GÜNCEL VE SAĞLIK

İşte su içmenin az bilinen faydaları!
Yaşamımızı devam ettirebilmemiz için oksijenden sonra en çok ihtiyaç duyduğumuz suyun, vücut ve ruh sağlığımız için sayısız faydası var. Kadınların günde ortalama iki, erkeklerin ise iki buçuk litre su içmeleri gerektiğini söyleyen Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, suyun az bilinen 10 faydasını sıraladı.

1- Ağız kokusunu önler Gün içinde az besin tüketimi ve yetersiz sıvı alımı nedeniyle tükürük miktarı azalabilir. Tükürük üretiminin azalması nedeniyle, ağız temizliği için gerekli olan sıvı yetersiz kalır. Bu durum da, ağız kokusuna neden olur. Tükürük salgısının azalması, kokunun yanı sıra ağız kuruluğuna da yol açar. Ağız kuruluğu ise yutkunma, çiğneme ve hatta konuşmayı bile etkiler.
2- Saçlara sağlık katar Yetersiz su tüketimi saç kuruluğuna, kırılmalara, kepeklenmeye ve saç kayıplarına neden olur. Su sadece nemlendirmez, vücudu temizleyerek sağlıklı, ipeksi ve parlak saçlara kavuşmamızı da sağlar.
3- Kas kitlesi fazla olanlar için daha çok gereklidir Spor yaparken sağlığımızı korumak için düzenli egzersiz, düzenli beslenme, düzenli uyku ve yeterli su tüketimine dikkat etmemiz gerekir. Özellikle kas geliştirici antrenmanlar yapanlar için bu dört kural kilit bir öneme sahip. Vücuttaki kas kitlesi arttıkça su ihtiyacının da artacağı mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Antrenman ve egzersizlerin hem öncesi hem de sonrasında içilen su aynı zamanda, kasılmalar ve kramplarla başa çıkmada etkili bir yöntemdir.
4- Beyinsel faaliyetler için önemlidir Unutkanlık merkezi beyin olduğu için bu organımızı iyi beslemeliyiz. Bunun için yeterli ve sağlıklı su tüketimine dikkat edilmesi gerekir. Susuzluk unutkanlığın yanı sıra, dikkat süresini ve hareket yeteneğini de olumsuz yönde etkiler.
5- Sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmeye yardımcı olur Gebelik döneminde vücudundaha fazla suya ihtiyacı vardır. Çünkü bebeğin gelişmesi, anne karnındaki sıvı içinde olur, annenin kan hacmi artar ve bu da daha fazla su ihtiyacı demektir. Sağlıklı bir gebelik dönemi için, annenin artan su ihtiyacını karşılaması gerekir.
6- Kabızlığın önüne geçer Lifli besinler, sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkin bir rol oynar. Ancak ne kadar lifli gıda tüketilirse tüketilsin, yeterince su içilmediğinde, alınan lifler vücutta etkin bir şekilde kullanılmaz.
Yetersiz su tüketimi, sindirim sisteminin daha az çalışmasına ve buna bağlı olarak kabızlığa yol açar.
7- Stresle savaşır Beyin dokusunun yüzde 85'i sudan oluşur. Eğer vücudunuzda yeteri kadar su yoksa hem ruhen hem de fiziksel olarak kendinizi stres altında hissedersiniz. Susuzluğa dayanamamamızın sebebi de aslında budur. Susuz kalan beyin dokuları, su içmek için sürekli bir istek duymamıza neden olur ve suya erişimin olmadığı durumlarda kendimizi gergin hissederiz.
8- Böbrek taşı riskini azaltır Yabancı ve zararlı maddeleri vücudumuzdan uzak tutan böbrekler, yeterli sıvı alınmadığı takdirde bu işlemi gerçekleştirmekte zorlanır. Bu durum birtakım böbrek hastalıklarına yol açtığı gibi, minerallerin birikimi de böbrek taşı oluşumuna neden olur.
9- Kalp dostudur Kanımız, hücreler için gerekli oksijeni ve diğer maddeleri su ile birlikte daha hızlı taşır. Su tüketiminin yetersiz olduğu durumlarda, kan hacmi azalabilir ve bu da dolaşım sistemini olumsuz etkileyerek kalbe düşen yükü artırır.
10- Reflünün en doğal tedavi yöntemidir Yaşam kalitemizi çok ciddi oranda düşüren ve tedavi edilmediği takdirde yemek borusu kanserine dönüşme ihtimali bulunan reflü için yeteri miktarda ve iyi su içmek çok önemli. Su içmek bazı hastalarda reflünün etkisini azaltırken, bazı hastalarda tamamen iyileşme dahi görülür.

PARMAKLARINIZIN NEDEN UYUŞTUĞUNU HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
DİYABET VE B12 EKSİKLİĞİ PARMAK UYUŞMASI SEBEBİ

Pek çoğumuz parmaklarımızdaki uyuşma ve karıncalanma hissini yakından biliriz.
Çoğu zaman önemsemediğimiz bu durum, kronik bir hal aldığında eğer gerekli tedbirler alınmazsa, daha büyük rahatsızlıklara neden olabiliyor.


UYUŞAN PARMAĞA GÖRE TEŞHİS KONABİLİYOR
Parmaklarda uyuşma ve karıncalanma hissi, batma ve iğnelenme olarak da ifade edilebilen anormal bir durumdur. Yaşlılarda görülebildiği gibi gençlerde de görülebilir. Parmaklardaki uyuşma hissinin çok farklı nedenleri bulunmaktadır. İlk olarak düşünmemiz gereken parmaklara kan akışını engelleyen herhangi bir durum ve sinir harabiyeti oluşturacak sebeplerdir. Aralıklı oluşan uyuşma hissi bazı hareketlerin sürekli tekrarlanmasıyla ya da yanlış bir pozisyonda uyumakla sinirler üzerine aşırı basınç olması sebebiyle meydana gelmektedir. Bunun yanı sıra, el ve ayaklardaki herhangi bir ortopedik problem sonucunda da oluşabilmektedir.
BOYUN VE BEL FITIĞI YOL AÇABİLİYOR
Dirsekteki ‘ulnar sinir’ adını verdiğimiz sinirin sıkışması nedeniyle elde serçe ve yüzük parmağında uyuşma oluşabilmekte, el bileğindeki median sinirin sıkışmasıyla da başparmak ve diğer parmaklarda uyuşmalar oluşabilmektedir. Tüm bunların yanında boyun ve bel fıtıkları, boyun- bel kireçlenmeleri gibi problemlerde el veya ayak parmaklarında uyuşma ve hissizlik olabilir. Ayrıca multibl skleroz, felç, tümör, diyabet gibi çok daha ciddi problemler neticesinde de parmak uyuşması oluşabilmektedir. Parmaklardaki uyuşma ve his kaybına soğukluk hissi, yanma, kaşıntı, dokunma sırasında hassasiyet, seğirme ve kasılmalar eşlik edebilir r.

UYUŞMA VE HİS KAYIPLARININ 9 SEBEBİ
KARPAL TÜNEL SENDROMU:
El bilek seviyesinde bulunan ‘karpal tünel’ adı verilen kanaldan median sinirin herhangi bir nedenle sıkışmasına bağlı olarak meydana gelir. Tekrarlayan hareketler, bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, diyabet, hipertroidi, gebelik, hormonal nedenler ile oluşabilir.
KUBİTAL TÜNEL SENDROMU: Dirsek kemiğinde ulnar sinirin yukarıda saydığımız nedenlerle sıkışmasıyla el serçe ve yüzük parmağında uyuşma oluşmaktadır.
PERİFERİK NÖROPATİ: Kontrol edilemeyen diyabet, ayakta çalışma, B12 eksikliği, MS hastalığı, kronik alkolizm sonucunda sinirlerde iltihaplanma ve hasar oluşur. Etkilenen alandaki sinirlerde uyuşma ve his kaybına neden olur. TARSAL TÜNEL SENDROMU: Arka tibial sinirin ayak bilek iç kısımda sıkışmasıyla oluşur ve el bileğindeki karpal tünel sendromunun ayak bileğindeki tipidir.
BOYUN VE BEL KİREÇLENMELERİ: Kemiklerde hasara yol açan, ilerleyen yaş, duruş bozuklukları, diyabet, kemik erimesi durumlar sebebiyle boyun omurlarında aşırı aşınmalar meydana gelir. Bu aşınmalar oluşan kireçlenmeler kanaldan geçen sinirleri sıkıştırır. Bu da kollarda ve bacaklarda ağrı, uyuşma ve his kaybına yol açabilir.
MİNERAL VE VİTAMİN EKSİKLİKLERİ: Kalsiyum, magnezyum, çinko, B12 vitamin eksiklikleri, kasların kasılıp gevşeme aktivitelerini etkileyerek parmaklarda uyuşmaya yol açabilir.
DİYABETİK NÖROPATİ: İyi takip edilemeyen diyabet sinirlerde harabiyete yol açar. Bu da el ve ayaklarda eldiven çorap tarzı dediğimiz uyuşmalara yol açar.
DOLAŞIM BOZUKLUKLARI: Parmağa kan akışını engelleyen herhangi bir durum parmakta uyuşma ve tutukluğa yol açabilir
DİĞER SEBEPLER:
Uzun süre sigara kullanımı, alkolizm, hipotroidi, omurilik yaralanmaları, metal zehirlenmeleri, SLE, omurilik tümörleri vb. Medikal tedavi gerekebilir. Vitamin takviyeleri, kas sinir iletimini düzenleyen (pregabalin, gabapentin gibi) ilaçlar kullanılabilir. Sıcak- soğuk kompres enflamasyona bağlı gelişen uyuşmaların azaltılmasına yardımcı olur. Etkilenen alana giden kan akışını artırarak, enflamasyonu azaltı
r.
Beslenme alışkanlığında yapılan değişiklikler önemlidir. Kolesterolden fakir diyet, liften zengin diyet, yüksek antioksidan gıdalar tedaviye yardımcıdır. Sigara bırakılmalıdır. Bazı egzersizler ve masaj, etkilenen organa giden kan akımını artırarak herhangi bir hastalığın ilerlemesini engeller. Fizik tedavi uygulamaları (sıcak- soğuk paketler, girdap banyosu, lazer, elektrik stimülasyon germe ve gevşeme egzersizleri, kas güçlendirme egzersizleri önerilmektedir. El bilek, dirsek ve ayak bilek sinir sıkışmalarında istirahat splintleri önerilir.
BASİT EGZERSİZLERLE TEDAVİ DESTEKLENEBİLİR Parmak uyuşmalarının tedavisinde aşağıdaki yöntemler denenebilir, ancak öncelikle sebep olan hastalık tespit edilmeli ve ona yönelik tedaviye bir an önce başlanmalıdır. Aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınma, tekrarlayıcı hareketlerden kaçınma, çalışma ortamlarında ergonomiye dikkat ederek yaşamak mutlaka önemsenmelidi
r.
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ruhsan Cihan.

Avokado Ye Mutlu ve Genç Kal!

Avokado yapısında çok fazla sayda tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Avokado A, C, ve E vitaminleri bakımından zengindir. Ayrıca, lutein ve glutathion gibi antioksidanlar içerir. Fosfor, magnezyum, potasyum, kalsiyum, demir ve çinko minerallerinden de oldukça zengindir.
Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger avokadonun, besin değeri açısından beslenmemizde bulunması gereken çok özel bir sebze olduğunu belirtiyor. İşte Özger’in açıklamaları:
125 gram avokado ortalama 250 kkaloriye sahipken, 0.5 gram karbonhidrat, 2 gram protein ve 29 gram yağ içerir. Diyette avokado kullanılmasının kan kolesterol seviyesini düşürdüğü, HDL’yi arttırıp, LDL ve trigliserid seviyesini düşürdüğü yaılan bilimsel çalışmalarda görülmüştür. Kabızlığa karşı da etkili olan ve bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleri bulunan avokado, içeriğindeki güçlü antioksidanlar sayesinde vücuttaki toksinler ile savaşarak, yaşlılığa yol açan zararlı maddeleri yok eder. Ayrıca seratonin hormonu salgısında görev alır.
Yani mutlu hissetmemize katkı sağlar.

Karaciğer yağlanmasına karşı 7 süper besin!..
Karaciğer hücrelerinde aşırı derecede yağ toplanmasıyla meydana gelen ciddi bir sağlık sorunu olan karaciğer yağlanması, karaciğerin kendini koruma amaçlı oluşturduğu yağ bezlerinden oluşur.
Toplumdaki her 4-5 kişiden birinde karaciğer yağlanması görülmektedir.

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger'in karaciğer yağlanmasına karşı tüketilmesini önerdiği 7 besin şöyle:

1-Sarımsak, soğan, enginar gibi beyaz renkli sebzeler Başta sülfür içeriği yüksek olan soğan ve sarımsak olmak üzere beyaz renkli sebzeler çok önemlidir. Sülfür maddesi karaciğer yağlanmasına neden olan kimyasal maddelerin karaciğer hücrelerinden uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Ayrıca enginar, karaciğer detoksunu en iyi sağlayan beyaz sebzelerden biridir.
2-Yağsız süt ürünleri Süt grubu besinleri tüketmek, vücudun ihtiyacı olan protein alımına destek olur. Miktarda aşırıya kaçmamak gerekir. Süt ürünlerini yağsız tercih etmek gerekir.
3-Böğürtlen, mor üzüm ve yaban mersini gibi mor renkli meyveler Antioksidan açısından zengin olan meyvelerin tüketilmesi meydana gelmiş olan karaciğer fonksiyon bozukluklarını giderir. Karaciğer yağlanmasına neden olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması için koyu mor renkteki kiraz, böğürtlen, kızılcık, mor üzüm ve yaban mersini gibi mor meyveler araöğünlerde tüketilmelidir.
4-Tam buğdaylı tahıllar Tam buğdaylı ekmek, yulaf kepeği, çavdarlı gevrek gibi kompleks karbonhidrat bakımından zengin tahıl grubu besinler aynı zamanda liften de zengin olduğundan hergün uygun miktarlarda tüketilmelidir.
5-Kurubaklagiller Bitkisel protein ve lif içeriğinin yüksek, doymuş yağ içeriğinin düşük olması bakımından kurubaklagiller karaciğer yağlanmasına karşı tüketilmesi gereken besinlerdendir. Haftada 2 kez kurufasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi kurubaklagil yemeği tüketmeye özen gösterilmelidir.
6-Kırmızı renkli meyve ve sebzeler Domates, karpuz, kızılcık, kırmızı biber başta olmak üzere kırmızı renkli meyve ve sebzeler de çok güçlü antioksidan olan likopen ve C vitamini bolca bulunur. Karaciğer yağlanmasına karşı antioksidan desteği için kırmızı meyve ve sebzeler öğünlerde tüketilmelidir.
7-Su ve diğer sağlıklı içecekler Karaciğer detoksu için hergün 2-2,5 lt su içmeye özen gösterilmeli, suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, çorbalar, maden suyu, kefir vb. tüketerek sıvı alımına destek olunmalıdır.

Her gün 1 avuç dut yemek için 9 neden!..
İster mor olsun, ister siyah veya beyaz...
Dut, antioksidan içeriği çok yüksek olan çok sağlıklı bir meyve. Taze olarak tüketildiği gibi, kurutularak veya pekmezi yapılarak da tüketilen dut tam bir sağlık deposu.
Uzman Diyetisyen İpek Ağca Özger ‘Dut, A vitamini, K vitamini, B grubu vitaminleri, demir, potasyum ve fosfordan zengindir.
Dut aynı zamanda antosiyanin, lutein, ksantin ve
beta-karoten gibi önemli antioksidanların kaynağıdır’ diyor.
Bu
özelliğinden dolayı birçok hastalığın tedavisinde ve cilt bakım malzemelerinde kullanılmaktadır.
Yaklaşık 1 çay bardağı kadar dut 1 porsiyon meyveye eşittir.
Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger dutun faydalarını şöyle sıralıyor.
1.Dut, içerdiği antioksidanlar sayesinde kansere yakalanma riskini azaltır.
2.Dut kan basıncının dengede tutulmasını sağlar, kanın pıhtılaşmasını engeller.
3.Dut kansızlığın giderilmesinde yardımcı olabilir.
4.Kan şekerinin dengelenmesini sağlar.
5.Karaciğer ve böbrekleri toksinlerden arındırır.
6.Soğuk algınlığı ve gribi önlemede etkilidir.
7.Kolesterol seviyesinin dengede tutulmasını sağlar.
8.Bağışıklık sistemini güçlendirir.
9.Antioksidan özelliğinden dolayı cilt sağlığında faydalıdır.

SUDAN BAHANELERLE BÜNYENİZİ SUSUZ BIRAKMAYIN
“Hiçbir şey suyun yerini tutmaz” derler. Su o kadar gerekli ki, insan vücudunun temel yapıtaşlarından hücrenin büyük kısmı sudan oluşuyor. Kanın %92’sinde, kemiklerin %22’sinde, beynin ve kasların %75’inde de su var. Peki günlük koşuşturmacamızda hangimiz yeteri kadar su tüketebiliyoruz?
Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Gülünay, toplumda suyun önemine dair bir farkındalık olduğunu, ancak iş su içmeye gelince çeşitli bahanelerin arkasına sığınıldığını söylüyor.

ERTELEMEYİN, SU İÇİN!
Sağlıklı bir insan vücudunun ısını korumak ve toksinleri atmak için günde 2,5 litre su kaybettiğini belirten Gülünay “ İdrarla 1,5 kg. ,terlemeyle 500 ml, dışkı ve solunum ile 300’er ml, olmak üzere her gün 2,5 lt, su kaybediyoruz. Kaybettiğimiz bu suyu mutlaka yerine koymalıyız. Aksi takdirde böbrek yetmezliği, tansiyon, yorgunluk, hafıza bozukluğu, dikkat dağınıklığı gibi problemler ortaya çıkar. Daha büyük su kayıplarında ise kas spazmı, sistem bozuklukları, dolaşım-böbrek yetmezliği gibi sağlık sorunları kaçınılmaz olur” diyor.

SU İÇMEK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN Beslenme gibi, su içmenin de sağlıklı yöntemleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Gülünay, her 15 kaloriye karşılık vücuttan 1 yemek kaşığı su kaybettiğimizi ve vücudun kaybettiği bu suyun mutlaka yerine konması gerektiğini belirtiyor. Gülünay yeteri kadar su içmeyen veya içemeyenler için aşağıdaki öneriler sıralıyor:
-Su içmek için susamayı beklemeyin.
-Suyu direk dikleyerek içtiğinizde size idrar olarak geri dönecektir. Bu yüzden besinlerin sindirilebilirliğini kolaylaştırmak adına suyu yudum yudum için.
-Doygunluk hissini artırmak adına yemeklerden 15 dk önce su tüketin.
-Su tüketiminizi gün içine eşit dağıtarak bölün. -Kendinize su içmeyi cazip hale getirmek adına güzel bardak,sürahiler alın.
-Su içmeyi unutuyorsanız kendinize hatırlatıcılar koyun.(Telefon uygulamaları, notlar vb)
-Suyun tadını sevmiyorsanız tat katmak amacıyla içine limon, meyve dilimleri, damla sakızı gibi ekler koyarak suyunuzu çeşni kazandırıp tatlandırın

AZI KARAR FAZLASI ZARAR
Böbreklerin belirli bir oranda “su atma” kapasitesi olduğu için gereğinden fazla su tüketimi böbreklere zarar veriyor. Böbrekler tarafından atılamayan su kanda birikerek elektrolit dengesinin bozulmasına, mineral kayıplarına, halsizlik, bulantı gibi sorunlara yol açabiliyor.

UYUMADAN ÖNCE DİKKAT! Uyumadan önce çok su içilmesi de uyku kalitesini bozuyor. Bunun nedeni de uyku sırasında deliksiz uyumanızı sağlayan anti diüretik hormonu. Bu hormon uyku sırasında salgılanarak vücudun susuz kalmaması için böbrekleri idrar üretmesini engelliyor. Bu şekilde uyku sırasında kanda bulunması gereken asgari miktardaki su miktarı ve su-tuz dengesi korunuyor. Ancak gereğinden fazla su içip yatıldığında vücudun bu dengesi bozulur, böbrekler sürekli çalışıyor ve gece boyu tuvalete taşınılıyor.

KUTU 1
İnsan vücudunun su içeriği, yaş-cinsiyet-boy uzunluğu-vücut ağırlığı ve fiziksel aktiviteye göre değişiklik gösteriyor. Çocukların vücudunun % 70, yeni doğan bebeklerin vücudunun ise % 90’ı sudur. Yaş ilerledikçe suyun yerini yağ dokusu almaya başlar. Dolayısıyla yaş ilerledikçe suyu daha çok tüketmek gerekir. Yetişkinlerde vücut su oranı % 60 yaşlılarda ise % 50’dir

KUTU 2 SUYUN YARARLARI
1-Vücut ısısını düzenler. 2-Böbrek taşı oluşumunu önler. 3-Genel sistem sağlığını korur. 4-Kan şekeri dengesini düzenlemede etkilidir. 5-Metabolizmayı hızlandırır. 6-Dışkının yumaşamasına yardımcı olur. 7-Kas ve sinir sisteminin düzenlenmesinde etkilidir. 8-Vücutta biriken zararlı maddelerin ve toksinlerin atılmasına yardımcıdır. 9-Besinlerin sindirilebilirliğini artırır. 10-Stresten kaynaklı sivilce vb cilt sorunlarının önlenmesinde etkilidir. 11-Selülitin önlenmesinde etkendir. 12-Emziren kadınlarda ,süt üretimini artırır. 13-Vücutta depolanan yağ miktarının azalmasında yardımcıdır.

KUTU 3 KİMLER DAHA ÇOK SU TÜKETMELİ?
-Yüksek proteinli diyetle beslenenler, -Emziren anneler, -Ağır fiziksel aktivite yapanlar, -Liften zengin beslenenler, -Aşırı terleyen bireyler.

Yaşamınıza değer verin, "Tuz"u azaltın!..
Tuzun vücut için vazgeçilmez, ancak aşırı tüketilmesi durumunda da zararlı olduğu bilinen bir gerçek. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon başta olmak üzere kalp krizinden mide kanserine kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Türkiye’nin lider toplu yemek ve destek hizmet firması Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Nilay Coşkun, tuz tüketiminin kontrol altına alınarak, sağlık sorunlarının önlenebileceğini belirtiyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün günlük tuz tüketimi için önerdiği miktar sadece 5 gram. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de kişi başı günlük tuz tüketimi ise bu miktarın tam üç katı; yani 15 gr.
Türkiye’de 4 ölümden 1’inin nedeni hipertansiyon. Hipertansiyon sorunu ile karşılaşmamak için alınacak önlemlerden birisi de tuzun azaltılması.
Tuz alımı yarıya indirildiği takdirde, tüm dünyada bir yıl içinde inme ve kalp krizinden yaklaşık 2,5 milyon insanın hayatı kurtulabilir.
Tüm bunlar tuz kullanımında kontrolün ne kadar önemli olduğuna dair önemli veriler. Tuz kullanımı ile ilgili tüm dünyada çok sayıda araştırma yapılıyor.
Bu araştırmaları yakından takip eden ve geçtiğimiz yıl birçok yemekhanesinde masalardan tuzlukları kaldıran Türkiye'nin lider toplu yemek ve destek hizmet firması Sofra/Compass Group, bu konuda oldukça hassas.
Hizmet verdiği işyerlerinden hastanelere ve okullara kadar tüm kurumlarda tuz kullanımı hakkında bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapan Sofra/Compass Group, aldığı önlemler sayesinde yıllık tuz alımını önemli oranda azalttı.
Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Nilay Coşkun, hipertansiyon başta olmak üzere kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, obezite, diyabet ve bazı kanser türlerinden korunmak amacıyla günlük tuz tüketiminin 1 silme tatlı kaşığını (5 gram) geçmemesine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor ve tuz tüketimini azaltmak için neler yapılabileceğine dair önerilerde bulunuyor.
Önce tadın!
1. Yemeğin tadına bakmadan tuz koymayın. Tuzsuz yemek çok tatsız diyorsanız biber, sirke, limon suyu ve değişik baharatlarla yemeğinizi lezzetlendirebilirsiniz.
2. Yemek pişirirken tuz koymayın, piştikten sonra da koymamaya gayret gösterin. Eğer tuz koymanız gerekiyorsa da yemeklerinize pişirme esnasında değil, yemek piştikten sonra koyun. Böylece, pişirme esnasında oluşacak iyot kaybını da engellemiş olursunuz.
Tuzlukları kaldırın!
3.Sofranızda tuzluk kullanmamakla tuz kullanım oranını %15 oranında azaltabilirsiniz. Masanızda tuz bulundurmamaya özen gösterin. Hipertansiyon gibi bir sağlık probleminiz varsa gerekli görüldüğü takdirde ekmeğinizi de tuzsuz tüketebilirsiniz.
4.Tuzu azaltılmış gıdalar yiyin.
Özellikle salamura yiyecekleri dolaplarınızda bulundurmamaya özen gösterin. Zeytin, turşu, hardal, soya sosu gibi gıdaların tuz oranı çok yüksektir. Bu nedenle bu besinleri dikkatli tüketin.
5.Sebze ve meyveler tuz içeriği yönünden düşük besinlerdir. Bu nedenle günlük beslenmenizde sebze ve meyve tüketiminizi artırın.
Bu besinler aynı zamanda potasyum içeriği de yüksek olduğundan kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı olur.
Tuz yerine baharat kullanın!
6. Yemeklerinizi tuz yerine çok daha farklı alternatiflerle tatlandırabilirsiniz. Nane, kekik, soğan, sarımsak gibi seçenekler yemeklere tuz olmadan lezzet verir. Etleri sarımsak, sirke, limon suyu ile terbiye edin. Ayrıca taze fındık, ceviz, semizotu gibi taze yiyeceklerde yemeğinizin lezzetine lezzet katacaktır.
7. Alışveriş yaparken gıda etiketindeki tuz miktarına bakmayı ihmal etmeyin. Hazır paketlenmiş besinlerin tuz içerikleri yüksek olabileceğinden içindekiler kısmını okuma alışkanlığı edinin.
8. Bol su için. Maden suyu içmek istiyorsanız da sodyum içeriğini etiketinden kontrol edin.

BAĞIRSAK SAĞLIĞI İÇİN SEKİZ ÖNERİ
Prof. Dr. Alagözlü bağırsak sağlığı için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor.

1- Fermente yiyecekleri tüketelim (turşu, boza, şıra, tarhana, sirke, fermente süt ürünleri)
2- Gerekirse doktorunuza sorarak uygun bir probiyotik takviyesi alalım.
3- Egzersizin sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını sağladığı yapılan çalışmalarda gösterilmiş. Yürüyüş en güzel egzersizdir.
4- Lifli gıdalar bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Lifli gıdalar tüketelim.
5- Omega-3 takviyeleri bağırsak sağlığımızı güçlendirir.
6- Fruktozdan zengin doğal olmayan işlenmiş, gıdalardan uzak duralım. Bağırsak floramızı bozar.
7- Çin tuzu olarak bilinen "Monosodyum glutamat" içeren gıdalardan uzak duralım.
8- D vitamini seviyelerimize baktıralım gerekirse doktor kontrolünde takviye yapalım.
Bizi bağırsak polip ve kanserlerinden korur.

DAHA GÜÇLÜ BİR ERKEK OLMAK İÇİN 10 ÖZEL BESİN!
Daha güçlü olmak birçok erkeğin tutkusudur. Hem fiziksel hem de mental olarak güçlü olmanın yolu ise sağlıklı beslenmek ve erkek sağlığı için önemli roller oynayan besinlere beslenme düzeninde yer açmaktan geçiyor. Hacettepe’den bölüm dördüncüğülü ile mezun olan ayrıca Oxford Brookes’ta eğitim alan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber hedefe ulaşmak için gerekli 10 besini açıklıyor.
Domates:
Kırmızı yapısının içinde barındırdığı laykopen ile özellikle prostat sağlığı açısından çok önemli bir besindir. Yeterli laykopen tüketen erkeklerin prostat kanserine yakalanma riskinin daha düşük olduğu biliniyor. Laykopenin aynı zamanda kolon kanserine yakalanma riskini azalttığı ve kalp sağlığını desteklediği de birçok bilimsel çalışma ile kanıtlanmış durumda.
Yabanmersini:
Güçlü antioksidan yapısı ile vücudu toksinlerden arındıran bu besin kalp sağlığını desteklemek ile kalmıyor aynı zamanda erkeklerin kadınlara göre daha duyarlı olduğu ileri yaşlarda hafıza problemleri yaşama riskini de azaltıyor. Aynı domates gibi laykopen içeren bu besin prostat sağlığı için son derece önemli.
Brezilya Fıstığı:
İçerdiği sağlıklı yağlar ile kalp sağlığını destekleyen Brezilya fıstığı yüksek selenyum içeriği ile de sperm sağlığını destekliyor ve sperm hareketliliğini arttırıyor.
Brokoli:
Birçok erkek sevmese de brokoli aslında sofralarda mutlaka bulunması gereken besinlerin başında geliyor. İçerdiği sülfürlü birleşikler kansere karşı koruma sağlıyor. Yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre erkeklerde daha sık görülen mesane kanserine yakalanma riskini azaltıyor.
İstiridye:
Yüksek oranda çinko içeren bu besinin aynı zamanda afrodizyak etkisi olduğu düşünülüyor. Çinko, erkeklerde testesteron salgısının düzenli olmasını sağlamanın yanı sıra sağlıklı sperm üretimi için de gerekli bir mineraldir. Çinko yetersizliğinde saç dökülmesi sorunu yaşanabiliyor.
Tam tahıllar:
Tam tahıllı ekmekler, esmer pirinç, intergral makarna gibi tam tahıllar sağlıklı karbonhidrat kaynaklarıdır. Yeterli karbonhidrat tüketimi, vücut kaslarının korunmasını sağlar. Yetersiz karbonhidrat tüketimi, enerji üretimi için protein kullanılmasına sebep olur, vücuttan kas kitlesi kaybı gerçekleşir. Tam tahıllar aynı zamanda saç sağlığı için gerekli olan ve yetersizliğinde depresyona girme riskinin yükseldiği B vitaminlerinden de zengindir.
Sarımsak:
Kokusu nedeniyle genelde tüketmeye çekinsek de, Amerika Kanser Enstitüsü sarımsağın erkeklerde prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını açıklamıştır.
Somon:
Erkeklerin kalp hastalıklarına yakalanma riskinin özellikle orta yaşlardan sonra kadınlara göre daha yüksek olduğu bilinen bir gerçek. Somon sadece içerdiği omega-3 yağ asitleri ile kalp sağlığınızı desteklemekle kalmaz, kaliteli protein içeriği ile kaslarınızı da güçlendirir.
Yumurta:
Beyazı yüzde yüz protein içerdiğinden ötürü vücutta kas kitlesini arttırmaya yardımcıdır. Sarısı ise içerdiği biyotin ile saç sağlığını korur ve saç dökülmesini engellemeye yardımcı olur.
Avokado:
İçerdiği sağlıklı yağlar ile kalp sağlığını korumaya destek olan avokado aynı zamanda yüksek antioksidan içeriği ile deri ve göz sağlığı açısından da önemlidir. Öğün öncesi avokado tüketenlerin gün boyunca ortalama 200-300 kalori eksik tükettiği ve iştah kontrolünü daha kolay sağladıkları da biliniyor.

DUDAK DOLGUSUNDA SON TREND: PERMALIP!..
Dudak ve ağzınızın doğal şekli bozulmadan kalıcı ve dolgun dudaklara sahip olmaya ne dersiniz?
Kimi dolgun dudaklar kimi daha belirgin kimi de dudaklarının yaşla birlikte kaybolan doğal dolgunluğuna kavuşmak istiyor.
Yüzün ifadesini değiştiren dudaklar, son dönemde estetikte de öne çıkıyor. Dudaklarını dolgunlaştırmak, büyütmek isteyenler, kalıcı dudak dolgunlaştırması Permalip ile istedikleri dudaklara kavuşuyor.
Permalip, kalıcılığıyla fark yaratırken istenildiğinde de çıkarılma özelliği ile diğer yöntemlerden ayrışıyor.
30 dakika süren uygulama ile dolgun dudaklara sahip olunurken istenildiğinde ise 10 dakikalık bir işlemle çıkarılabiliyor. Farklı boy ve dolgunlukta seçenekleri olan Permalip kişinin ihtiyacına göre doğru implantı doktoru ile birlikte seçmesine olanak da sunuyor.
Dudak ve ağzın doğal şekli bozulmadan dolgun dudaklar elde etmek artık Permalip ile mümkün oluyor. Günlük hayatı etkilemeyen, kolayca uygulanan silikon-bazlı kalıcı dudak implantı Permalip, ezberlerdeki dudak dolgunlaştırmasını değiştiriyor.

Son Nesil Elektrikli Kaykay Go Board artık daha hızlı, daha güvenilir ve daha avantajlı
Kullanıcının denge merkezine göre hareket edip yönünü ayarlayabilen, hızlanıp yavaşlayabilen iki tekerlekli elektrikli kaykay Go Board’un kullanımı artık çok daha kolay, üstünden düşmek neredeyse imkansız!
Go Board bu sefer çok dayanıklı ve güvenli. Güvenlik performansıyla ünlü, uzun ömürlü, yeniden şarj edilebilir ve çok hafif Original Samsung 2200P Lithium-ion bataryaya sahip. Artık eskisinden çok daha hızlı. 25 km/sa hıza kadar çıkabilir. Hızınızı vücut hareketinizle rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz. Yavaşlamak için kendinizi geriye çekmeniz yeterli. Dengede durmayı sağlayan yenilikçi gyroscope teknolojisine sahip.
En ileri teknoloji denge algılayıcıları sayesinde istediğiniz yöne doğru kolaylıkla hareket etmenizi sağlar.
Bu sefer telefonunuza bağlanıp müzik dinlemenizi sağlayacak dahili, uzaktan kumandalı Bluetooth hoparlörü var.
1 yıl garantisi olan Go Board, CE/TSE garanti standartlarına uygun üretildi.
Go Board en avantajlı fiyatıyla shopigo.com ve Nişantaşı No:17 mağazasında satışta.
Fiyat: 2495 TL
Net Ağırlık: 10 kg
Maksimum ağırlık taşıma kapasitesi: 120 kg
Maksimum hız: 25 km/sa
Menzil: 20 km
Maksimum tırmanma açısı: 10 °
Güç: Original Samsung 2200P
Lithium-ion Battery Şarj gücü: 220V / %10 50Hz
Boyutu: 584 x 186 x 178 mm
Ana gövdenin yerden yüksekliği: 30 mm
Pedalın yerden yüksekliği: 110 mm
Tekerlek: Şişme tekerlek
Batarya: 36V 4,4AH

PEDAL ÇEVİRMEYİLE KOŞMAYI BİRLEŞTİREN YEPYENİ BİR İCAT!
Eliptik açık hava bisikleti ElliptiGO ile egzersiz yapmanın en eğlenceli ve etkili yolunu keşfedin.

ElliptiGO, koşmanın ve pedal çevirmenin en faydalı yönlerini eğlenceli ve etkili şekilde buluşturan bir açık hava bisikleti. Bu yenilikçi konsept diğer konvensiyonel bisikletlerden oldukça farklı. Pedal çevirme eliptik ve kullanıcının ayakta durması gerekiyor. Bu da kullanıcıya havada koşar gibi bir deneyim yaşatıyor. Kemikleri ve kasları güçlendiriyor. Oturarak bisiklet sürmeye kıyasla çok daha konforlu ve güvenli bir deneyim yaşatıyor. Fiyat: 10.995 TL.
Teknik Özellikler:
Maksimum hız: 40 km %30 eğime kadar tırmanabilir 8 vitesli Selesiz
Ayarlanabilir adım uzunluğu ve gidon yüksekliği 150cm-208 cm arasındaki boy aralığına uygundur.
Sistem Özellikleri: Dingil:137cm Toplam Uzunluk: 190,5 cm
Ağırlık: 20 kg Çalışma yüksekliği: 127-147 cm
Uzunluğu: ön tekerleği ile 81 cm, ön tekerlek hariç 70 cm
Krank Uzunluğu: 171 - 267 mm
Vites: 8
Toplam Dişli Aralığı: %306
Ortalama Dişli Adımı: %17
Dişli Oranı Aralığı 0,527-1,615
Dişli İnç Aralığı: 33-102
Kazanç Oranı Aralığı: 1,6-7,5
Adım Uzunluğu: 41-64 cm
Performans:
Tırmanışta: Eğim elverişliliği %20-30 dereceye kadar
Önerilen Sürüş Arazisi: Düz ve engebeli arazi
Seyir Hızı: Düz arazide 15 mph
Sürat Hızı: Düz arazide 23+ mph (37+ kph)
Egzersiz Direnci: 8 farklı düzey. %306 toplam direnç aralığı. Seviyeler arasında %17 direnç farkı.

Bu yıl palamut önceki yıllardan daha bol...
EKİM, KASIM PALAMUT BALIĞININ EN LEZİZ ZAMANI

Sonbaharın gelmesiyle bollaşan palamut balığı, Eylül Ekim aylarında tavası, Kasım ayında deniz suyunun soğuması nedeniyle etinin yağlanması beraberinde palamut ızgarasını doyumsuz kılıyor.

Eylül 2016 itibariyle balık tezgahlarında her biri 7.00 TL ila 10.0 TL arasında fiyatlanan palamut balığı etli, az kılçıklı oluşu nedeniyle tercih ediliyor. Palamut sadece ızgara, tava değil, domates, soğan, biber beraberinde tepside hazırlanıp fırında pişirim şekliyle de tüketiliyor.
Karadeniz de balık yasağının 01. Eylül'de kalmasıyla önce palamut avı başlıyor. Palamutlar Hopa'ya kadar bir süre hamsileri takip ederek besleniyor, sonra dönüp İstanbul Boğazı'ndan geçişe başlıyorlar.
Arkasından denizin canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere sahip balık ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i terk ediyor. Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor.
Oysa palamut başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor.


Karadeniz'i tercih edişi için balıkçılar deniz suyu ılıman, düşük tuz oranı üremeye müsait, elverişli olarak tanımlıyorlar.
Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha havyar döküyor, bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor.
Palamut Balığının Özellikleri
Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor. Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor.
İçgüdüsel bir davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup bir kiloya erişiyor.
Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor. Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor.
Yavru palamutlar için balıkçılar, mevsim başında bir yağmur yağsa da büyüse diye bekliyorlar, "Balık tatlı su içermiş" diye ekliyorlar. Gerçekten de dikkatli gözler deniz suyu yüzeyinde balıkların yağmur damlalarına karşı ağızları açık su içişini görülebiliyor. Kasım ortası ile Aralık ayı toriklerden rakı sofralarını taçlandıran mezesi, lakerda yapımı başlıyor.

AŞURE AYI...
Muharrem ayının 10. günü başlayan "Aşûre Günü", ülkemizde ise aşure, paylaşmanın ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesi olarak tekrarlanıyor.
Muharrem ayının 10. günü başlayan "Aşûre Günü", ünde buğday, fasulye, nohut, fındık, pirinç, çam fıstığı, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, nar taneleri, tarçın kabuğu, karanfil, kuş üzümü, gül suyu gibi bir çok sevilen bakliyat, çerez, meyve, tatlandırıcı, aroma zenginleştirici baharat bulunan aşure, ay boyunca evlerde bazı iş yerlerinde kazanlanda hazırlanıp dağıtılarak, komşular, tanıdıklar hatırlanıyor. Mısır Çarşısı'nda hizmet veren Malatyalılar Kuru Yemiş dükkanı da yerli yabancı tarihi çarşıdan geçen herkese minik kaplar içinde aşure ikramında bulunuyor.

SEDEF HASTALARININ EN BÜYÜK DÜŞMANI STRES!

“Sedef hastalığının tedavisi yok” diyerek umutsuzluğa kapılmayın!
Sedef hastalığı tüm dünyada yaklaşık 125 milyon kişiyi, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde üçünü etkiliyor. Türkiye’de ise en az 700.000 kişi, yani kıyaslamak gerekirse tüm Afyon veya Ordu nüfusu kadar insan sedef hastalığından muzdarip.
26-30 Ekim Dünya Sedef Hastalığı (psoriasis) Farkındalık Haftası nedeniyle açıklama yapan İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği uzman doktoru Sinan Doğan, stresin sedef hastalığını tetiklediğini vurguladı.
Sedef hastalığını tamamen iyileştiren bir tedavi olmasa da, hastalık kontrol altına alınabiliyor.


Deride kırımızı renkli zemin üzerinde sedefi-beyaz renkli kepeklenmelere neden olan döküntülerle kendini gösteren sedef hastalığı (psoriasis) özellikle diz, dirsek ve saçlı deri gibi bölgelerde görülen, zaman zaman şiddetli kaşıntılı ve tekrarlayıcı bir hastalık.
Dünyada 125 milyon kişiyi, Türkiye’de ise yaklaşık 700.000 kişiyi etkileyen psoriasisin çok farklı tipleri var.
Sedefin kesin nedeninin bilinmediğini belirten İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği uzman doktoru Sinan Doğan hastalığın, vücut savunma mekanizmasındaki bir bozukluk nedeniyle deri yenilenme süresinin yedi kat hızlanması sonucu ortaya çıktığını söyledi. Ailesel yatkınlığın da önemli bir rol oynadığı sedef hastalığı insandan insana bulaşmıyor.

Stres, sedef hastalarının en büyük düşmanı!
Uzm. Dr. Sinan Doğan, psoriasisi tetikleyen etkenleri şöyle açıkladı: “Sedef hastalığını tetikleyen en önemli faktör stres ve sıkıntıdır. Onun dışında enfeksiyonlar, hatta bazen küçük bir diş çürüğü, geçirilen ağır hastalıklar, ameliyatlar, kullanılan bazı ilaçlar, deriyi zedeleyen yanık ve travmalar gibi çeşitli faktörler sedef hastalığını uygun bünyeli kişilerde tetikleyebilir.
Genelde vurdumduymaz kişilerde pek görülmez, hassas ve her şeyi kafaya takanlarda görülür. Bunun için zor olsa da stresten uzak durmaya çalışmalıyız.
Hastalığın şiddetinde yazın biraz azalma olabilir, kışın deride kuruluk ve enfeksiyonlar ile artabilir. Çocuklarda sedef hastalığını özellikle enfeksiyonlar tetikler. Bu nedenle bademcik iltihabına ve diş çürüğüne dikkat edilmelidir.
Sık bademcik iltihabı olan çocuklarda aylık penisilin yapılabilir”.

“Sedef hastalığının çaresi yok” algısıyla tedaviyi boş vermek çok yanlış!
Hastalığın kesin bir “tedavisi olmaması” sebebiyle çoğu sedef hastasının endişeye kapıldığını belirten Uzm. Dr. Sinan Doğan şöyle konuştu: “Toplumda genel kanı “sedefin çaresi yok”. O zaman şeker ve tansiyon gibi hastalıkların da çaresi yok ancak ilaçlar ile kontrol altına alınabiliyor.
Hastalar bilmelidir ki alanında uzman bir dermatoloğa düzenli şekilde başvurdukları zaman onların da hastalıkları kontrol altına alınabilir. Doktorları, ilaçları yan etkileri de göz önünde bulundurarak seçip uygulayacaktır.
Artık sedef hastalarının umutsuzluğa kapılmasına gerek yoktur”. Sedef hastalığının son yıllarda üzerine en çok araştırma yapılan hastalıklardan biri olduğunun altını çizen Sinan Doğan ayrıca, “Psoriasis için yeni birçok tedavi geliştirilmiş ve geliştirmeye devam edilmektedir.
Bu işin uzmanı dermatoloji uzmanları ile hastalık yüksek oranda kontrol altına alınabilmektedir. Sedef hastalığı için basamak tedavisi uygulanır.
Hastalığın şiddeti, hastanın beklentisi, tırnak ve eklemlerin etkilenmesi, başka hastalıklarına göre tedavi planlanır.
Sedef hastalığında sadece krem tedavisi yoktur. Hap, belli iğneler, serum, ışık tedavisi gibi seçenekler doktor kararıyla uygun hastalarda uygulanabilir” dedi.

Sedef döküntülerinin görünür olması hastaları depresyona sürükleyebilir.
Sedefin, hastaların dış görünüşünü etkilemesinin psikolojik sorunlar da yaratabileceğini belirten Uzm. Dr. Sinan Doğan, “Yapılan araştırmalarda, sedef hastalarında yaşam kalitesinin nerdeyse kanser hastaları kadar düştüğü görülüyor. Hastalık rahatlıkla görülebildiğinden hastalar toplumdan uzaklaşarak, depresyona girebiliyor ve bu da bir kısır bir döngüye neden olarak hastalığı şiddetlendiriyor. Bu nedenle hastaların büyük bir çoğunluğu psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyuyor” dedi. “Hatta hastalar evlenmekten kaçınabiliyor ve evli olanlar da hastalık nedeniyle boşanabiliyor. Özellikle toplumdaki kişilerin soru ve yorumları hastaları daha da içine kapanık hale getirebiliyor”.

“Kaliteli dinlenmenin yolu hobiden geçiyor”
Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, Hobium için hobi sahibi olmanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini açıkladı.

Ulusoy, günümüzde hobi sahibi olmanın en iyi dinlenme şekli olduğunu belirterek, hobinin aile içi iletişimdeki önemini vurguladı. İnsanların en depresif hissettiği ve mutsuz olduğu zamanın, hareketsiz kalıp üretmediği anlar olduğunu belirten Ulusoy, “Evrendeki her şey sürekli bir hareket halinde… Varlığın mayası ve özü harekettir.
Bu nedenle, evrenin hareketine insan da katılmak istiyor. İnsan, sürekli hareket halinde üreten bir varlık olarak yaşamak istiyor.” dedi.
Hobinin bu aşamada devreye girdiğini vurgulayan Ulusoy; “Akşam saatlerine kadar çalıştıktan sonra televizyon karşısında hareketsiz kalmak, gerçekte insan ruhunu zedeleyen, bunaltı veren bir durum… Çünkü insanlar televizyon karşısında üretemiyor. Ancak hobisini sürdüren örneğin nakış işleyen bir kişi, bir şey üretiyor ve hareket halinde, zihinsel olarak bir şeyle meşgul oluyor. Bu da dikkatimizi, konsantrasyonunuzu arttırıyor ve ruhumuza doyum getiriyor” dedi.
Dinlenmenin saatlerce yatmak olmadığının altını çizen Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, “Uzun süre hareket halinde hareketsiz ve atıl kalmak, beyni, zihni veya ruhu dinlendirmiyor. Zihin, sadece farklı aktivitelerle dinlenebiliyor. Çalışmak haricinde farklı aktivitelerle uğraşarak, örneğin nakış, boyama, örgü gibi hobilerle üreterek zihnimizi dinlendirebiliriz.” Zamanın anne babalarının çocuklarını sadece ders odaklı hale getirdiğini belirten Ulusoy, anne babaların “çocuğum yeter ki ders çalışsın başka bir şey istemiyorum” anlayışından vazgeçmeleri gerektiğini belirtti.
Ulusoy, çocukların ders çalışmak dışında başka alanlarda da bazı şeyleri üretebildiğini kendilerine göstermeleri gerektiğini, bu durumun çocuğun kişilik gelişimi açısından da çok önemli olduğunu vurguladı.

SÜT İÇMENİZ İÇİN 10 İYİ NEDEN
Sağlıklı beslenme deyince aklımıza ilk önce süt gelir.
Sütün besleyici değerlerinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken uzmanlar da 7’den 70’e herkesin süt içmesi gerektiğini vurguluyor.
Sağlıklı bir hayat sürmenin altın kurallarından biridir süt içmek. Doğduğumuz günden itibaren içmeye başladığımız süt, herkesin vücudu için gerekli olan besin kaynaklarını dengeli bir şekilde içinde barındırıyor.
Uzmanlar günde 2 bardak sütün zinde bir vücudun sırrı olduğu kadar pek çok hastalıktan korumanın da temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekiyor.
Hayatın her döneminde süt içmek için pek çok sebebimiz olduğunu vurgulayan Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, sütün besin değerinin, benzersiz bir kalsiyum kaynağı olmasının, büyüme ve kemik gelişimi üzerinde etkilerinin bu nedenlerin başında geldiğine dikkat çekiyor.
İnanç, özellikle gelişme çağında olan çocuklar için vazgeçilmez bir besin olan sütün aslında hayatın her döneminde mutlaka tüketilmesi gerektiğini vurguluyor. İnanç, sütün faydalarını şöyle sıralıyor:

1) Kalp Hastalıklarından Korur Kalp hastalıkları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu…
Süt ve türevlerinin içeriğinde kan yağları ve kan basıncının düşürülmesinde etkili olan protein, kalsiyum, fosfor gibi besin öğelerinin olması nedeniyle, her gün yeterli miktarda tüketimi koroner kalp hastalıklarından korunmada büyük önem taşıyor. Her gün düzenli içilen 2 bardak sağlıklı süt sayesinde hipertansiyon da dengeleniyor.

2) Süt Okuldaki Başarıyı Artırır Ebeveynler açısından çocuklarının sağlığı kadar eğitimi de önemli…
Çocukluk döneminde içilen günde 2 bardak süt zeka gelişimi açısından büyük önem taşırken, okul başarısını artırdığı kanıtlanmıştır.

3) Enerji Verir Yeterli ve dengeli beslenebilmek için besin gruplarına ihtiyacımız vardır. Bunlar süt ve türevleri, et, peynir, yumurta, ekmek, sebze ve meyvelerdir. Bu besin grupları içinde yalnızca süt enerji oluşumunda etkili olan karbonhidrat, protein ve yağı bir arada içeriyor.

4) Dişleri Korur Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Sütte ki kalsiyum ve fosfor bu mikroorganizmalara doğal bir savunma sağlar. Her gün içilen süt dişlerde oluşabilecek çürükleri önlüyor.

5) Kilo Alımını Önler Fazla kilo’ neredeyse çağımızın temel sorunu… Kilo sorununun minimum düzeye inmesi için sağlıklı ve uzun süre tok tutan glisemik indeksi yüksek yiyecekler tüketilmesi öneriliyor. Düzenli olarak her gün içilen iki bardak süt de düzensiz ve sağlıksız beslenmeyle alınan kiloları önlemede önemli.

6) Gebelikte Mineral Kaybını Giderir Sağlıklı bir gebelik için annenin sağlıklı beslenmesi çok önemli. Gebelik döneminde anne vücudunda azalan mineraller, günde 2 bardak süt içilerek karşılanabiliyor.

7) Kemik Gelişimini Sağlar Süt, güçlü kemikler için bire bir.. Düzenli içilen süt çocuklarda güçlü kemiklere neden olur. Yetişkinlerin de daha sağlıklı kemik yapısına ulaşabilmeleri için kalsiyum almaları gerekir, bunun için de kemiklerin yapı taşı kalsiyum açısından en zengin ve vücutta kullanılabilirliği en yüksek besin olan süt düzenli olarak tüketilmeli.

8 ) Bağışıklık Sistemini Güçlendirir Mevsim değişimiyle birlikte görülen bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu üst solunum yolu enfeksiyonlarında artma olurken, içeriğinde 40’tan fazla besin öğesi bulunan süt tüketiminin grip, soğuk algınlığı, farenjit gibi kış hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynuyor.

9) Cildi Güzelleştirir Süt sağlığı olduğu kadar güzelliği de koruyor..
Güzel ve sağlıklı bir cilt için dengeli beslenmenin önemi göz önüne alındığında sütün içeriğinde bulunan vitamin ve mineraller, akne ve cilt inflamasyonu riskini azaltıyor ve cilt sağlığını koruyor.

10) Osteoporozdan Korur Günümüzde 50 yaş ve üstü kadınların yüzde 50’sinde menopoz ile birlikte osteoporoz belirtileri de görülüyor. Düzenli egzersiz yapılmasının, yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmasının bu sıkıntının giderilmesinde büyük önem taşırken, kalsiyum deposu olan sütü her gün 2 bardak tüketmek gerekiyor.
Sütü sağlıklı içmenin püf noktaları Sağlıklı süt tüketiminin temel kuralının, ambalajlı sütleri tercih etmek olduğunu belirten İnanç, uzun ömürlü sütün tamamen kapalı ortamda ışık ve hava gibi dış etkenlerle teması önleyen aseptik ambalajlarda doldurulduğunu söylüyor.
Sokaktan alınan sütü mikroplardan arındırmak için, 90 ila 95 derecede 10-15 dakika kaynatmanın mikropların tamamını öldürebileceğini söyleyen İnanç, sütün kaynatıldıktan sonra içindeki vitaminler başta olmak üzere besin değerlerinin yüzde 50 ila 90 oranında azaldığını belirtiyor.

HAFIZAYI GÜÇLENDİRMENİN YOLU SU İÇMEKTEN GEÇİYOR ...
Yaz tatilinin bitip, yoğun çalışma temposuna adım attığımız sonbaharda, hafızanın önemi oldukça büyük.
Daha etkin bir hafıza, daha başarılı bir iş hayatını da beraberinde getiriyor.
Peki, hafızamızı güçlendirmek için vücudumuzun ve beynimizin neye ihtiyacı var?


Waternet Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, unutkanlığı önlemek için su tüketiminin önemine dikkat çekiyor. Telefon ve mail trafiğinin oldukça yoğun olduğu, hayatımızın yüzde 80’inin geçtiği iş hayatında, hafızanın önemi yadsınamaz bir gerçek. Aldığımız notları, girilen ajandaları, toplantıda konuşulanları hatırlamak da iş dünyasının hayat damarlarından biri.
Unutkanlığı engellemek için bol bol su tüketmenin önemini vurgulayan Waternet Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, “Unutkanlık merkezi beyin olduğu için bu organımızı iyi beslemeliyiz.” diyor.
Beyni iyi beslemek için, suyun yanında beynimizin yakıtı olan iyi karbonhidratları, vitaminler ve minerallerden de almanın önemine dikkat çeken Waternet Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, “Mikrobiyolojik yönden içmeye uygun, ağır metallerden arındırılmış taze içme suyunu elde edebilmenin en sağlıklı yollarından biri de arıtılmış içme suyudur. Bu anlamda evde arıtılmış içme sularının bekleme ve saklama koşulları açısından en sağlıklısı olduğunu söyleyebiliriz.” diyerek, bilinçli su tüketiminin önemli olduğunun altını çiziyor.
İş hayatında unutmamak için Yoğun çalışma temposunda, kimi zaman su içmeyi unuttuğumuz gibi, çay, kahve tüketimini de artıyoruz.
Vücudun ihtiyacı olan sıvı, çay ve kahve ile ne yazık ki sağlanamıyor ve iş yerinde konsantrasyonu artıracak
besinlere ihtiyaç duyuyoruz.
Peki, bu yoğun iş temposunda, doğru su tüketimi için ve dikkatimizi toplamak için ne yapmak gerek?
Masa başında çalışanlar, mutlaka masalarında büyükçe bir bardak su bulundurmalı.
Çantada küçük bir şişede su bulundurulmalı.
Unutkanlığa karşı kuersetin antioksidanı içeren elma ve elma suyu tüketimine özen gösterilmeli.
Hücre yapısını bozan serbest radikallere karşı savaşan nar suyu, portakal suyu ve greyfurt suyu tüketilmeli. Sinirlerin yatışması için, rahatlatıcı etkisi olan yeşil çay tüketilmeli.
Masada kuru üzüm, karanfil, ahududu, bitter çikolata, fındık, ceviz gibi lezzetli atıştırmalıklar bulunmalı.
Haftada 2-3 porsiyon Omega-3 yönünden zengin balık tüketilmeli.
Uzak durmanız gerekenler
Su vücudumuz için oksijenden sonra gelen en önemli öge. Bir insan, besin almadan günlerce yaşayabilirken, su içmeden yalnızca birkaç gün yaşayabilir ve yüzde 3’lük bir su kaybı ile vücuttaki fiziksel performans git gide düşmeye başlar. Vücuttaki suyun yüzde 5’ini kaybeden birinde dikkat ve konsantrasyon eksikliği görülmeye başlar. Yüzde 8 oranında kaybedilen su, baş dönmesi ve yorgunluğa yol açarken, bu oranın yüzde 10’a çıkması bir insanın kas spazmı geçirmesine sebep olabilir ve hayati tehlike burada başlayabilir. Dolayısı ile suyun hayati önemi su götürmez bir gerçek. Vücudumuz için bu kadar suyu hızla emen besinler de tabii ki mevcut.
Hem vücuttaki su oranımızı korumak hem de unutkanlığa sebebiyet vermemek için uzak durmamız gereken besinler ise şöyle.
Hamburger ve patates kızartması. Şekerli ve doğal olmayan içecekler. Aşırı şekerli tatlar. Trans yağ içeren besinler.

Sağlıklı Dişler için Bunları Yapmayın!
Sağlıklı dişlere sahip olmak için günde 2 kere dişlerimizi fırçalamamız, diş ipi kullanmamız ve düzenli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gitmemiz gerektiğini belirten Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Diş Hekimi Oğuz Kara, “ Ancak bunun yanında hangi gıdaların dişlerimize ne kadar zarar verdiğini de bilmemiz gerekir.
Özellikle dişler için en zararlı ve uzak durulması gereken şey yiyecek ve içeceklerin içerisindeki asittir. Asit, gıdaların içinde direk bulunabileceği gibi aldığımız besinlerdeki karbonhidratların ağızdaki bakteriler tarafından aside dönüşmesiyle de oluşur.
Dişlere en çok zarar veren karbonhidrat ve asit içeren gıda ve içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulması gerekmektedir” dedi.


İşte Dişe Zarar Veren Yiyecekler!
Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Diş Hekimi Oğuz Kara,sağlıklı bir gülümseye sahip olmak için uzak durulması gereken 10 zararlı yiyeceği ve içeceği açıkladı.

Sigara: Diş ve diş etlerine zarar verir,ağız kokusuna neden olur.
Alkol: Tükürük ağızımızdaki plağın ve asidin etkisini azaltacak ilk savunmamızdır. Bu yüzden ağız kuruluğuna sebep olacak her şey diş için zararlıdır. Alkol de ağız kuruluğuna sebep olacağı için kullanılmaması gereken bir içecektir.
Meyve Suları
: PH‘ı 7 den düşük olan gıdalar dişlere zarar verir. PH ‘I 2,5 olduğu için meyve suları da dişlere zararlıdır.
Limon: PH‘ı 2 olduğu için dişler için zararlıdır.
Kola: En zararlı içeceklerden biridir. Çünkü hem fosforik asithem şeker hem de sitrik asit içerir.
Enerji içeceği: Sitrik asit ve şeker içerdiklerinden dolayı dişler için zararlıdırlar.
Yapışık gıdalar (lokum, jeli bon vb.). Tatlı şekerlemelerden daha zararlıdır. Çünkü daha fazla şeker verirler ve aynı zamanda sitrik asit içerirler.
Kuru Meyve: Kuru meyveler karbonhidrat ihtiva eder. Aynı zamanda kuru meyveler yapışkanlığı sebebiyle ağız içinde daha uzun süre kalır. Sürekli kuru meyve yiyip dişlerinizi fırçalamamanız dişlerinizin çürümesine sebep olur.
Buz
: Buz çiğnemek iyi bir fikir değildir. Buz çok serttir.
Eğer eski büyük dolgularınız varsa buz yediğiniz zaman çok kolay bir şekilde dişleriniz kırılabilir. Soğuk aynı zamanda dişlerinizin kamaşmasına sebep da olabilir.
Beyaz Ekmek: Tükürükte bulunan amiloz enzimi karbonhidratları şekere çeviren enzimdir.
Fakat şekeri zararlı kılan şey ağızdaki bakterilerin şekeri yemesi ve asit ortaya çıkarmasıdır.
Eğer ağızda hiç plak yoksa şekeri aside çevirecek ve diş çürüğü oluşturacak bir şey de yoktur.

Ağız kokusundan Kurtulmak için 10 Etkili Yöntem...
Ağız Kokusunun; sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, metabolizma bozuklukları, bademcik iltihabı ve diş eti rahatsızlıkları gibi hastalıkların habercisi olabileceğinin altını çizen Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Dt. Recep Eşkar, “Ağız kokusu, bireylerin, beden-ruh-sosyal sağlığını da olumsuz yönde etkiyebilir.
Arkadaş ve dost çevresinden uzaklaşma, başka insanların varlığı sebebiyle sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınma gibi olumsuz durumları beraberinde getirebilir.
Bu nedenle ağız kokusuna sebep olan problem teşhis edilmeli ve sebebe yönelik tedavi uygulanmalıdır. Aynı zamandaağız kokusunu önlemek için kokuya neden olan yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır” diye konuştu. Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Dt. Recep Eşkar, ülkemizde her 4 kişiden 1’inde bulunan ağız kokusundankurtulmak için uygulanabilecek yöntemleri açıkladı.

İşte o yöntemler:
1- Yumuşak diş fırçası değil orta sertlikte diş fırçası kullanılmalıdır.
2- Bakteri plakları ve yiyecek artıklarını temizlemek için dişler günde en az iki defa fırçalanmalı ve her gün diş ipi kullanmalıdır.
3- Ağız kokusunun nedenlerinden biri de dildeki tabakalaşmadır. Bu nedenle dilimizi fırçalamayı alışkanlık haline getirmemiz gerekmektedir. Dişleri fırçalayarak ağız kokusunun %20’sinden, dil fırçalayarak ağız kokusunun %80’inden kurtulabilirsiniz.
4- Ağız kokusunu yok etmek için piyasadan satın alınan
gargaraların bir kısmı, içindeki alkol sebebiyle ağız kokusunu artırabilir.
5- Çinkolu diş macunu, çinkolu sakız gibi çinko içeren ürünler ağız kokusunu yok eder.
6- Diş ve diş eti hastalıkları ağız kokusuna neden olduğundan ağız muayenesi ve bakımı için diş hekimi düzenli olarak ziyaret edilmelidir.
7- Ağızdaki tüm diş çürükleri, kırık dolgu veya kron-köprü tedavi ettirilmelidir.
8- Protez, dolgu, diş köprülerinin aralarına kaçan ve orada kalan yiyecekler kötü kokuya sebep olacağından her gece protezleri çıkarmak ve temizlemek gerekmektedir.
9- Ağız kuruluğundan dolayı ağız kokusu olur. Ağız kuruluğuna sebebiyet vermemek için mutlaka bol bol su içilmelidir.
10- Maydanoz nefesimizi doğal olarak temizlemede etkilidir. Kahve taneleri, limon kabukları ağız kokusunu gidermektedir.

DİZ AĞRILARINIZI ERTELEMEYİN...
Eklemdeki rahatsızlıklar ihmale geldiğinde, dizdeki hasar artabiliyor. Bu nedenle diz rahatsızlıklarını bilmek ve doktora başvurmayı ertelememek, sağlığımız açısından büyük önem taşıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Operatör Dr. Taner Özdemir “Menisküs ya da bağ dokusu sorunları başta olmak üzere diz rahatsızlıkları yaşayanlar, sportif aktiviteleri hafifletmeli.
Yoğun fiziksel aktivite gerektiren bir meslek söz konusuysa, işyeri hekimiyle görüşülerek gerekli önlemler alınmalı” diyor.
Diz ağrıları, yaş gruplarına göre farklı nedenlerle ortaya çıkıyor. Meslek ve sportif aktivite durumu da etkili faktörler arasında. Bazı diz rahatsızlıkları acil cerrahi müdahaleye gereksinim duyarken, bazı rahatsızlıklar uzun süreye yayılan ve rehabilitasyon gerektiren bir tedavi süreci gerektiriyor.
En çok bilinen rahatsızlığı menisküs olsa da dizinizde oluşabilecek sorunlar bununla sınırlı kalmıyor. Diz ağrılarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Operatör Dr. Taner Özdemir, “Eğer dizinizde bir darbe sonucunda şişlik, hareket kısıtlanması oluşmuşsa, yürürken dizinizde anormal bir durum hissediyorsanız, dizde kilitlenme ya da ‘boşa gitme’ durumu varsa mutlaka doktora başvurmalısınız” diyor.
Özdemir, dizde şişlik, şişen bölgede ısınma ve yüksek ateş görülmesi halinde acil cerrahi müdahale gerektiren bir durumun ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor.

Sporda aşırı yüklenmeler dizlerden edebilir

Spor yapmak sağlığımız için son derece gerekli olsa da yoğun sportif faaliyet ve aşırı yüklenme çeşitli rahatsızlıklara, hatta bazen geriye dönüşü olmayan hasarlara neden olabiliyor. Op. Dr. Taner Özdemir, “Diz bağlarının yaralanması yani ön çapraz bağ yaralanması oldukça sık rastlanan bir durum. Genellikle sportif aktiviteler sırasında ya da ağır iş sonucunda meydana geliyor.
Menisküs de yoğun spor yapanlarda ve çalışırken sürekli diz çökenlerde daha çok görülüyor.
Sporcular bunların dışında, dizin açılması fonksiyonunu sağlayan patella tendonunda zedelenme riskine karşı da dikkatli olmalı. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, dikkat ve hassasiyetin dozajını artırmakta fayda var. Çocuklarda kemikler ve epifiz kıkırdaklar çok yumuşaktır. Aşırı yüklenme, dizin ön kısmındaki yumuşak kıkırdak parçasının zedelenmesine, çeşitli rahatsızlıklar oluşmasına neden olabilir” diyor.

Menisküs nedir?
Herkes menisküs hastalığını duymuştur ancak nasıl bir hastalık olduğunu bilen kişi sayısı azdır.
Menisküs hastalığının hastalanan dokunun adından geldiğini belirten Op. Dr. Özdemir, “Bu hastalığa menisküs yırtığı demek daha doğru olur. Dizin alt ve üst kemiği arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi çalışan ince bağ dokularına menisküs deniyor. Menisküsün yırtılması, dizde ağrı ve şişliğe neden olur. Hatta yırtık çok büyükse diz kilitlenebilir. Kilitlenme, ayakta kalınca dizde ağrı oluşması, şişme menisküs yırtıklarının belirtileri arasında sayılıyor.
Menisküs yırtıkları dikilebilir ve tedavisi mümkün. Ancak bazı yırtıklar hiç cerrahi müdahale gerektirmeyecek kadar önemsiz sayılabilirken bazı yırtıkların tekrar eski haline getirilmesi mümkün olmayabiliyor.
Menisküste, yırtığın oluştuğu yerde kan damarları yoğunsa, tedavinin ardından hızla iyileşme mümkün.
Ancak kan damarlarının yoğunlukta olmadığı bir yerinden yırtılması durumunda iyileşme ihtimali düşük oluyor.
Ne yazık ki yırtılmaların yüzde 80’i bu şekilde” diyor. Menisküs yırtıklarının 4 evrede incelendiğini dile getiren Özdemir, 1’inci ve 2’inci evrenin herkeste görülebildiğini ancak tehlikeli ve cerrahi müdahale gerektiren evrelerin 3’üncü ve 4’üncü evre olduğuna dikkat çekiyor.