi partnerinizin de bilinçaltı ihtiyaçları olabileceğini unutmayın. Karşınızdaki kişiden size verebileceği kadarını beklemelisiniz. Her insanın bir sevgi alma ve verme kapasitesi var. Hayatınızdaki kişinin bu kapasitesini anlayın ve ondan herşeyi beklemeyin. Özellikle son yıllarda pek çok kişi sosyal medyada takip ettiği kişilerin 'her gün eğlencedelermişçesine' paylaşımlarına ve çoğu kez 'sahte mutluluklarına' aldanarak kendi hayatlarını kıyaslama ve partnerini sorgulama yanlışına düşebiliyor.

Geçmişe ve kötü şeylere odaklanmak
Bazı insanlar geçmişe takılı kalırlar ve kafalarından atamazlar. Oysa ilişkinin içinde geçmişte yapılan hatalara takılı kalmak, eski sorunları sürekli gündeme getirmek adeta ilişkinin altına konulan bir dinamit! Hatalarından ders çıkarıp çıkarmadığına bakmak önemli. Geçmişteki hataları affetmeyi seçtiyseniz bunun sorumluklarını yerine getirmelisiniz, eğer affedemiyorsanız bir uzmandan bu konuda destek almalısınız.

Hakaret etmek, kişinin değerlerine saldırmak

Tartışırken sizi rahatsız eden durum üzerine konuşun ancak bağırmaktan ve hakaretten kaçının. Öfkenizi kontrol altına almalı, sorunu daha da büyütmek yerine yapıcı olmaya çalışmalısınız. Karşınızdaki kişinin değerlerine saldırmak, küçümsemek de yapacağınız en büyük yanlışlardan biri.

İçine atmak

Psikolog Reyhan Algül "Sorunları içinize atmak yerine, doğru zamanda ve doğru ortamda dile getirmekten kaçınmayın. Aksine içine atmanız, konuşmamanız, sorunların çözümü yerine ilerleyen dönemde bir kartopu gibi çok daha büyümesine neden olacaktır. Kırgınlıklarınızı veya sizi rahatsız eden konuları sakinliğinizi koruyarak ve yapıcı bir üslupla dile getirin ve duygularınızı paylaşın" diyor.


D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNE KARŞI SOMON, SÜT, GÜNEŞ

Son yapılan araştırmalar D vitamini eksikliğinin önceden bilinenden daha önemli bir vitamin olduğu ve eksikliğinin ise tahmin edilenden çok daha yaygın bir hastalık olduğunu ortaya koydu. Medical Park Fatih Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Mocan, D vitamini eksikliğinde hangi hastalıkların ortaya çıktığı ve eksikliğin nasıl giderilebileceği konusunda önemli açıklamalar yaptı!

D vitamini yağda eriyen bir vitamin olup vücudun yağ hücrelerinde depo edilir. En önemli görevi gıdalar ile alınan kalsiyumun kemik gelişimine sağladığı katkıdır. Bitkilerde D2 vitamini bulunurken, hayvanlarda ise D3 vitamini bulunur. Medical Park Fatih Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Mocan, D vitaminin en çok somon balığı, ton balığı, sardalya ve hamsi balığında depolandığını belirterek, besinlerin yanı sıra güneş ışınlarından gelen vitamini direk almanın da önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Mocan, konuyla ilgili şu bilgileri verdi.

SOMON TEK BAŞINA D VİTAMİNİ DEPOSU
Az güneş gören kuzey ülkelerinde ise özellikle somon balığı insanların D vitamini ihtiyacını tek başına karşılar.
Bir yumurta sarısı günlük D vitamini ihtiyacının yüzde 10'nunu karşılarken süt, peynir, yoğurt gibi gıdalar önemli bir kısmını karşılamış olur.
GÜNDE 15 DAKİKA GÜNEŞLEN!
D vitamininin ana kaynağı güneşten aldığımız ultraviole ışınlarıdır. Güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saatlerinde güneş yağı kullanmadan veya az kullanarak 10-15 dk. güneşte kalmak vücudun D vitamini ihtiyacını karşılayacaktır. Bu güneşlenme esnasında ışınların vücuda direk temas etmesine dikkat edilmelidir. Güneşlenirken kapalı kalan sırt, koltuk altı, bacak gibi bölgelerinde güneş ışığı görmesinin yararı olacaktır. Bunu yaparken sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı baş mutlaka büyük bir şapka ile korunmalı veya gölgede tutulmalıdır.
ÖZELLİKLE HAMİLE VE YAŞLILAR...
Özellikle güneşle az teması olan kişilerde hamilelerde ve yaşlılarda D vitamini eksikliği en sık rastlanan sorunlardandır. Hamile ve yaşlılar, bu vitamine diğer insanlara oranla daha fazla ihtiyaç duyar.
VÜCUT DİRENCİNİ ARTTIRIYOR...
D vitamini son yıllarda kemik gelişimine sağladığı katkılar dışında vücut direncini arttırıcı ve metabolizmayı hızlandırıcı etkileri olduğu da görülmüştür. Yapılan çalışmalar vücuttaki mikropların D vitamini sayesinde öldüğünü ortaya çıkarmıştır.
EKSİKLİĞİ OBEZİTE OLUŞUMUNDA ETKİLİ
Obezite oluşumunda izah edilemeyen bir D vitamini eksikliği görülmektedir. İnsülin direnci bu vitaminin eksikliğinde daha sık görüldüğü için önce obeziteye ileriki dönemlerde de hipertansiyona yol açabilmektedir.
GRİP NEDENİ...
Yeterli miktarda karşılanamayan D vitamini eksikliği; uzun süren üst solunum yolu enfeksiyonlarına ve gribal enfeksiyonlara neden olur. Bunlara bağlı olarak da halsizlik, sedef hastalığı, diyabet astım, Alzheimer, epilepsi, kanser ve depresyon riskini arttırmış olur. Özellikle çocuklarda D vitamini eksikliği büyüme geriliği ve kırıklara yol açarken, yaşlılarda ise en sık karşılaştığımız kemik erimesi hastalığına yol açmaktadır.
İHTİYACIMIZ OLAN D VİTAMİNİ
Günlük D vitamini ihtiyacı bebeklerde 400 ünite, hamillerde 600 ünite, yaşlılarda ise 800 ünitedir.

VÜCUDUNUZ BAHAR'A HAZIR MI?
Bahar Yorgunluğuna Dikkat! Mevsim Değişikliklerine Karşı Bedeninizi Koruyunuz!

Mevsim geçişlerinde ani sıcaklık farklarından dolayı bedenimiz olumsuz etkilenebilir. Vücudumuz ısı değişikliklerine hemen uyum sağlayamayabilir ve özellikle bağışıklık sistemi düşük olan kişiler bu durumdan olumsuz etkilenirler.
Havaların aniden ısınması vücut direncimizi düşürdüğünden bahar ayları olsa bile gribe yakalanmamıza büyük etken oluşturur.

Gücünü Okan Üniversitesi'nin bilgi ve birikiminden alan, Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme Ve Diyet Uzmanı Derya Fidan ''Halsizlik, baş ağrısı, mutsuzluk, enerji azlığı bahar yorgunluğunun belirtileri arasındadır. Havadaki ani ısı, basınç, nem değişiklikleri kişiyi stresli bir hale getirir ve bu belirtiler kişinin hayat kalitesini etkileyerek iş performansını düşürebilir.
Kronik hastalığı olan kişiler ısı değişikliklerine daha zor adabte olurlar ve özellikle bu gruptaki kişilerin beslenmelerine daha çok dikkat etmeleri gerekir.
Mevsim değişikliklerine uyum sağlamakta zorlanan diğer kişiler ise 65 üstü bireyler ve çocuklardır.
Bu bireyler dengeli beslenerek, uyku saatlerine özen göstererek, spor yaparak bağışıklık sistemlerini güçlendirebilirler.'' Dedi.
Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme Ve Diyet Uzmanı Derya Fidan, bahar aylarında beslenme düzeni ile ilgili tüyolar verdi.
Dyt. Fidan, 'Havaların ısınmasıyla ortaya çıkan hastalıklardan korunmak için günlük besin ihtiyacımızı karşılarken doğru kaynaklardan olmasına dikkat etmeliyiz.
Tam tahıllı ürünleri tercih etmeli ve bağışıklık sistemimizi güçlendirecek besinlerden özellikle C vitamini kaynaklarını tüketmeye özen göstermeliyiz. Turunçgiller, kuşburnu, biber, ıspanak ve de maydanoz önemli C vitamini kaynaklarımızdır.
Bu dönemde sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek hastalıklarla mücadele etmemizi kolaylaştıracaktır. Yine aynı şekilde et, süt, yoğurt tüketimi kas yorgunluğunu gidermek ve uzayan günlerde fiziksel aktivitemizi artırmaya yardımcı olacaktır. Sıcak günlerde yağlı yiyeceklerden kaçınmalı, kızartma ve kavurma tarzı yiyecekleri yememeliyiz. Günün yorgunluğunun yanında vücuda alınan fazla miktarda kafein de mide sorularının yanında uykusuzluğa neden olup bağışıklık sistemimize zarar vereceğinden geceleri çay kahve tüketimimize dikkat etmeli fazla kafein almaktan kaçınmalıyız.
Sabah kahvaltısını uyandıktan sonra bir saat içinde yapmaya özen göstererek metabolizma hızımızı arttırıp sağlam bir bünye ile güne başlamalı mevsim geçişlerinin beraberinde getireceği enfeksiyonlardan korunabiliriz. Vücudumuz için gerekli elzem besin öğlerini alarak mevsim değişikliklerine karşı hazır olmalıyız.
Su tüketimimiz ise günlük olarak kişinin kilosu başına 30 cc olacak şekilde hesaplanmalı ve gün içerisine dağılmalıdır. Dengeli bir beslenmeyi, düzenli bir sporla taçlandırarak hayat kailtemizi artırmayı hedeflemeliyiz.
Haftada 3 gün 45 dakika süreyle tempolu yürüyüş sizlere aktif bir yaşam tarzını getirecektir.'' Açıklamasını yaptı.

İşte su içmenin az bilinen faydaları!
Yaşamımızı devam ettirebilmemiz için oksijenden sonra en çok ihtiyaç duyduğumuz suyun, vücut ve ruh sağlığımız için sayısız faydası var. Kadınların günde ortalama iki, erkeklerin ise iki buçuk litre su içmeleri gerektiğini söyleyen Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, suyun az bilinen 10 faydasını sıraladı.

1- Ağız kokusunu önler Gün içinde az besin tüketimi ve yetersiz sıvı alımı nedeniyle tükürük miktarı azalabilir. Tükürük üretiminin azalması nedeniyle, ağız temizliği için gerekli olan sıvı yetersiz kalır. Bu durum da, ağız kokusuna neden olur. Tükürük salgısının azalması, kokunun yanı sıra ağız kuruluğuna da yol açar. Ağız kuruluğu ise yutkunma, çiğneme ve hatta konuşmayı bile etkiler.
2- Saçlara sağlık katar Yetersiz su tüketimi saç kuruluğuna, kırılmalara, kepeklenmeye ve saç kayıplarına neden olur. Su sadece nemlendirmez, vücudu temizleyerek sağlıklı, ipeksi ve parlak saçlara kavuşmamızı da sağlar.
3- Kas kitlesi fazla olanlar için daha çok gereklidir Spor yaparken sağlığımızı korumak için düzenli egzersiz, düzenli beslenme, düzenli uyku ve yeterli su tüketimine dikkat etmemiz gerekir. Özellikle kas geliştirici antrenmanlar yapanlar için bu dört kural kilit bir öneme sahip. Vücuttaki kas kitlesi arttıkça su ihtiyacının da artacağı mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Antrenman ve egzersizlerin hem öncesi hem de sonrasında içilen su aynı zamanda, kasılmalar ve kramplarla başa çıkmada etkili bir yöntemdir.
4- Beyinsel faaliyetler için önemlidir Unutkanlık merkezi beyin olduğu için bu organımızı iyi beslemeliyiz. Bunun için yeterli ve sağlıklı su tüketimine dikkat edilmesi gerekir. Susuzluk unutkanlığın yanı sıra, dikkat süresini ve hareket yeteneğini de olumsuz yönde etkiler.
5- Sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmeye yardımcı olur Gebelik döneminde vücudundaha fazla suya ihtiyacı vardır. Çünkü bebeğin gelişmesi, anne karnındaki sıvı içinde olur, annenin kan hacmi artar ve bu da daha fazla su ihtiyacı demektir. Sağlıklı bir gebelik dönemi için, annenin artan su ihtiyacını karşılaması gerekir.
6- Kabızlığın önüne geçer Lifli besinler, sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkin bir rol oynar. Ancak ne kadar lifli gıda tüketilirse tüketilsin, yeterince su içilmediğinde, alınan lifler vücutta etkin bir şekilde kullanılmaz.
Yetersiz su tüketimi, sindirim sisteminin daha az çalışmasına ve buna bağlı olarak kabızlığa yol açar.
7- Stresle savaşır Beyin dokusunun yüzde 85'i sudan oluşur. Eğer vücudunuzda yeteri kadar su yoksa hem ruhen hem de fiziksel olarak kendinizi stres altında hissedersiniz. Susuzluğa dayanamamamızın sebebi de aslında budur. Susuz kalan beyin dokuları, su içmek için sürekli bir istek duymamıza neden olur ve suya erişimin olmadığı durumlarda kendimizi gergin hissederiz.
8- Böbrek taşı riskini azaltır Yabancı ve zararlı maddeleri vücudumuzdan uzak tutan böbrekler, yeterli sıvı alınmadığı takdirde bu işlemi gerçekleştirmekte zorlanır. Bu durum birtakım böbrek hastalıklarına yol açtığı gibi, minerallerin birikimi de böbrek taşı oluşumuna neden olur.
9- Kalp dostudur Kanımız, hücreler için gerekli oksijeni ve diğer maddeleri su ile birlikte daha hızlı taşır. Su tüketiminin yetersiz olduğu durumlarda, kan hacmi azalabilir ve bu da dolaşım sistemini olumsuz etkileyerek kalbe düşen yükü artırır.
10- Reflünün en doğal tedavi yöntemidir Yaşam kalitemizi çok ciddi oranda düşüren ve tedavi edilmediği takdirde yemek borusu kanserine dönüşme ihtimali bulunan reflü için yeteri miktarda ve iyi su içmek çok önemli. Su içmek bazı hastalarda reflünün etkisini azaltırken, bazı hastalarda tamamen iyileşme dahi görülür.

PARMAKLARINIZIN NEDEN UYUŞTUĞUNU HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
DİYABET VE B12 EKSİKLİĞİ PARMAK UYUŞMASI SEBEBİ

Pek çoğumuz parmaklarımızdaki uyuşma ve karıncalanma hissini yakından biliriz.
Çoğu zaman önemsemediğimiz bu durum, kronik bir hal aldığında eğer gerekli tedbirler alınmazsa, daha büyük rahatsızlıklara neden olabiliyor.


UYUŞAN PARMAĞA GÖRE TEŞHİS KONABİLİYOR
Parmaklarda uyuşma ve karıncalanma hissi, batma ve iğnelenme olarak da ifade edilebilen anormal bir durumdur. Yaşlılarda görülebildiği gibi gençlerde de görülebilir. Parmaklardaki uyuşma hissinin çok farklı nedenleri bulunmaktadır. İlk olarak düşünmemiz gereken parmaklara kan akışını engelleyen herhangi bir durum ve sinir harabiyeti oluşturacak sebeplerdir. Aralıklı oluşan uyuşma hissi bazı hareketlerin sürekli tekrarlanmasıyla ya da yanlış bir pozisyonda uyumakla sinirler üzerine aşırı basınç olması sebebiyle meydana gelmektedir. Bunun yanı sıra, el ve ayaklardaki herhangi bir ortopedik problem sonucunda da oluşabilmektedir.
BOYUN VE BEL FITIĞI YOL AÇABİLİYOR
Dirsekteki ‘ulnar sinir’ adını verdiğimiz sinirin sıkışması nedeniyle elde serçe ve yüzük parmağında uyuşma oluşabilmekte, el bileğindeki median sinirin sıkışmasıyla da başparmak ve diğer parmaklarda uyuşmalar oluşabilmektedir. Tüm bunların yanında boyun ve bel fıtıkları, boyun- bel kireçlenmeleri gibi problemlerde el veya ayak parmaklarında uyuşma ve hissizlik olabilir. Ayrıca multibl skleroz, felç, tümör, diyabet gibi çok daha ciddi problemler neticesinde de parmak uyuşması oluşabilmektedir. Parmaklardaki uyuşma ve his kaybına soğukluk hissi, yanma, kaşıntı, dokunma sırasında hassasiyet, seğirme ve kasılmalar eşlik edebilir r.

UYUŞMA VE HİS KAYIPLARININ 9 SEBEBİ
KARPAL TÜNEL SENDROMU:
El bilek seviyesinde bulunan ‘karpal tünel’ adı verilen kanaldan median sinirin herhangi bir nedenle sıkışmasına bağlı olarak meydana gelir. Tekrarlayan hareketler, bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, diyabet, hipertroidi, gebelik, hormonal nedenler ile oluşabilir.
KUBİTAL TÜNEL SENDROMU: Dirsek kemiğinde ulnar sinirin yukarıda saydığımız nedenlerle sıkışmasıyla el serçe ve yüzük parmağında uyuşma oluşmaktadır.
PERİFERİK NÖROPATİ: Kontrol edilemeyen diyabet, ayakta çalışma, B12 eksikliği, MS hastalığı, kronik alkolizm sonucunda sinirlerde iltihaplanma ve hasar oluşur. Etkilenen alandaki sinirlerde uyuşma ve his kaybına neden olur. TARSAL TÜNEL SENDROMU: Arka tibial sinirin ayak bilek iç kısımda sıkışmasıyla oluşur ve el bileğindeki karpal tünel sendromunun ayak bileğindeki tipidir.
BOYUN VE BEL KİREÇLENMELERİ: Kemiklerde hasara yol açan, ilerleyen yaş, duruş bozuklukları, diyabet, kemik erimesi durumlar sebebiyle boyun omurlarında aşırı aşınmalar meydana gelir. Bu aşınmalar oluşan kireçlenmeler kanaldan geçen sinirleri sıkıştırır. Bu da kollarda ve bacaklarda ağrı, uyuşma ve his kaybına yol açabilir.
MİNERAL VE VİTAMİN EKSİKLİKLERİ: Kalsiyum, magnezyum, çinko, B12 vitamin eksiklikleri, kasların kasılıp gevşeme aktivitelerini etkileyerek parmaklarda uyuşmaya yol açabilir.
DİYABETİK NÖROPATİ: İyi takip edilemeyen diyabet sinirlerde harabiyete yol açar. Bu da el ve ayaklarda eldiven çorap tarzı dediğimiz uyuşmalara yol açar.
DOLAŞIM BOZUKLUKLARI: Parmağa kan akışını engelleyen herhangi bir durum parmakta uyuşma ve tutukluğa yol açabilir
DİĞER SEBEPLER:
Uzun süre sigara kullanımı, alkolizm, hipotroidi, omurilik yaralanmaları, metal zehirlenmeleri, SLE, omurilik tümörleri vb. Medikal tedavi gerekebilir. Vitamin takviyeleri, kas sinir iletimini düzenleyen (pregabalin, gabapentin gibi) ilaçlar kullanılabilir. Sıcak- soğuk kompres enflamasyona bağlı gelişen uyuşmaların azaltılmasına yardımcı olur. Etkilenen alana giden kan akışını artırarak, enflamasyonu azaltı
r.
Beslenme alışkanlığında yapılan değişiklikler önemlidir. Kolesterolden fakir diyet, liften zengin diyet, yüksek antioksidan gıdalar tedaviye yardımcıdır. Sigara bırakılmalıdır. Bazı egzersizler ve masaj, etkilenen organa giden kan akımını artırarak herhangi bir hastalığın ilerlemesini engeller. Fizik tedavi uygulamaları (sıcak- soğuk paketler, girdap banyosu, lazer, elektrik stimülasyon germe ve gevşeme egzersizleri, kas güçlendirme egzersizleri önerilmektedir. El bilek, dirsek ve ayak bilek sinir sıkışmalarında istirahat splintleri önerilir.
BASİT EGZERSİZLERLE TEDAVİ DESTEKLENEBİLİR Parmak uyuşmalarının tedavisinde aşağıdaki yöntemler denenebilir, ancak öncelikle sebep olan hastalık tespit edilmeli ve ona yönelik tedaviye bir an önce başlanmalıdır. Aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınma, tekrarlayıcı hareketlerden kaçınma, çalışma ortamlarında ergonomiye dikkat ederek yaşamak mutlaka önemsenmelidi
r.
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ruhsan Cihan.

Avokado Ye Mutlu ve Genç Kal!

Avokado yapısında çok fazla sayda tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Avokado A, C, ve E vitaminleri bakımından zengindir. Ayrıca, lutein ve glutathion gibi antioksidanlar içerir. Fosfor, magnezyum, potasyum, kalsiyum, demir ve çinko minerallerinden de oldukça zengindir.
Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger avokadonun, besin değeri açısından beslenmemizde bulunması gereken çok özel bir sebze olduğunu belirtiyor. İşte Özger’in açıklamaları:
125 gram avokado ortalama 250 kkaloriye sahipken, 0.5 gram karbonhidrat, 2 gram protein ve 29 gram yağ içerir. Diyette avokado kullanılmasının kan kolesterol seviyesini düşürdüğü, HDL’yi arttırıp, LDL ve trigliserid seviyesini düşürdüğü yaılan bilimsel çalışmalarda görülmüştür. Kabızlığa karşı da etkili olan ve bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleri bulunan avokado, içeriğindeki güçlü antioksidanlar sayesinde vücuttaki toksinler ile savaşarak, yaşlılığa yol açan zararlı maddeleri yok eder. Ayrıca seratonin hormonu salgısında görev alır.
Yani mutlu hissetmemize katkı sağlar.

Anne sütü kadar değerli: Yumurta!..
Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu 'İyi Yaşa” platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kahvaltıların, yemeklerin, çorbaların, böreklerin yani neredeyse yediğimiz her yemeğin içerisinde yer alan yumurtanın anne sütü kadar değerli bir besin kaynağı olduğunu belirtiyor.
Şeber, “Yumurta beyazı yüzde 100 protein yapısındadır. Özellikle kas yapmak isteyen sporcular için veya kas kaybı olan hastalıklarda yumurta beyazı tüketimi çok önemlidir. Ayrıca yumurtada bulunan bu proteinler kaliteli yapıdadır, yani vücudumuzda hızlıca ve kayba uğramadan kullanılırlar.

YUMURTA SARISI DEMİR ve PROTEİN KAYNAĞI
Yumurtanın sarısı demir minerali içerir. Fakat vücudun bu demiri kullanabilmesi için C vitaminine ihtiyacı vardır.
O nedenle yumurtanın taze sebzeler ile veya taze sıkılmış meyve suları ile tüketilmesi son derece yararlıdır.
SAÇLAR VE BEYİN İÇİN VAZGEÇİLMEZ: BİYOTİN
Yumurta sarısında aynı zamanda biyotin vitamini yer alır. Saç ve tırnak sağlığı ve beyin gelişiminde önemli olan bu vitaminin en iyi kaynağı yumurtadır. Beyazı iyi pişmemiş yumurtalarda, avidin isimli madde biyotinin vücutta kullanılmasını engeller. Bu nedenle yumurtanın beyazının iyice pişmiş olmasına dikkat edilmelidir.
HAŞLANMIŞ YUMURTADA GRİ HALKA:
YUMURTA YARARSIZ

Çok haşlanmış yumurtalarda oluşan gri halka artık bu yumurtadan sadece protein alabileceğimizin, vitamin ve minerallerin büyük kısmını kullanamayacağımızın göstergesidir, özellikle demir minerali kullanılamaz hale gelmiştir.
SADECE 70 KALORİ
Bir yumurta ortalama 70 kaloridir. Düşük kalorisine rağmen içerdiği kaliteli protein sayesinde uzun süre tok tutar.
AVOKADO İLE YUMURTADAN MAKSİMUM FAYDA
Avokado kendisi ile aynı anda tüketilen besinlerin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlar. Yumurta gibi kıymetli bir besinden maksimum fayda sağlamak için avokado ile birlikte tüketmeyi deneyebilirsiniz.

Karaciğer yağlanmasına karşı 7 süper besin!..
Karaciğer hücrelerinde aşırı derecede yağ toplanmasıyla meydana gelen ciddi bir sağlık sorunu olan karaciğer yağlanması, karaciğerin kendini koruma amaçlı oluşturduğu yağ bezlerinden oluşur.
Toplumdaki her 4-5 kişiden birinde karaciğer yağlanması görülmektedir.

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger'in karaciğer yağlanmasına karşı tüketilmesini önerdiği 7 besin şöyle:
1-Sarımsak, soğan, enginar gibi beyaz renkli sebzeler Başta sülfür içeriği yüksek olan soğan ve sarımsak olmak üzere beyaz renkli sebzeler çok önemlidir. Sülfür maddesi karaciğer yağlanmasına neden olan kimyasal maddelerin karaciğer hücrelerinden uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Ayrıca enginar, karaciğer detoksunu en iyi sağlayan beyaz sebzelerden biridir.
2-Yağsız süt ürünleri Süt grubu besinleri tüketmek, vücudun ihtiyacı olan protein alımına destek olur. Miktarda aşırıya kaçmamak gerekir. Süt ürünlerini yağsız tercih etmek gerekir.
3-Böğürtlen, mor üzüm ve yaban mersini gibi mor renkli meyveler Antioksidan açısından zengin olan meyvelerin tüketilmesi meydana gelmiş olan karaciğer fonksiyon bozukluklarını giderir. Karaciğer yağlanmasına neden olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması için koyu mor renkteki kiraz, böğürtlen, kızılcık, mor üzüm ve yaban mersini gibi mor meyveler araöğünlerde tüketilmelidir.
4-Tam buğdaylı tahıllar Tam buğdaylı ekmek, yulaf kepeği, çavdarlı gevrek gibi kompleks karbonhidrat bakımından zengin tahıl grubu besinler aynı zamanda liften de zengin olduğundan hergün uygun miktarlarda tüketilmelidir.
5-Kurubaklagiller Bitkisel protein ve lif içeriğinin yüksek, doymuş yağ içeriğinin düşük olması bakımından kurubaklagiller karaciğer yağlanmasına karşı tüketilmesi gereken besinlerdendir. Haftada 2 kez kurufasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi kurubaklagil yemeği tüketmeye özen gösterilmelidir.
6-Kırmızı renkli meyve ve sebzeler Domates, karpuz, kızılcık, kırmızı biber başta olmak üzere kırmızı renkli meyve ve sebzeler de çok güçlü antioksidan olan likopen ve C vitamini bolca bulunur. Karaciğer yağlanmasına karşı antioksidan desteği için kırmızı meyve ve sebzeler öğünlerde tüketilmelidir.
7-Su ve diğer sağlıklı içecekler Karaciğer detoksu için hergün 2-2,5 lt su içmeye özen gösterilmeli, suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, çorbalar, maden suyu, kefir vb. tüketerek sıvı alımına destek olunmalıdır.

Her gün 1 avuç dut yemek için 9 neden!..
İster mor olsun, ister siyah veya beyaz...
Dut, antioksidan içeriği çok yüksek olan çok sağlıklı bir meyve. Taze olarak tüketildiği gibi, kurutularak veya pekmezi yapılarak da tüketilen dut tam bir sağlık deposu.
Uzman Diyetisyen İpek Ağca Özger ‘Dut, A vitamini, K vitamini, B grubu vitaminleri, demir, potasyum ve fosfordan zengindir.
Dut aynı zamanda antosiyanin, lutein, ksantin ve
beta-karoten gibi önemli antioksidanların kaynağıdır’ diyor.
Bu
özelliğinden dolayı birçok hastalığın tedavisinde ve cilt bakım malzemelerinde kullanılmaktadır.
Yaklaşık 1 çay bardağı kadar dut 1 porsiyon meyveye eşittir.
Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger dutun faydalarını şöyle sıralıyor.
1.Dut, içerdiği antioksidanlar sayesinde kansere yakalanma riskini azaltır.
2.Dut kan basıncının dengede tutulmasını sağlar, kanın pıhtılaşmasını engeller.
3.Dut kansızlığın giderilmesinde yardımcı olabilir.
4.Kan şekerinin dengelenmesini sağlar.
5.Karaciğer ve böbrekleri toksinlerden arındırır.
6.Soğuk algınlığı ve gribi önlemede etkilidir.
7.Kolesterol seviyesinin dengede tutulmasını sağlar.
8.Bağışıklık sistemini güçlendirir.
9.Antioksidan özelliğinden dolayı cilt sağlığında faydalıdır.

SUDAN BAHANELERLE BÜNYENİZİ SUSUZ BIRAKMAYIN
“Hiçbir şey suyun yerini tutmaz” derler. Su o kadar gerekli ki, insan vücudunun temel yapıtaşlarından hücrenin büyük kısmı sudan oluşuyor. Kanın %92’sinde, kemiklerin %22’sinde, beynin ve kasların %75’inde de su var. Peki günlük koşuşturmacamızda hangimiz yeteri kadar su tüketebiliyoruz?
Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Gülünay, toplumda suyun önemine dair bir farkındalık olduğunu, ancak iş su içmeye gelince çeşitli bahanelerin arkasına sığınıldığını söylüyor.

ERTELEMEYİN, SU İÇİN!
Sağlıklı bir insan vücudunun ısını korumak ve toksinleri atmak için günde 2,5 litre su kaybettiğini belirten Gülünay “ İdrarla 1,5 kg. ,terlemeyle 500 ml, dışkı ve solunum ile 300’er ml, olmak üzere her gün 2,5 lt, su kaybediyoruz. Kaybettiğimiz bu suyu mutlaka yerine koymalıyız. Aksi takdirde böbrek yetmezliği, tansiyon, yorgunluk, hafıza bozukluğu, dikkat dağınıklığı gibi problemler ortaya çıkar. Daha büyük su kayıplarında ise kas spazmı, sistem bozuklukları, dolaşım-böbrek yetmezliği gibi sağlık sorunları kaçınılmaz olur” diyor.

SU İÇMEK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN Beslenme gibi, su içmenin de sağlıklı yöntemleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Gülünay, her 15 kaloriye karşılık vücuttan 1 yemek kaşığı su kaybettiğimizi ve vücudun kaybettiği bu suyun mutlaka yerine konması gerektiğini belirtiyor. Gülünay yeteri kadar su içmeyen veya içemeyenler için aşağıdaki öneriler sıralıyor:
-Su içmek için susamayı beklemeyin.
-Suyu direk dikleyerek içtiğinizde size idrar olarak geri dönecektir. Bu yüzden besinlerin sindirilebilirliğini kolaylaştırmak adına suyu yudum yudum için.
-Doygunluk hissini artırmak adına yemeklerden 15 dk önce su tüketin.
-Su tüketiminizi gün içine eşit dağıtarak bölün. -Kendinize su içmeyi cazip hale getirmek adına güzel bardak,sürahiler alın.
-Su içmeyi unutuyorsanız kendinize hatırlatıcılar koyun.(Telefon uygulamaları, notlar vb)
-Suyun tadını sevmiyorsanız tat katmak amacıyla içine limon, meyve dilimleri, damla sakızı gibi ekler koyarak suyunuzu çeşni kazandırıp tatlandırın

AZI KARAR FAZLASI ZARAR
Böbreklerin belirli bir oranda “su atma” kapasitesi olduğu için gereğinden fazla su tüketimi böbreklere zarar veriyor. Böbrekler tarafından atılamayan su kanda birikerek elektrolit dengesinin bozulmasına, mineral kayıplarına, halsizlik, bulantı gibi sorunlara yol açabiliyor.

UYUMADAN ÖNCE DİKKAT! Uyumadan önce çok su içilmesi de uyku kalitesini bozuyor. Bunun nedeni de uyku sırasında deliksiz uyumanızı sağlayan anti diüretik hormonu. Bu hormon uyku sırasında salgılanarak vücudun susuz kalmaması için böbrekleri idrar üretmesini engelliyor. Bu şekilde uyku sırasında kanda bulunması gereken asgari miktardaki su miktarı ve su-tuz dengesi korunuyor. Ancak gereğinden fazla su içip yatıldığında vücudun bu dengesi bozulur, böbrekler sürekli çalışıyor ve gece boyu tuvalete taşınılıyor.

KUTU 1
İnsan vücudunun su içeriği, yaş-cinsiyet-boy uzunluğu-vücut ağırlığı ve fiziksel aktiviteye göre değişiklik gösteriyor. Çocukların vücudunun % 70, yeni doğan bebeklerin vücudunun ise % 90’ı sudur. Yaş ilerledikçe suyun yerini yağ dokusu almaya başlar. Dolayısıyla yaş ilerledikçe suyu daha çok tüketmek gerekir. Yetişkinlerde vücut su oranı % 60 yaşlılarda ise % 50’dir

KUTU 2 SUYUN YARARLARI
1-Vücut ısısını düzenler. 2-Böbrek taşı oluşumunu önler. 3-Genel sistem sağlığını korur. 4-Kan şekeri dengesini düzenlemede etkilidir. 5-Metabolizmayı hızlandırır. 6-Dışkının yumaşamasına yardımcı olur. 7-Kas ve sinir sisteminin düzenlenmesinde etkilidir. 8-Vücutta biriken zararlı maddelerin ve toksinlerin atılmasına yardımcıdır. 9-Besinlerin sindirilebilirliğini artırır. 10-Stresten kaynaklı sivilce vb cilt sorunlarının önlenmesinde etkilidir. 11-Selülitin önlenmesinde etkendir. 12-Emziren kadınlarda ,süt üretimini artırır. 13-Vücutta depolanan yağ miktarının azalmasında yardımcıdır.

KUTU 3 KİMLER DAHA ÇOK SU TÜKETMELİ?
-Yüksek proteinli diyetle beslenenler, -Emziren anneler, -Ağır fiziksel aktivite yapanlar, -Liften zengin beslenenler, -Aşırı terleyen bireyler.

Yaşamınıza değer verin, "Tuz"u azaltın!..
Tuzun vücut için vazgeçilmez, ancak aşırı tüketilmesi durumunda da zararlı olduğu bilinen bir gerçek. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon başta olmak üzere kalp krizinden mide kanserine kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Türkiye’nin lider toplu yemek ve destek hizmet firması Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Nilay Coşkun, tuz tüketiminin kontrol altına alınarak, sağlık sorunlarının önlenebileceğini belirtiyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün günlük tuz tüketimi için önerdiği miktar sadece 5 gram. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de kişi başı günlük tuz tüketimi ise bu miktarın tam üç katı; yani 15 gr.
Türkiye’de 4 ölümden 1’inin nedeni hipertansiyon. Hipertansiyon sorunu ile karşılaşmamak için alınacak önlemlerden birisi de tuzun azaltılması.
Tuz alımı yarıya indirildiği takdirde, tüm dünyada bir yıl içinde inme ve kalp krizinden yaklaşık 2,5 milyon insanın hayatı kurtulabilir.
Tüm bunlar tuz kullanımında kontrolün ne kadar önemli olduğuna dair önemli veriler. Tuz kullanımı ile ilgili tüm dünyada çok sayıda araştırma yapılıyor.
Bu araştırmaları yakından takip eden ve geçtiğimiz yıl birçok yemekhanesinde masalardan tuzlukları kaldıran Türkiye'nin lider toplu yemek ve destek hizmet firması Sofra/Compass Group, bu konuda oldukça hassas.
Hizmet verdiği işyerlerinden hastanelere ve okullara kadar tüm kurumlarda tuz kullanımı hakkında bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapan Sofra/Compass Group, aldığı önlemler sayesinde yıllık tuz alımını önemli oranda azalttı.
Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Nilay Coşkun, hipertansiyon başta olmak üzere kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, obezite, diyabet ve bazı kanser türlerinden korunmak amacıyla günlük tuz tüketiminin 1 silme tatlı kaşığını (5 gram) geçmemesine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor ve tuz tüketimini azaltmak için neler yapılabileceğine dair önerilerde bulunuyor.
Önce tadın!
1. Yemeğin tadına bakmadan tuz koymayın. Tuzsuz yemek çok tatsız diyorsanız biber, sirke, limon suyu ve değişik baharatlarla yemeğinizi lezzetlendirebilirsiniz.
2. Yemek pişirirken tuz koymayın, piştikten sonra da koymamaya gayret gösterin. Eğer tuz koymanız gerekiyorsa da yemeklerinize pişirme esnasında değil, yemek piştikten sonra koyun. Böylece, pişirme esnasında oluşacak iyot kaybını da engellemiş olursunuz.
Tuzlukları kaldırın!
3.Sofranızda tuzluk kullanmamakla tuz kullanım oranını %15 oranında azaltabilirsiniz. Masanızda tuz bulundurmamaya özen gösterin. Hipertansiyon gibi bir sağlık probleminiz varsa gerekli görüldüğü takdirde ekmeğinizi de tuzsuz tüketebilirsiniz.
4.Tuzu azaltılmış gıdalar yiyin.
Özellikle salamura yiyecekleri dolaplarınızda bulundurmamaya özen gösterin. Zeytin, turşu, hardal, soya sosu gibi gıdaların tuz oranı çok yüksektir. Bu nedenle bu besinleri dikkatli tüketin.
5.Sebze ve meyveler tuz içeriği yönünden düşük besinlerdir. Bu nedenle günlük beslenmenizde sebze ve meyve tüketiminizi artırın.
Bu besinler aynı zamanda potasyum içeriği de yüksek olduğundan kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı olur.
Tuz yerine baharat kullanın!
6. Yemeklerinizi tuz yerine çok daha farklı alternatiflerle tatlandırabilirsiniz. Nane, kekik, soğan, sarımsak gibi seçenekler yemeklere tuz olmadan lezzet verir. Etleri sarımsak, sirke, limon suyu ile terbiye edin. Ayrıca taze fındık, ceviz, semizotu gibi taze yiyeceklerde yemeğinizin lezzetine lezzet katacaktır.
7. Alışveriş yaparken gıda etiketindeki tuz miktarına bakmayı ihmal etmeyin. Hazır paketlenmiş besinlerin tuz içerikleri yüksek olabileceğinden içindekiler kısmını okuma alışkanlığı edinin.
8. Bol su için. Maden suyu içmek istiyorsanız da sodyum içeriğini etiketinden kontrol edin.

BAĞIRSAK SAĞLIĞI İÇİN SEKİZ ÖNERİ
Prof. Dr. Alagözlü bağırsak sağlığı için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor.

1- Fermente yiyecekleri tüketelim (turşu, boza, şıra, tarhana, sirke, fermente süt ürünleri)
2- Gerekirse doktorunuza sorarak uygun bir probiyotik takviyesi alalım.
3- Egzersizin sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını sağladığı yapılan çalışmalarda gösterilmiş. Yürüyüş en güzel egzersizdir.
4- Lifli gıdalar bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Lifli gıdalar tüketelim.
5- Omega-3 takviyeleri bağırsak sağlığımızı güçlendirir.
6- Fruktozdan zengin doğal olmayan işlenmiş, gıdalardan uzak duralım. Bağırsak floramızı bozar.
7- Çin tuzu olarak bilinen "Monosodyum glutamat" içeren gıdalardan uzak duralım.
8- D vitamini seviyelerimize baktıralım gerekirse doktor kontrolünde takviye yapalım.
Bizi bağırsak polip ve kanserlerinden korur.

DAHA GÜÇLÜ BİR ERKEK OLMAK İÇİN 10 ÖZEL BESİN!
Daha güçlü olmak birçok erkeğin tutkusudur. Hem fiziksel hem de mental olarak güçlü olmanın yolu ise sağlıklı beslenmek ve erkek sağlığı için önemli roller oynayan besinlere beslenme düzeninde yer açmaktan geçiyor. Hacettepe’den bölüm dördüncüğülü ile mezun olan ayrıca Oxford Brookes’ta eğitim alan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber hedefe ulaşmak için gerekli 10 besini açıklıyor.
Domates:
Kırmızı yapısının içinde barındırdığı laykopen ile özellikle prostat sağlığı açısından çok önemli bir besindir. Yeterli laykopen tüketen erkeklerin prostat kanserine yakalanma riskinin daha düşük olduğu biliniyor. Laykopenin aynı zamanda kolon kanserine yakalanma riskini azalttığı ve kalp sağlığını desteklediği de birçok bilimsel çalışma ile kanıtlanmış durumda.
Yabanmersini:
Güçlü antioksidan yapısı ile vücudu toksinlerden arındıran bu besin kalp sağlığını desteklemek ile kalmıyor aynı zamanda erkeklerin kadınlara göre daha duyarlı olduğu ileri yaşlarda hafıza problemleri yaşama riskini de azaltıyor. Aynı domates gibi laykopen içeren bu besin prostat sağlığı için son derece önemli.
Brezilya Fıstığı:
İçerdiği sağlıklı yağlar ile kalp sağlığını destekleyen Brezilya fıstığı yüksek selenyum içeriği ile de sperm sağlığını destekliyor ve sperm hareketliliğini arttırıyor.
Brokoli:
Birçok erkek sevmese de brokoli aslında sofralarda mutlaka bulunması gereken besinlerin başında geliyor. İçerdiği sülfürlü birleşikler kansere karşı koruma sağlıyor. Yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre erkeklerde daha sık görülen mesane kanserine yakalanma riskini azaltıyor.
İstiridye:
Yüksek oranda çinko içeren bu besinin aynı zamanda afrodizyak etkisi olduğu düşünülüyor. Çinko, erkeklerde testesteron salgısının düzenli olmasını sağlamanın yanı sıra sağlıklı sperm üretimi için de gerekli bir mineraldir. Çinko yetersizliğinde saç dökülmesi sorunu yaşanabiliyor.
Tam tahıllar:
Tam tahıllı ekmekler, esmer pirinç, intergral makarna gibi tam tahıllar sağlıklı karbonhidrat kaynaklarıdır. Yeterli karbonhidrat tüketimi, vücut kaslarının korunmasını sağlar. Yetersiz karbonhidrat tüketimi, enerji üretimi için protein kullanılmasına sebep olur, vücuttan kas kitlesi kaybı gerçekleşir. Tam tahıllar aynı zamanda saç sağlığı için gerekli olan ve yetersizliğinde depresyona girme riskinin yükseldiği B vitaminlerinden de zengindir.
Sarımsak:
Kokusu nedeniyle genelde tüketmeye çekinsek de, Amerika Kanser Enstitüsü sarımsağın erkeklerde prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını açıklamıştır.
Somon:
Erkeklerin kalp hastalıklarına yakalanma riskinin özellikle orta yaşlardan sonra kadınlara göre daha yüksek olduğu bilinen bir gerçek. Somon sadece içerdiği omega-3 yağ asitleri ile kalp sağlığınızı desteklemekle kalmaz, kaliteli protein içeriği ile kaslarınızı da güçlendirir.
Yumurta:
Beyazı yüzde yüz protein içerdiğinden ötürü vücutta kas kitlesini arttırmaya yardımcıdır. Sarısı ise içerdiği biyotin ile saç sağlığını korur ve saç dökülmesini engellemeye yardımcı olur.
Avokado:
İçerdiği sağlıklı yağlar ile kalp sağlığını korumaya destek olan avokado aynı zamanda yüksek antioksidan içeriği ile deri ve göz sağlığı açısından da önemlidir. Öğün öncesi avokado tüketenlerin gün boyunca ortalama 200-300 kalori eksik tükettiği ve iştah kontrolünü daha kolay sağladıkları da biliniyor.

DUDAK DOLGUSUNDA SON TREND: PERMALIP!..
Dudak ve ağzınızın doğal şekli bozulmadan kalıcı ve dolgun dudaklara sahip olmaya ne dersiniz?
Kimi dolgun dudaklar kimi daha belirgin kimi de dudaklarının yaşla birlikte kaybolan doğal dolgunluğuna kavuşmak istiyor.
Yüzün ifadesini değiştiren dudaklar, son dönemde estetikte de öne çıkıyor. Dudaklarını dolgunlaştırmak, büyütmek isteyenler, kalıcı dudak dolgunlaştırması Permalip ile istedikleri dudaklara kavuşuyor.
Permalip, kalıcılığıyla fark yaratırken istenildiğinde de çıkarılma özelliği ile diğer yöntemlerden ayrışıyor.
30 dakika süren uygulama ile dolgun dudaklara sahip olunurken istenildiğinde ise 10 dakikalık bir işlemle çıkarılabiliyor. Farklı boy ve dolgunlukta seçenekleri olan Permalip kişinin ihtiyacına göre doğru implantı doktoru ile birlikte seçmesine olanak da sunuyor.
Dudak ve ağzın doğal şekli bozulmadan dolgun dudaklar elde etmek artık Permalip ile mümkün oluyor. Günlük hayatı etkilemeyen, kolayca uygulanan silikon-bazlı kalıcı dudak implantı Permalip, ezberlerdeki dudak dolgunlaştırmasını değiştiriyor.

Son Nesil Elektrikli Kaykay Go Board artık daha hızlı, daha güvenilir ve daha avantajlı
Kullanıcının denge merkezine göre hareket edip yönünü ayarlayabilen, hızlanıp yavaşlayabilen iki tekerlekli elektrikli kaykay Go Board’un kullanımı artık çok daha kolay, üstünden düşmek neredeyse imkansız!
Go Board bu sefer çok dayanıklı ve güvenli. Güvenlik performansıyla ünlü, uzun ömürlü, yeniden şarj edilebilir ve çok hafif Original Samsung 2200P Lithium-ion bataryaya sahip. Artık eskisinden çok daha hızlı. 25 km/sa hıza kadar çıkabilir. Hızınızı vücut hareketinizle rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz. Yavaşlamak için kendinizi geriye çekmeniz yeterli. Dengede durmayı sağlayan yenilikçi gyroscope teknolojisine sahip.
En ileri teknoloji denge algılayıcıları sayesinde istediğiniz yöne doğru kolaylıkla hareket etmenizi sağlar.
Bu sefer telefonunuza bağlanıp müzik dinlemenizi sağlayacak dahili, uzaktan kumandalı Bluetooth hoparlörü var.
1 yıl garantisi olan Go Board, CE/TSE garanti standartlarına uygun üretildi.
Go Board en avantajlı fiyatıyla shopigo.com ve Nişantaşı No:17 mağazasında satışta.
Fiyat: 2495 TL
Net Ağırlık: 10 kg
Maksimum ağırlık taşıma kapasitesi: 120 kg
Maksimum hız: 25 km/sa
Menzil: 20 km
Maksimum tırmanma açısı: 10 °
Güç: Original Samsung 2200P
Lithium-ion Battery Şarj gücü: 220V / %10 50Hz
Boyutu: 584 x 186 x 178 mm
Ana gövdenin yerden yüksekliği: 30 mm
Pedalın yerden yüksekliği: 110 mm
Tekerlek: Şişme tekerlek
Batarya: 36V 4,4AH

PEDAL ÇEVİRMEYİLE KOŞMAYI BİRLEŞTİREN YEPYENİ BİR İCAT!
Eliptik açık hava bisikleti ElliptiGO ile egzersiz yapmanın en eğlenceli ve etkili yolunu keşfedin.

ElliptiGO, koşmanın ve pedal çevirmenin en faydalı yönlerini eğlenceli ve etkili şekilde buluşturan bir açık hava bisikleti. Bu yenilikçi konsept diğer konvensiyonel bisikletlerden oldukça farklı. Pedal çevirme eliptik ve kullanıcının ayakta durması gerekiyor. Bu da kullanıcıya havada koşar gibi bir deneyim yaşatıyor. Kemikleri ve kasları güçlendiriyor. Oturarak bisiklet sürmeye kıyasla çok daha konforlu ve güvenli bir deneyim yaşatıyor. Fiyat: 10.995 TL.
Teknik Özellikler:
Maksimum hız: 40 km %30 eğime kadar tırmanabilir 8 vitesli Selesiz
Ayarlanabilir adım uzunluğu ve gidon yüksekliği 150cm-208 cm arasındaki boy aralığına uygundur.
Sistem Özellikleri: Dingil:137cm Toplam Uzunluk: 190,5 cm
Ağırlık: 20 kg Çalışma yüksekliği: 127-147 cm
Uzunluğu: ön tekerleği ile 81 cm, ön tekerlek hariç 70 cm
Krank Uzunluğu: 171 - 267 mm
Vites: 8
Toplam Dişli Aralığı: %306
Ortalama Dişli Adımı: %17
Dişli Oranı Aralığı 0,527-1,615
Dişli İnç Aralığı: 33-102
Kazanç Oranı Aralığı: 1,6-7,5
Adım Uzunluğu: 41-64 cm
Performans:
Tırmanışta: Eğim elverişliliği %20-30 dereceye kadar
Önerilen Sürüş Arazisi: Düz ve engebeli arazi
Seyir Hızı: Düz arazide 15 mph
Sürat Hızı: Düz arazide 23+ mph (37+ kph)
Egzersiz Direnci: 8 farklı düzey. %306 toplam direnç aralığı. Seviyeler arasında %17 direnç farkı.

YAZ MEVSİMİNE GİRMEDEN BAHÇE BAKIMINIZI YAPIN!
Yaz aylarında bahçe bakımında dikkat etmemiz gereken olmazsa olmazları biliyor muydunuz? Bakım isteyen yaşam alanımız bahçelerimiz hakkında birkaç ipucu bulmak için önerilerimizi okumanız yeterli...



Dünyanın lider tesis yönetim şirketi ISS'in grup şirketlerinden "ISS Haşere Kontrol ve Bitki Bakım Hizmetleri" konu ile ilgili neler yapılmasını gerektiğini sizler için paylaştı. Yaz aylarında önceliğimiz havaların ısınması ile toprak nemini kaybedeceği için sulamalara çok dikkat etmek gerekir, zira artık toprak suya fazla gereksinim duymağa başlamıştır. Sulama sabah veya akşam saatlerinde yapılmalı, hava koşulları ve bitkilerin su istekleri doğrultusunda yeterince sulamaya özen gösterilmelidir.
Çimler boyları uzun tutularak sık sık biçilmelidir. Bu arada biçme artıklarının bir kısmının çimler arasında bırakılmasının, toprak nemini koruması bakımından yararlı olduğu göz önüne alınmalıdır. Bitki türlerine göre sağlıklı bir gelişim için doğru uygulamayla budama işlemi yapılmalıdır.
Aşırı sıcak ve yağışlı havalarda budama yapılmamalıdır. İlk yarısı Mayıs ayında verilen azotlu gübrenin diğer yarısı Haziranda veya Temmuz ayı boyunca ister bir kerede ister azar azar, verilir.
Virüslerin, mantarların ve bakterilerin neden olduğu bitki hastalıklarını ve böceklenmeyi önlemek için ilaçlamadan önce kültürel mücadele yapılmalıdır. Kültürel işlemler kısaca toprağın işlenmesi, İhtiyaca uygun gübre kullanımı, sulamanınyeterince yapılması, budamaların zamanında ve bilinçli olarak yapılması işleridir.
Zirai ilaç kullanımı kontrollü yapılmalıdır. İlaçlama için akşam saatleri ve yağışsız hava tercih edilmelidir.
Sık karşılaşacağınız ve gözle tespit edebileceğiniz bitki zararları.
Salyangoz:Tarla ve bahçelerde kültür bitkilerinin yaprak, sürgün ve meyvelerini kemirmek suretiyle zararlı olurlar. Kemirdikleri yaprakların yalnızca damarları kalmaktadır. Populasyon yoğunluğuna bağlı olarak ekonomik önem de zarar oluşturabilirler. Mücadelesi populasyon az ise bahçeden toplanarak uzaklaştırılır.
Salyangozlar için üretilmiş zirai ilaçlar kullanılmalıdır.
Tırtıl: Bitkilerin yapraklarını yiyerek beslenen bitkiyi koza şeklinde ağ ile kaplayarak bitkinin kurumasına sebep olmaktadır. Mücadelesi populasyon az ise toplanarak bahçeden uzaklaştırılmalıdır. Kimyasal olarak zirai ilaç uygulaması yapılmalıdır.
Yaprak Bitleri: Yaprak bitlerinin bitkilerin taze sürgünlerinde, genç yapraklar ve yaprak sapları üzerinde gruplar halinde beslenmeleri sonucunda, sürgünlerde kısalma ve yapraklarda kıvrılma görülür. Kültürel mücadele olarak bahçe içerisindeki yabancı bitkiler imha edilmeli, toprak işlemesine özen gösterilmelidir. Kimyasal olarak Zirai ilaçlar kullanılmalıdır. Zirai ilaçlar bahçe zararlılarında en son tercih edilmesi gereken uygulama yöntemidir.
Öncelik olarak peyzaj alanımızı tesis ederken toprak yapısına, su kaynaklarının yeterliliğine, suyundrenajına, sağlıklı bitki seçimine, peyzaj alanın güneş, gölge, rüzgar haritasına uygun bitki türlerinin belirlenmesi çok önemlidir.

Bu yıl palamut önceki yıllardan daha bol...
EKİM, KASIM PALAMUT BALIĞININ EN LEZİZ ZAMANI

Sonbaharın gelmesiyle bollaşan palamut balığı, Eylül Ekim aylarında tavası, Kasım ayında deniz suyunun soğuması nedeniyle etinin yağlanması beraberinde palamut ızgarasını doyumsuz kılıyor.

Eylül 2016 itibariyle balık tezgahlarında her biri 7.00 TL ila 10.0 TL arasında fiyatlanan palamut balığı etli, az kılçıklı oluşu nedeniyle tercih ediliyor. Palamut sadece ızgara, tava değil, domates, soğan, biber beraberinde tepside hazırlanıp fırında pişirim şekliyle de tüketiliyor.
Karadeniz de balık yasağının 01. Eylül'de kalmasıyla önce palamut avı başlıyor. Palamutlar Hopa'ya kadar bir süre hamsileri takip ederek besleniyor, sonra dönüp İstanbul Boğazı'ndan geçişe başlıyorlar.
Arkasından denizin canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere sahip balık ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i terk ediyor. Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor.
Oysa palamut başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor.


Karadeniz'i tercih edişi için balıkçılar deniz suyu ılıman, düşük tuz oranı üremeye müsait, elverişli olarak tanımlıyorlar.
Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha havyar döküyor, bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor.
Palamut Balığının Özellikleri
Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor. Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor.
İçgüdüsel bir davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup bir kiloya erişiyor.
Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor. Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor.
Yavru palamutlar için balıkçılar, mevsim başında bir yağmur yağsa da büyüse diye bekliyorlar, "Balık tatlı su içermiş" diye ekliyorlar. Gerçekten de dikkatli gözler deniz suyu yüzeyinde balıkların yağmur damlalarına karşı ağızları açık su içişini görülebiliyor. Kasım ortası ile Aralık ayı toriklerden rakı sofralarını taçlandıran mezesi, lakerda yapımı başlıyor.

AŞURE AYI...
Muharrem ayının 10. günü başlayan "Aşûre Günü", ülkemizde ise aşure, paylaşmanın ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesi olarak tekrarlanıyor.
Muharrem ayının 10. günü başlayan "Aşûre Günü", ünde buğday, fasulye, nohut, fındık, pirinç, çam fıstığı, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, nar taneleri, tarçın kabuğu, karanfil, kuş üzümü, gül suyu gibi bir çok sevilen bakliyat, çerez, meyve, tatlandırıcı, aroma zenginleştirici baharat bulunan aşure, ay boyunca evlerde bazı iş yerlerinde kazanlanda hazırlanıp dağıtılarak, komşular, tanıdıklar hatırlanıyor. Mısır Çarşısı'nda hizmet veren Malatyalılar Kuru Yemiş dükkanı da yerli yabancı tarihi çarşıdan geçen herkese minik kaplar içinde aşure ikramında bulunuyor.

SEDEF HASTALARININ EN BÜYÜK DÜŞMANI STRES!

“Sedef hastalığının tedavisi yok” diyerek umutsuzluğa kapılmayın!
Sedef hastalığı tüm dünyada yaklaşık 125 milyon kişiyi, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde üçünü etkiliyor. Türkiye’de ise en az 700.000 kişi, yani kıyaslamak gerekirse tüm Afyon veya Ordu nüfusu kadar insan sedef hastalığından muzdarip.
26-30 Ekim Dünya Sedef Hastalığı (psoriasis) Farkındalık Haftası nedeniyle açıklama yapan İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği uzman doktoru Sinan Doğan, stresin sedef hastalığını tetiklediğini vurguladı.
Sedef hastalığını tamamen iyileştiren bir tedavi olmasa da, hastalık kontrol altına alınabiliyor.


Deride kırımızı renkli zemin üzerinde sedefi-beyaz renkli kepeklenmelere neden olan döküntülerle kendini gösteren sedef hastalığı (psoriasis) özellikle diz, dirsek ve saçlı deri gibi bölgelerde görülen, zaman zaman şiddetli kaşıntılı ve tekrarlayıcı bir hastalık.
Dünyada 125 milyon kişiyi, Türkiye’de ise yaklaşık 700.000 kişiyi etkileyen psoriasisin çok farklı tipleri var.
Sedefin kesin nedeninin bilinmediğini belirten İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği uzman doktoru Sinan Doğan hastalığın, vücut savunma mekanizmasındaki bir bozukluk nedeniyle deri yenilenme süresinin yedi kat hızlanması sonucu ortaya çıktığını söyledi. Ailesel yatkınlığın da önemli bir rol oynadığı sedef hastalığı insandan insana bulaşmıyor.

Stres, sedef hastalarının en büyük düşmanı!
Uzm. Dr. Sinan Doğan, psoriasisi tetikleyen etkenleri şöyle açıkladı: “Sedef hastalığını tetikleyen en önemli faktör stres ve sıkıntıdır. Onun dışında enfeksiyonlar, hatta bazen küçük bir diş çürüğü, geçirilen ağır hastalıklar, ameliyatlar, kullanılan bazı ilaçlar, deriyi zedeleyen yanık ve travmalar gibi çeşitli faktörler sedef hastalığını uygun bünyeli kişilerde tetikleyebilir.
Genelde vurdumduymaz kişilerde pek görülmez, hassas ve her şeyi kafaya takanlarda görülür. Bunun için zor olsa da stresten uzak durmaya çalışmalıyız.
Hastalığın şiddetinde yazın biraz azalma olabilir, kışın deride kuruluk ve enfeksiyonlar ile artabilir. Çocuklarda sedef hastalığını özellikle enfeksiyonlar tetikler. Bu nedenle bademcik iltihabına ve diş çürüğüne dikkat edilmelidir.
Sık bademcik iltihabı olan çocuklarda aylık penisilin yapılabilir”.

“Sedef hastalığının çaresi yok” algısıyla tedaviyi boş vermek çok yanlış!
Hastalığın kesin bir “tedavisi olmaması” sebebiyle çoğu sedef hastasının endişeye kapıldığını belirten Uzm. Dr. Sinan Doğan şöyle konuştu: “Toplumda genel kanı “sedefin çaresi yok”. O zaman şeker ve tansiyon gibi hastalıkların da çaresi yok ancak ilaçlar ile kontrol altına alınabiliyor.
Hastalar bilmelidir ki alanında uzman bir dermatoloğa düzenli şekilde başvurdukları zaman onların da hastalıkları kontrol altına alınabilir. Doktorları, ilaçları yan etkileri de göz önünde bulundurarak seçip uygulayacaktır.
Artık sedef hastalarının umutsuzluğa kapılmasına gerek yoktur”. Sedef hastalığının son yıllarda üzerine en çok araştırma yapılan hastalıklardan biri olduğunun altını çizen Sinan Doğan ayrıca, “Psoriasis için yeni birçok tedavi geliştirilmiş ve geliştirmeye devam edilmektedir.
Bu işin uzmanı dermatoloji uzmanları ile hastalık yüksek oranda kontrol altına alınabilmektedir. Sedef hastalığı için basamak tedavisi uygulanır.
Hastalığın şiddeti, hastanın beklentisi, tırnak ve eklemlerin etkilenmesi, başka hastalıklarına göre tedavi planlanır.
Sedef hastalığında sadece krem tedavisi yoktur. Hap, belli iğneler, serum, ışık tedavisi gibi seçenekler doktor kararıyla uygun hastalarda uygulanabilir” dedi.

Sedef döküntülerinin görünür olması hastaları depresyona sürükleyebilir.
Sedefin, hastaların dış görünüşünü etkilemesinin psikolojik sorunlar da yaratabileceğini belirten Uzm. Dr. Sinan Doğan, “Yapılan araştırmalarda, sedef hastalarında yaşam kalitesinin nerdeyse kanser hastaları kadar düştüğü görülüyor. Hastalık rahatlıkla görülebildiğinden hastalar toplumdan uzaklaşarak, depresyona girebiliyor ve bu da bir kısır bir döngüye neden olarak hastalığı şiddetlendiriyor. Bu nedenle hastaların büyük bir çoğunluğu psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyuyor” dedi. “Hatta hastalar evlenmekten kaçınabiliyor ve evli olanlar da hastalık nedeniyle boşanabiliyor. Özellikle toplumdaki kişilerin soru ve yorumları hastaları daha da içine kapanık hale getirebiliyor”.

YAKINLARINIZDA PROSTAT VARSA SİZ DE RİSK ALTINDASINIZ
40 yaş üstü erkeklerde sık görülen prostatın kontrolsüz büyümesinin kaynağı prostatın erkeklik hormonuna fazla yanıt vermesi olabileceği gibi, ailevi yatkınlık da olabilir. Ancak kontrolsüz prostat büyümesi farklı yöntemlerle kolayca tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Prostat kelimesini her duyduğumuzda aklımıza sürekli hastalıklarla ilişkilendirilen bir organ geliyor. Oysaki prostat erkek üreme sisteminin vazgeçilmez bir ögesi. Özellikle 40 yaş üstü erkeklerde görülen kontrolsüz prostat büyümesi günümüzde uygulanan pek çok tedavi yöntemiyle geriletilebiliyor. Prostat büyümesinin yol açtığı ve erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen idrar şikâyetleri çoğunlukla ilaçlarla kontrol altına alınabiliyor. Şayet şikâyetler sona ermezse cerrahi tedavi seçeneği değerlendiriliyor.
Medical Park Fatih Hastanesi'nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Aytan Kar, prostat hakkında bilinmeyenleri ve izlenecek tedavi yöntemlerini şu şekilde sıraladı.
PROSTAT NEDEN BÜYÜR?
Prostat erkek üreme sisteminin bir parçası olup, salgı görevi olan bez yapısında bir organdır. Kestane büyüklüğündedir ve ters armut şeklinde mesane çıkışında bulunur. Meninin içine verdiği özel bazı maddelerle meninin sıvılaşmasını ve spermin canlanmasını sağlar. Genç erkeklerde ortalama 15-25 cm3 boyutlarında olan prostat bezi, 40 yaşlarından sonra kontrolsüz bir şekilde büyümeye başlayabilir. 50 yaşından sonra erkeklerin yüzde 30 ilâ 40'ında idrar yapmaya yönelik şikâyetler artar. Bu durumun ilk nedeni, erkeklik hormonuna prostatın fazla yanıt vermesidir. İkinci faktör ise ailevi yatkınlıktır. Ailede prostat büyümesi olan kişilerin normale göre 4 kat daha fazla bu hastalıkla tanışma riski vardır.
KIŞ AYLARINA DİKKAT EDİN
Prostatla ilgili şikayetlerin genelde kış aylarında arttığını görülür. Prostata bağlı idrar yapmaya yönelik sıkıntıları olan hastalar soğuk havalarda daha sık ve daha az idrar yapabildikleri için kış aylarında şikâyetleri artar. Bunun nedeni ise vücut ısısının özellikle bacak ve ayaklarda düşmesini takiben mesane rahatsızlık hissi artması ve daha az idrar miktarı olmasına rağmen mesanenin boşaltılma isteğinin artmasıdır. Bu tip şikâyetleri olan hastalarımıza özellikle ayak ve bacaklarını üşütmemelerini ve kahve ya da çay tüketimlerini azaltmalarını tavsiye ediyoruz.
PROSTAT BÜYÜMESİNDEN EŞLER DE ŞİKÂYETÇİ
Büyüyen prostat idrar akımını zorlaştırdığı için hastalarda idrar yaparken zorlanma, tam idrar yapamama, gece sık idrara çıkma, idrar yapıp rahatlayamama, yeniden idrar yapma hissi, idrar yapmaya başlamada zorlanma, kesik kesik yapma ve idrar kaçırma gibi birtakım yakınmalara yol açar. Bazen idrarda kanama, sık idrar yolu enfeksiyonu, tam tıkanma, idrar kesesinde taş oluşumu ve çok ihmal edilmesi durumunda böbrek fonksiyonunda bozulmalara yol açarak yaşamı tehdit edici durumlara yol açabilir. Prostat büyümesi ciddi şekilde hayat konforunu azaltan bir rahatsızlıktır.
PROSTAT KANSERİ İLE KARIŞTIRMAYIN
Prostat büyümesini, prostat kanseriyle karıştırmamak gerekir. Pek çok insan prostat büyümesinin kansere yol açtığını düşünür, oysa bu düşünce gerçeği yansıtmaz. Prostat büyümesinin prostat kanseriyle uzaktan yakından bir ilişki yoktur. Evet, prostat kanserinde doku kontrolsüz büyür ama iyi huylu prostat büyümesinden kaynaklanmaz. Ülkemizde 5 milyondan fazla 50 yaş üzeri erkeğin var olduğu düşünülürse, prostat büyümesi aslında oldukça yaygın bir rahatsızlıktır. Bu tip hastalarda karşılaştığımız bir diğer problem ise; hastaların yakınlarına rahatsızlık vermemek amacıyla şikayetlerini gizli tutmaya yönelmeleridir.
PROSTAT BÜYÜMESİ TEDAVİ EDİLEBİLİR
Prostat büyümesi tedavileri ilaçlı tedaviler ve cerrahi tedaviler olmak üzere gruplandırılabilir. Prostat büyümesinde kullanılan ilaçlar hormon blokajına ve alfa reseptör blokajına dayalı olmak üzere kendi içinde ikiye ayrılır. Hormon blokajına dayalı ilaçlar erkeklik hormona etki eder ve prostatta ortalama %30 oranında küçülme sağlayabilir. Ancak klinik çalışmalarda etkinliğinin hem geç olarak ortaya çıktığı hem de başarısının istenilen düzeyde olmadığını gösterir. Alfa reseptör blokajı ise prostatta bulunan düz kas hücreleri üzerine uygulanan bir tedavi yöntemidir. Ancak klinik başarıları yüksek değildir ve kullanıldıkları süre içerisinde faydalı olur. Tansiyon ilaçları gibi tedavi edici özellikleri yoktur.
Cerrahi tedaviler bilinen en etkin tedavi yöntemleri olarak kabul görür. Henüz hiçbir ilaçlı tedavi ile cerrahiye eş değer sonuçlar elde edilememiştir. Açık prostat ameliyatı hastaya verdiği rahatsızlık ve sıkıntılar nedeniyle teknolojisi yeterli merkezlerde sadece isim olarak kalan bir yöntemdir. Kapalı prostat ameliyatları ise günümüzde 30-60 dakika içinde kolaylıkla tamamlanabilen, hastanın genel anestezi bile almasına gerek duyulmaz.
Kalp hastaları ve kanamaya meyilli ilaç kullanan hastalar için uygundur.

“Kaliteli dinlenmenin yolu hobiden geçiyor”
Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, Hobium için hobi sahibi olmanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini açıkladı.

Ulusoy, günümüzde hobi sahibi olmanın en iyi dinlenme şekli olduğunu belirterek, hobinin aile içi iletişimdeki önemini vurguladı. İnsanların en depresif hissettiği ve mutsuz olduğu zamanın, hareketsiz kalıp üretmediği anlar olduğunu belirten Ulusoy, “Evrendeki her şey sürekli bir hareket halinde… Varlığın mayası ve özü harekettir.
Bu nedenle, evrenin hareketine insan da katılmak istiyor. İnsan, sürekli hareket halinde üreten bir varlık olarak yaşamak istiyor.” dedi.
Hobinin bu aşamada devreye girdiğini vurgulayan Ulusoy; “Akşam saatlerine kadar çalıştıktan sonra televizyon karşısında hareketsiz kalmak, gerçekte insan ruhunu zedeleyen, bunaltı veren bir durum… Çünkü insanlar televizyon karşısında üretemiyor. Ancak hobisini sürdüren örneğin nakış işleyen bir kişi, bir şey üretiyor ve hareket halinde, zihinsel olarak bir şeyle meşgul oluyor. Bu da dikkatimizi, konsantrasyonunuzu arttırıyor ve ruhumuza doyum getiriyor” dedi.
Dinlenmenin saatlerce yatmak olmadığının altını çizen Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, “Uzun süre hareket halinde hareketsiz ve atıl kalmak, beyni, zihni veya ruhu dinlendirmiyor. Zihin, sadece farklı aktivitelerle dinlenebiliyor. Çalışmak haricinde farklı aktivitelerle uğraşarak, örneğin nakış, boyama, örgü gibi hobilerle üreterek zihnimizi dinlendirebiliriz.” Zamanın anne babalarının çocuklarını sadece ders odaklı hale getirdiğini belirten Ulusoy, anne babaların “çocuğum yeter ki ders çalışsın başka bir şey istemiyorum” anlayışından vazgeçmeleri gerektiğini belirtti.
Ulusoy, çocukların ders çalışmak dışında başka alanlarda da bazı şeyleri üretebildiğini kendilerine göstermeleri gerektiğini, bu durumun çocuğun kişilik gelişimi açısından da çok önemli olduğunu vurguladı.

SÜT İÇMENİZ İÇİN 10 İYİ NEDEN
Sağlıklı beslenme deyince aklımıza ilk önce süt gelir.
Sütün besleyici değerlerinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken uzmanlar da 7’den 70’e herkesin süt içmesi gerektiğini vurguluyor.
Sağlıklı bir hayat sürmenin altın kurallarından biridir süt içmek. Doğduğumuz günden itibaren içmeye başladığımız süt, herkesin vücudu için gerekli olan besin kaynaklarını dengeli bir şekilde içinde barındırıyor.
Uzmanlar günde 2 bardak sütün zinde bir vücudun sırrı olduğu kadar pek çok hastalıktan korumanın da temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekiyor.
Hayatın her döneminde süt içmek için pek çok sebebimiz olduğunu vurgulayan Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, sütün besin değerinin, benzersiz bir kalsiyum kaynağı olmasının, büyüme ve kemik gelişimi üzerinde etkilerinin bu nedenlerin başında geldiğine dikkat çekiyor.
İnanç, özellikle gelişme çağında olan çocuklar için vazgeçilmez bir besin olan sütün aslında hayatın her döneminde mutlaka tüketilmesi gerektiğini vurguluyor. İnanç, sütün faydalarını şöyle sıralıyor:

1) Kalp Hastalıklarından Korur Kalp hastalıkları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu…
Süt ve türevlerinin içeriğinde kan yağları ve kan basıncının düşürülmesinde etkili olan protein, kalsiyum, fosfor gibi besin öğelerinin olması nedeniyle, her gün yeterli miktarda tüketimi koroner kalp hastalıklarından korunmada büyük önem taşıyor. Her gün düzenli içilen 2 bardak sağlıklı süt sayesinde hipertansiyon da dengeleniyor.

2) Süt Okuldaki Başarıyı Artırır Ebeveynler açısından çocuklarının sağlığı kadar eğitimi de önemli…
Çocukluk döneminde içilen günde 2 bardak süt zeka gelişimi açısından büyük önem taşırken, okul başarısını artırdığı kanıtlanmıştır.

3) Enerji Verir Yeterli ve dengeli beslenebilmek için besin gruplarına ihtiyacımız vardır. Bunlar süt ve türevleri, et, peynir, yumurta, ekmek, sebze ve meyvelerdir. Bu besin grupları içinde yalnızca süt enerji oluşumunda etkili olan karbonhidrat, protein ve yağı bir arada içeriyor.

4) Dişleri Korur Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Sütte ki kalsiyum ve fosfor bu mikroorganizmalara doğal bir savunma sağlar. Her gün içilen süt dişlerde oluşabilecek çürükleri önlüyor.

5) Kilo Alımını Önler Fazla kilo’ neredeyse çağımızın temel sorunu… Kilo sorununun minimum düzeye inmesi için sağlıklı ve uzun süre tok tutan glisemik indeksi yüksek yiyecekler tüketilmesi öneriliyor. Düzenli olarak her gün içilen iki bardak süt de düzensiz ve sağlıksız beslenmeyle alınan kiloları önlemede önemli.

6) Gebelikte Mineral Kaybını Giderir Sağlıklı bir gebelik için annenin sağlıklı beslenmesi çok önemli. Gebelik döneminde anne vücudunda azalan mineraller, günde 2 bardak süt içilerek karşılanabiliyor.

7) Kemik Gelişimini Sağlar Süt, güçlü kemikler için bire bir.. Düzenli içilen süt çocuklarda güçlü kemiklere neden olur. Yetişkinlerin de daha sağlıklı kemik yapısına ulaşabilmeleri için kalsiyum almaları gerekir, bunun için de kemiklerin yapı taşı kalsiyum açısından en zengin ve vücutta kullanılabilirliği en yüksek besin olan süt düzenli olarak tüketilmeli.

8 ) Bağışıklık Sistemini Güçlendirir Mevsim değişimiyle birlikte görülen bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu üst solunum yolu enfeksiyonlarında artma olurken, içeriğinde 40’tan fazla besin öğesi bulunan süt tüketiminin grip, soğuk algınlığı, farenjit gibi kış hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynuyor.

9) Cildi Güzelleştirir Süt sağlığı olduğu kadar güzelliği de koruyor..
Güzel ve sağlıklı bir cilt için dengeli beslenmenin önemi göz önüne alındığında sütün içeriğinde bulunan vitamin ve mineraller, akne ve cilt inflamasyonu riskini azaltıyor ve cilt sağlığını koruyor.

10) Osteoporozdan Korur Günümüzde 50 yaş ve üstü kadınların yüzde 50’sinde menopoz ile birlikte osteoporoz belirtileri de görülüyor. Düzenli egzersiz yapılmasının, yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmasının bu sıkıntının giderilmesinde büyük önem taşırken, kalsiyum deposu olan sütü her gün 2 bardak tüketmek gerekiyor.
Sütü sağlıklı içmenin püf noktaları Sağlıklı süt tüketiminin temel kuralının, ambalajlı sütleri tercih etmek olduğunu belirten İnanç, uzun ömürlü sütün tamamen kapalı ortamda ışık ve hava gibi dış etkenlerle teması önleyen aseptik ambalajlarda doldurulduğunu söylüyor.
Sokaktan alınan sütü mikroplardan arındırmak için, 90 ila 95 derecede 10-15 dakika kaynatmanın mikropların tamamını öldürebileceğini söyleyen İnanç, sütün kaynatıldıktan sonra içindeki vitaminler başta olmak üzere besin değerlerinin yüzde 50 ila 90 oranında azaldığını belirtiyor.

HAFIZAYI GÜÇLENDİRMENİN YOLU SU İÇMEKTEN GEÇİYOR ...