anasayfagezisergiolaylarunlulernostaljifotosakasihirligazetebiyaografi

Abant
Adana
Adrasan
Afyon-Gazlıgöl
Ağva
Akçakoca
Akyaka
Alaçatı
Alanya
Altınoluk
Altınova
Amasra
Amasya
Anadolu Feneri
Anadolu Kavağı
Anamur Bozyazı
Ankara
Antalya
Armutlu
Assos
Avşa Adası
Ayaş
Ayvalık
Babakale
Bafa Gölü
Balıkesir
Bayramoğlu K.C
Belek-Kurşunlu
Bergama
Beynam-Köprü
Beypazarı
Bilecik-Söğüt
Bodrum
Bolu-Gölcük
Bozcaada
Bördübet
Bursa
B.Kemikli Burnu
Cumalıkızık
Cunda Patriça
Çanakkale
Çandarlı
Çıralı-Olimpos
Çiftlik-Bayır
Çiftlikköy
Çilingoz Yalıköy
Çomakdağ K.
Çökertme
Dalaman
Dalyan
Demre-Myra
Denizli
Devrek
Didim
Dikili
Dilek M.P Karine
Dim Çayı
Diyarbakır
Domuz Çukuru
Düzce
Edirne
Eğirdir
Ekincik
Enez
Erdek-Kapıdağ
Erikli
Ermenek
Eskihisar
Eskişehir
Fethiye
Finike
Foça
Garipçe Köyü
Gazipaşa
Gebekum
Gelibolu
Gerede-E.tepe
Gideros Koyu
Göcek
Gömbe Yaylası
Gölcük-Birgi
Gölyaka Kardüz

Gümüşlük
Gümüştepe
Gelibolu Güneyli
Güney Şelalesi
Güre
Hatay
Hayıt B. Knidos
Hisarönü
Hurma Sahili
Ihlara Vadisi
Ildırı - Erythrai
Ilıca-Şifne
İassos
İçel (Mersin)
İğneada
İnbükü Koyu
İstanbul
İzmir
İznik
Katrancı Koyu
Kapadokya
Kapuzbaşı
Karaburun
Karamaka
Kaş-Kekova
Kayaköy
Kaynaşlı Topuk
Kazdağı-A.Dere
Kefken-Cebeci
Kemaliye(Eğin)
Kemer-Olimpos
Kerpe
Kırkpınar S.Gölü
Kıyıköy
Kilyos
Konya
Kömür Limanı
Köprüçay
Köyceğiz.G
Kula
Kumburun
Kuşadası-Çine
Kütahya
Labranda
Maden Deresi
Mandalya Körfz.
Mardin
Marmara Ereğli
Marmaris
Maşukiye
Mazı
Milas Euromos
Mudurnu
Mürefte
Nallıhan
Nemrut Dağı
Orhaniye
Ortahisar
Oylat-İnegöl
Ölüdeniz
Patara-Kınık
Phaselis
Polonezköy
Poyrazlar Gölü
Prens Adaları
Rumeli Feneri
Safranbolu
Saitabat Şelale
Salda Gölü
Samandere Ş.
Sandras Dağı
Sarıgerme
Saros Körfezi
Selçuk-Efes
Selimiye
Sığacık
Side-Manavgat
Silifke-Y.Koyu
Silivri
Sinop-Gerze
Sivas Divriği
Soğanlı
Sokakağzı
Söğüt
Sultaniye
Suuçtu Şelalesi
Sünnet-Sülüklü
Spil Dağı M.P.
Stratonikaie
Şile
Şirince
Tahtakuşlar K.
Taraklı-Çubuk
Tarsus
Taşkale
Taşucu
Tekirdağ
Terkos Gölü
Tire
Tokat Zile
Trabzon
Trilye
Truva
Türkbükü
Turunç
Uçmakdere
Uluabat Gölü
Uludağ
Umurbey
Urfa-Harran
Urla Karaburun
Uşak
Uzunkum İbrice

Yalancı Boğaz
Yalıkavak
Yalova
Yedigöller
Yenişehir
Yeşilyurt
Yörük Köyü




Diş ağrısı deyip geçmeyin

Stress, aşırı çalışma, iş gezileri, yorgunluk,zorlayıcı koşullar vücut direncinin iyice düştüğü dönemler.

Tatil ya da seyahat sırasında ağrıyan diş ise gezi programınızı altüst etmeye yetiyor.


İş adamlarının bir çoğu zamanın kendilerine yetmediğinden, takip edilmesi gereken işlerin çokluğundan zamana karşı çalışıp, zaman fakiri olduklarından yakınırlar.
Fakat ihmal edilen çürük dişler iş temposunun öyle yoğun bir zamanında kendini gösterir ki toplantı, iş gezisi veya tatili berbat etmeye yeter.
Bu umulmadık zamanda dayanılmaz hale gelen diş ağrılarına teslim olmamak için uzmanlar diş bakımına aşırı özen göstermek gerektiğini vurguluyorlar.
Çürük dişlere dolgu veya dolguların yenilenmesi, sık fırçalamak, diş taşlarından kurtulmak, çekilen dişlerin boş kalan yerlerini doldurmak, beslenme, diş fırçası seçimi ilk akla gelen tedbirler belki ama diş bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken birçok ayrıntı bulunuyor.
Yaşa göre farklılık gösteren problemler, genç yaşlarda çürükler, 35 yaşından sonra bu defa diş eti hastalıkları olarak artış gösteriyor.
Diş eti iltihaplarında dişi taşıyan kemik dokusunun iltihabı sonucu hasta dişi kaybediyor.
Diş hekimi Dr. Sinan Özkan, bu tip durumlarda erken tanı, çürük ve iltihaplara genç yaşlarda müdahalenin önemine dikkat çekiyor.
Gecikme durumunda biyomekanik teknik tedaviler gerekebiliyor.
Özellikle diş konusunda labaratuvar ve klinik uygulamalarda Türkiye'de hiç bir yerli malzeme imal edilmemesi ve böyle bir sanayiinin kurulmamış olması nedeniyle diş malzemelerinin İtalya, Almanya, İngiltere, Japonya, Bulgaristan gibi ülkelerden ithal edildiğini ve diş tedavilerindeki gecikmenin hastaya maliyet artışını da beraberinde getirdiğini vurguluyor.

Nelere dikkat etmeli
Periyodik aralıklarla diş kontrollünün yanısıra diş bakımında dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle sıralanıyor:

Diş taşları, en çok dil altı tükürük bezleri önlerinde görünen, alt ön dişlerin arkasında biriken diş taşları bakterilerin kolayca yerleşebileceği bir ortam ve dişin çürümesine neden oluyor.
Tükürük salgısıyla biriken diş taşları belli dönemlerde temizlenmeli.
Diş minesi, çatlamasına neden olan aşırı sıcak ve soğuktan, darbelerden korunmalı.
Ağız hijyeninin yetersiz olduğu durumlarda diş eti kanamalarına rastlandığında bu iltihaplanma öncesi bir ikaz olarak algılanmalı.
Organik olan diş dokusunda açık olan dolgu açık yara gibi mikrobu içeri transfer edeceği koku ve enfeksiyona sebep olup, ekonomik ve biyolojik sorunu büyüttüğü düşünülerek erken tedbir alınmalı.
Diş macunu kullanımında tedavi edici terapötik etki bekleniyor.
Oysa macun aynı oaranda aşındırıcı özelliğe de sahip. Her yemek sonrası ağız içinin temiz kalması için suyla da olsa diş fırçalanıp, beş dakikada oluşabilen bakteri plağı temizlenmeli. Diş arası fırçaları, diş ipi, diş suyu kullanılmalı.
Uzmanlar, bu konuda terkibinde bir çeşit toprak olan macunların aşırı fırçalamada diş minesinde aşınma ve erimeye de neden olabileceğini belirtiyorlar.
Diş eksikliğinde boşluk yaratan bölüme diğer dişlerin kayma gösterip ağız içi şekil bozukluklarına ve diş uzamalarına neden olacağı için çekilen dişlerin yeri köprü, protez gibi metodlar kullanılarak dolduruluyor.
Beslenme, süt ve süt ürünleri dişler üzerinde olumlu etki sağlarken diş etrafına yemek sonrası kaplanan emisyonun temizlenmesi bakterilerin yerleşmesine en uygun ortamdan arındırılması diş sağlığında büyük önem taşıyor.
Kürdan kullanımında bakterilerin dişeti arasına ittirilmesi nedeniyle mahsurlu sayılıyor.
Dişlerin bakımı, temizliği, uzun ömürlü olup ağızda kalabilmeleri sadece diş fırçalamakla sağlanmıyor.
Her yenen, her atıştırma sonrası diş temizliği gerekli görülüyor.
Bakteri plakları 3-4 dakikalık bir süre içinde zarar vermeye başlıyor ki bu bazen diş çürümelerine bazen de diş eti iltihaplanmalarına yol açabiliyor.
Diş çürükleri tedavisi, dolgularla yapılan restorasyonlar konusunda bilim adamları arasında farklı görüşler olduğu gibi bunlar halka da yansıyor. Diş dolgularında uygulanan dolgu çeşitleri arasında Amalgam dolgular, ışınlı dolgular, veya bunlara ek olarak seramik dolgular.
Bunlar arasında en ekonomik sağlam ve güvenilir olanı Amalgam dolgular sayılıyor.
Halk arasında amalgam dolguların civa kapsadığı ve bunun vücut sağlığı konusunda sakıncaları olduğu endişeler konuşuluyor.
Oysa civa hiç bir zaman direk olarak değil metal tozlarla karıştırılarak hazırlanan dolgu malzemesi amalgamı oluşturuyor.
Bu karışımda, civa özelliğini kaybediyor ve vücuda hiçbir zararı olmuyor.
Işınlı dolguların yapımında ise kullanılan madde plastik olduğu için, kırılgan ve çabuk aşınabilirlik özelliği taşıyor.
Uygulama sırasında asitle dişe bağlanıyor ve dişe zarar verme riski bulunuyor.
Dolgularla restorasyon aşamasını geçmiş dişlerde bu defa da kaplama ihtiyacı doğuyor. Yeni kaplama malzemeleri arasında seramik malzemeler dirençli, estetik, ağız yapısına doku uyumlu olmaları kullanıcıya avantaj sağlıyor.
Kişinin tükürük, pH (asit) özelliği dişin ömrünü tayin ediyor.
Ağız boşluğunda oluşabilecek fokal enfeksiyon odakları seyahat
öncesi, hastalık, üzüntü gibi stresli durumlarda vücudun zayıf durumlarında ortaya çıktığı için diş kontrolleri periyodik aralıklarla yapılması gerekiyor.
Diş hekimi Dr. Sinan Özkan diş çekimlerinin en son başvurulacak çare olduğunu belirterek çürük dişin tedavi ve restorasyonla yeniden kazanılabileceğini vurguluyor.
Diş hekimi Sinan Özkan, tedavi seanslarında steril ortama büyük önem veriyor. Tüm aletler özel muhafazalar içinde 135 derece sıcak buharla steril hale getiriliyor.
Özellikle iğneden korkan hastalar için önce sprey ile uyuşma sağlanıp daha sonra iğne yapılsa bile hasta bunu hiç hissetmiyor.
Tedavi boyunca klasik müzik dinleyen hastalar gerginlik yaşamıyor.


Dr. Sinan Özkan Gümüşsuyu - İstanbul
Tel: 0(212) 251 07 80


DİŞ BAKIMINDA SON YENİLİK VE GELİŞMELER
Diş sağlığında koruyucu hekimlik anne karnında başlıyor, bilinç gelişme ve dengeli beslenme gelişimi problemsiz kılabiliyor.
Buna rağmen dişler çeşitli nedenle tedavi gerektiriyor ve tedavilerde ileri teknoloji uygulanıyor.
Dolgulara, implant dişlere yapılan uygulamalara her yıl bir yenisi ekleniyor.
Diş dolgularında kompozit malzemelerle yapılan seramik dolgularda, malzeme bilimi açısından nano teknoloji ile üretilen dolgu malzemeleri daha dayanıklı ve estetik olabiliyor.
Buna rağmen dolgu olarak tutucu madde reçine içine hazırlanan karışımda, gözenekli malzeme olarak zaman içinde aşınma ve renk değişimine de rastlanıyor. Diş hekimleri daha dayanıklı olan amalgam dolgu tatbikine de devam ediyorlar.
Günümüzde ağız yapısının vitrini sayılacak, görünen yerde ki dişlere amalgam dolguya nazaran daha yüksek maliyetli daha estetik olan seramik dolgular tercih ediliyor, hatta önceden yapılmış olan amalgam dolgular sökülüp, yerine seramik dolgular uygulanıyor.
Kompozit dolgularda dikkat edilmesi gereken, dolguları yapıştırma sırasında kullanılan asit (etching) dişin sinirine temas etmemesi, diş hekimin özenli davranmasını, tecrübeli olmasını zorunlu kılıyor.

Köprü yerine implant
Diş dolguları çeşitli nedenlerle kırılıyor, bazı hallerde diş kanal tedavi ile de kurtarılamayınca çaresiz çekiliyor.
Önceki yıllarda çekilen dişin iki yanında ki iki taşıyıcı diş kesilip küçültülerek köprü yapılırken, son yıllarda implant uygulaması sayesinde çekilen dişin yerine kemik içine vida giriyor, üzerine de yeni bir diş monte edilerek çekilen dişin yerine yapılan müstakil dişle dolduruluyor.
Bu tür uygulamalarda kemik kalınlığı, yüksekliği, takılacak vida boyuna elverişli olması, implant öncesi diş tomografisi çekilmesi gerekiyor. (Fotoğraf. Büyük ebatta ki demo implant örneği).

Diş tomografisi neden gerekli
Önceki yıllarda iki boyutlu olan diş röntgeni, uygulama öncesi diş hekimine kısıtlı miktarda ön bilgi verirken, diş tomografisi üç boyutlu olarak dişin kesitini gözler önüne seriyor.
Cone-beam sisteminde radyasyon dozu azaltılarak çekim yapılıyor, CD'ye yazılıp veriliyor. Bilgisayar ortamında dişin yapısı, şekli bütünüyle görülüyor.
İmplant için olmaza olmaz olan diş tomografisine diş hekimleri, "Tomografisiz implant yapmak karanlık odada el yordamıyla yürümek gibidir" tanımlaması yapıyorlar.
Günümüzde 150 TL civarında çekilen diş tomografi ile 1500 – 3000 TL arası markaya, kliniğe göre değişen maliyetli bir implant masrafı karşılığı, hasta yeni bir dişe kavuşuyor.

Sağlıklı dişlerin kaçınılmazı
Dişler her ne kadar sistematik şekilde fırçalansa da diş macunu dişler için her maddeyi içermiyor. Bu nedenle diş macununa takviye olarak başta implant sahibi kişiler ve diş sağlığına önem verenlerin ağız bakterilerinin dezenfeksiyonu için son derece yararlı olan ağız gargara ve spreylerini kullanmaları tavsiye ediliyor.
Son olarak yaşı ilerlemiş, diş problemi yaşayan hastalarda diş sinirleri kendi içine çekilip, büzülerek etraflarına koruyucu duvar ördükleri için diş içinde dış etkilere karşı bir tür savunma sistemi geliştiriyor, bunun sonucu olarak genç hastalara nazaran diş ağrılarını daha az hissediyorlar. (Haber Girişi 09.02.2016)

Tatile çıkarken Sağlık
Tatilde diş ağrısının yanısıra çeşitli problemlerle tatil keyfinin kaçmaması için dikkat edilmesi gereken başka hususlar da var. Mevsime göre değişen ve en çok rastlanan rahatsızlıklardan bazıları şöyle, tatile çıkanlarda daha çok aşırı güneşte kalmaktan doğan problemler yaşanıyor.
Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında görülen ishal vakasında şiddete göre tedavi uygulanıyor. Böyle durumlarda sıvı kaybına göre hastaya serum bile bağlanabiliyor.
Özellikle tatil köylerinde farklı ortamlarda farklı yiyecekler ve içeceklerle açık büfelerden alınan limitsiz çeşitlerin karıştırılması ve çoğu zeytinyağlı olan yemeklere midesi alışık olmayanlarda, buzlu içecek tüketmekten doğan problemlerle virüslere bağlı yaz ishallerine de rastlanıyor.
Çocuklarda görülen yaralanmalar ise Temmuz ve Ağustos aylarında artış gösteriyor.
Dolaşım bozuklukları, tansiyon, güneş çarpması alkol tüketimindeki artış ve perhiz dikkat edilmesi gereken hususlar arasında.
Tatile çıkan aileler güneşin etkili olduğu 11.00-14.00 saatleri arasını gölgede geçirmeli, denizde kalma süresi on dakikayı geçmemeli, cilt durumuna göre güneş yağı derecesi seçilmeli.
Tatilciler ve bilhassa doğa sporlarına katılanlar yanlarında ishal durdurucu, ağrı kesici, antibiyotik, mide bulantısına karşı ilaç, arı ve böcek sokmasına karşı amonyak gibi ilaçlar bulundurmaları tavsiye edilenler arasında.


BAHARIN GELİŞİ VE SICAKLIKLARIN YÜKSELMESİYLE BEDENİMİZDEKİ AĞRILARDA ARTMAYA BAŞLIYOR

Havadaki elektrik yükünün değişmesi ile pozitif ve negatif yüklü iyon artışının sinirleri etkileyerek stres seviyesini yukarılara çekmesi bahar yorgunluğuna yol açıyor.

Kendisini yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğü şeklinde gösteren bahar yorgunluğu, baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde de şiddetli ağrılara neden oluyor.
Bahar Yorgunluğunuzu Ağrı Kesiciler İle Geçiştirmeyin!
Özellikle bahar mevsiminde artan ağrıların, ağrı kesici ilaçlarla geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Proloterapi Eğitmeni, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hasan Doğan, bu ağrıların altında yatan nedenlerin araştırılması gerektiğine vurgu yaparak, doğanın kendini yenilediği bahar mevsiminde artan ağrılardan kalıcı olarak kurtulmanın Proloterapi Yöntemi ile mümkün olduğunu belirtti.

Vücudumuzu Toksin Yükünden Kurtarmalıyız

Bahar aylarında artan kas ve eklem ağrılarının kişilerde büyük rahatsızlık yarattığına değinen Op. Dr. Hasan Doğan, “ Özellikle kürek kemiğinde, boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ağrılar kişilerin psikolojisini de olumsuz yönde etkiliyor. Hem omurga kaynaklı sorunlar hem de beslenme şekli bu etkiyi arttırıyor.
Beyin ve bağırsak arasındaki ilişkinin önemini anlatan GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu İçin, Doğal Tedavi Yöntemini uygulamanın yararına da değinmek istiyorum” dedi.
Dr. Doğan, sözlerine şöyle devam etti. “Bağırsakları sağlıklı olmayan kişilerde vücudun toksin yükü artıyor. Bu da kas iskelet sisteminin toksinlere daha fazla maruz kalıp, kemik erimesine, eklem kireçlenmesine ve aşınmasına yol açmaktadır.
Dışardan vitamin, mineral almakla iş bitmiş olmuyor.
Önemli olan bu mineralleri ve vitaminleri emerek vücuda taşıyacak, sağlıklı bir bağırsak sistemine sahip olmaktır.
Baharla mademki doğa kendini yeniliyor. O zaman bizde beslenmeden yaşam tarzına kadar önemli değişiklikler yaparak toksin yükünden arınmalıyız “. Proloterapi İle Baharın Getirdiği Ağrılardan Kurtulun Bahar mevsimindeki ağrılara kadınların erkeklerden daha fazla maruz kaldığı bilgisini veren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hasan Doğan, gelişen tamamlayıcı tıp uygulamalarının başında yer alan Proloterapi yöntemi sayesinde ağrılara neden olan rahatsızlıklardan kalıcı olarak kurtulmanın mümkün olduğunu ifade etti.

Baharla Birlikte Migren Atakları da Artıyor
Vücudun doğal iyileştirme mekanizmasının devreye sokulmasının önemine vurgu yapan Dr. Hasan Doğan, “ Ağrıya neden olan hasarlı doku üzerine özel bir solüsyon enjekte edilerek bu bölgede mikropsuz iltihaplanmanın oluşturulması sağlanarak iyileştirici hücrelerin hasarlı doku üzerinde hızla artması sağlanıyor.
Böylece bedeniniz kendi kendini iyileştirebiliyor. Baharla gelen migren ataklarındaki artıştan, kas ve eklem rehatsızlıklarından, diz kireçlenmelerinden, boyun, sırt ve bel ağrılarından Proloterapi tedavisi ile kurtulunabilir” dedi.
Doğal bir tedavi olan ve vücudun kendi kendini iyileştirme gücünü harekete geçiren Proloterapi yönteminin başta Amerika ve Kanada olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde uzman doktorlar tarafında yaygın olarak kullanılan doğal bir tedavi olduğunu belirten Dr. Hasan Doğan, bu yöntemin donanımlı merkezlerde deneyimli ve uzman hekimler tarafından uygulanması gerektiğinin önemine de dikkat çekti.

BAHAR DEPRESYONUNDAN KORUNMANIN BESLENME FORMÜLÜ

Mevsim geçişlerinde yaşanan depresif duygular birçok insan için ortak.
Depresif ve yorgun hissetmek sadece sonbahara özgü değil, güneş ışınları ile düzenli olarak karşılaşmaya başlama evresi olan ilkbaharda da gözleniyor.

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in vereceği doğru beslenme taktikleri ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacak besinlerle bu keyifsiz süreci yaşamadan atlamanız mümkün.


Kahvaltı ihmale gelmez…
Gün içerisinde nasıl hissettiğinizle ettiğiniz kahvaltı arasında büyük bir bağ var. Günün ilk öğünü aslında günün nasıl geçeceğini büyük oranda belirliyor. Bu nedenle içerisinde peynir, yumurta, süt gibi kaliteli protein kaynaklarının, tam tahıllı ekmek, müsli gibi kaliteli karbonhidratların ve vitamin kaynağı olan sebze ve/veya meyvelerin olduğu kahvaltılar tercih edilmeli ve uyandıktan en fazla 1 saat içerisinde tüketilmeli.
Kafeini abartmayın…
Kafein belli bir dozda alındığında kişinin enerjik ve zinde hissetmesine yardımcı olurken, çok aşırı dozlarının depresyonu tetiklediği biliniyor.
Bu nedenle siz siz olun, baharı güzel karşılamak adına günde 2-3 kupadan fazla kahve tüketmeyin.
Demir önemli konu…
Demir yetersizliğinin kişiyi daha mutsuz ve depresif hissettirdiği bilinen bir gerçek. Aynı zamanda demir yetersizliği daha kısa zamanda yorulmaya ve halsizliğe sebep oluyor. Bahar süresince de sofralardan demirin kaliteli kaynakları olan et, tavuk, balık, kuru baklagiller, koyu yeşil yapraklı sebzeleri eksik etmeyin.
D vitamini için balık ancak her gün güneş…
D vitamini yetersizliğinin kilo almayı kolaylaştırdığı, zayıflamayı zorlaştırdığı ve kişiyi depresyona sürüklediği biliniyor. Balık besinsel D vitamini kaynaklarının başında gelse de, hiçbir besin
güneşlenme kadar etkili olamıyor. Günde 15 dakika uzun kemiklerinizin olduğu bölgeler başta olmak üzere, güneş koruyucu sürmeden ve direk güneş ışınları ile temas edecek şekilde güneşlenmeye özen gösterin.
Sıfır karbonhidrat depresyona sokar…
Yaza hazırlık sebebi ile yapılacak bilinçsiz diyetler sonucu depresyon haline girmek mümkün. Özellikle hiç tahıl ürünü içermeyen karbonhidrat yoksunu diyetlerin kişileri daha agresif ve depresif hale getirdiği bilimsel araştırmalarca da kanıtlanmış durumda.

BAHARI GÜLÜMSEYEREK GEÇİRMENİZİ SAĞLAYACAK BESİNLER
Balık:
Omega-3 yağ asitlerinin mental sağlık üzerinde etkisi olduğu bilimsel çalışmalarca çok defa kanıtlandı. Aynı zamanda sadece uzun dönemli mental sağlığı korumakla kalmıyor, depresyona karşı da kalkan oluşturuyor. 150.000 kişi üzerinde yapılan bir bilimsel çalışmanın sonuçlarına göre sık balık tüketen kişilerde depresyon görülme riski %17 daha düşük. Balıklar, omega-3’ün et kaliteli ve etkili kaynağı. Haftada 2-3 kez ızgara balık tüketin. Kızartma işleminin omega-3 yağ asitlerinin etkisini kaybetmesine neden olduğunu unutmayın.
Kuruyemişler:
Bitkisel omega-3 kaynağı olmalarının yanı sıra, E vitamininden zenginler. İçerdikleri aminoasitler ile mutluluk hormonu sentezine de yardımcı oluyorlar. Günde 1 avuç kavrulmamış fındık, badem ve ceviz gibi sağlıklı kuruyemişlere beslenme düzeninde yer açın.
Ispanak:
İçerdiği C vitamini ile bağışıklık sistemini korumasının yanı sıra vücudun toksik öğelerden arınmasına da yardımcı olur. Folattan zengin ıspanak bu vitamin içeriği ile sinir sistemine de destek olur. Haftada 2-3 kez ıspanak ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeleri tüketmeye özen gösterin.
Tam tahıllı ekmek:
The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir bilimsel çalışmanın sonuçlarına göre beyaz ekmek, beyaz şeker, pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdaların tüketilmesi depresyon riskini arttırıyor. Tam tahıl ürünleri içeren ve sebzeden zengin bir beslenme stili ise düşük glisemik indeksi ile kan şekerinin kontrollü yükselip düşmesini sağladığından ve içerdiği vitamin ve lifler sebebi ile depresyona karşı koruma sağlıyor.
Kabak çekirdeği:
Mutluluk hormonu olarak bilinen seratoninin vücutta üretilmesi açısından önemli yeri olan triptofandan zengindir. Günde 1 avuç kadar kabak çekirdeği tüketmenin daha iyi hissetmeye katkısı olduğu düşünülüyor.


Zeytinyağı ve kabuklu yemişlerden oluşan zengin Akdeniz Tipi Diyet,
HAFIZAYI GÜÇLENDİRİYOR.


Sebze, meyve, balık ve zeytinyağlılardan zengin olan Akdeniz Tipi Diyetin, özellikle yaşlıların hafızalarında ve muhakeme kabiliyetlerinde artış sağladığı belirtiliyor.
Prof. Dr. İ. Hakkı İhsanoğlu, Dr. S. Rıza Sayın tarafından hazırlanan habere göre, 2003 ile 2009 yılları arasında İspanya’da yaşlılar üzerinde yapılan bir araştırmada, Akdeniz tipi beslenme ile muhakeme yeteneklerinin ve hafızalarının geliştiği tespit edildi. Yaşları ortalama 67 olan, yaklaşık 450 kişi üzerinde bu araştırmada, bütün yaşlılarda kalp hastalığı risk faktörü olmasına rağmen, hiçbirisinde hafıza veya muhakeme ile alâkalı bir problem bulunmuyordu.
Yaşlılar üç gruba ayrıldı.
Birinci gruptakiler, haftada bir litre sızma zeytinyağı diyetiyle, ikinci gruptakiler, günde toplam 30 gram ceviz, fındık veya badem ihtiva eden Akdeniz tipi diyetle, üçüncü gruptakiler ise, düşük yağlı diyetle beslendi.
“Bir avuç ceviz, fındık veya badem yemek, yaşlılıkta zihnimizi koruyor” Zamanla meydana gelen muhakeme ve hafıza değişiklikleri, bir test bataryasıyla takip edildi.
Her iki Akdeniz tipi diyet grubundaki yaşlılarda, testlerdeki ilerlemeler, düşük yağ grubundaki yaşlılara göre daha fazlaydı. Bunun sebebinin, zeytinyağındaki ve kabuklu yemişlerdeki faydalı yağ bileşenlerinin olduğu düşünülüyor.
Yemek pişirirken tereyağı yerine zeytinyağını tercih etmenin, atıştırmak için cips vs. yerine bir avuç ceviz, fındık veya badem yemenin önemine değiniliyor.
Yaşlılıkta zihni korumak için şimdiden beslenme alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğine vurgu yapılıyor.


Sedef hastalığında eklem tutulumuna dikkat!
Her yüz kişiden 2-4’ünde görülen sedef hastalığı vücutta neden olduğu kepeklenmelerle ve kızarıklıklarla biliniyor. Ancak İzmir Şifa Üniversitesi Gaziemir Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa eklemlerin de hastalıktan etkilenebildiğine dikkat çekiyor.

Genelde her yaşta görülebilen sedef hastalığı yaşam boyunca özellikle 20’li ve 30’lu yaşlar ile 50-60‘lı yaşlarda pik yapıyor. Nedeni tam olarak açıklanamayan bu hastalıkta çeşitli enfeksiyonlar, ilaçlar, stres, travma tetikleyici faktörler arasında yer alıyor. Yine hastaların %35-%80’inde aile öyküsü mevcuttur. Son yıllarda yapılan çalışmalar genetik faktörlerin de hastalığın ortaya çıkışında önemli olduğunu ortaya koymuştur.
İzmir Şifa Üniversitesi Gaziemir Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa Sedef hastalığının eski yıllarda sadece deriyi tutan bir hastalık olarak kabul edildiğini, ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda Sedef hastalığına eşlik eden başka hastalıkların da olduğunun ortaya çıktığını ifade ediyor.
Nüfusun yüzde 2-4’ünde görülen Sedef hastalığında şeker ve kalp hastalıkları, kanda yağların yüksek olması, depresyon ve bazı kanserler diğer normal bireylere göre daha fazla görülüyor.
Sedef hastalığı eklemleri de etkileyebilir
Sedef hastalığı olan hastalarda eklem tutulumu %30 oranında görülebiliyor.
Bu hastalarda sedef lezyonlarının yanı sıra eklemlerde şişlik, kızarıklık, ısı artışı, topuklarda ağrı, sabah tutukluğu, bel ve kalça ağrıları gibi şikayetler olabiliyor. Bazı hastalarda ise eklem tutulumu sedef lezyonlarından önce ortaya çıkabiliyor.

Eklem tutulumu şiddetli hastalıkta daha sık görülüyor.
Sedef hastalığında tedavide hafif ve orta düzeyde hastalığı olanlarda kremler pomadlar ile fototerapi tedavileri uygulanabilirken, yaygın hastalığı olan, eklem tutulumu olan, yaşam kalitesi çok etkilenmiş hastalarda ağızdan tedaviler ya da iğne tedavileri veriliyor.
Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa artık tedavi seçeneklerini sadece hastalığın yaygınlığına göre belirlenmediğini belirterek şunları söylüyor.
“Hastanın diyelim ki, sadece elinde ayağında lezyonları var, tutulum alanı az ancak hastanın yaşam kalitesini çok etkiliyor.
Örneğin. El sıkışamıyor, ayaklarını yere basamıyor.
Bu durumdaki hastalara da hastalık şiddetinden bağımsız olarak sistemik tedavi başlamak gerekli. Yine hastanın eşlik eden eklem tutulumunun olması da sistemik tedaviyi gerektiriyor. Bu aşamada dermatologlar ile romatologlar birlikte çalışıyor.

Egzema ile karıştırılıyor
“Vücudunda tekrar eden kepeklenmeleri olan Sedef hastaları bazen egzama sanılarak yanlış tedaviler de alabiliyorlar. Özellikle el ve ayak tutulumu, genital bölge tutulumu egzama ile karışabiliyor.
Bu nedenle hastaların bu konuda tecrübesi olan uzman doktorlara başvurmaları önem taşıyor” diyen Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa eklem tutulumuna şu sözlerle dikkat çekiyor. “Bu hastaların eklem tutulumu açısından uyanık olması lazım.
Eklemlerinde ağrı ve/veya şişlik olması halinde, sabahları yorgun kalkıp eklemlerde açılamama gibi şikayetlerin varlığında hemen doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.”
Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa mevcut tedavilerin çok çeşitli olduğunu şu sözlerle vurguluyor. “Artık çeşitli alternatiflerimiz var.
Hastanın hem yaşam kalitesini yükseltiyoruz, hem de hastalıklı dönemini azaltabiliyoruz.
Hastalar bu ilaçları tansiyon, şeker ilaçları gibi gerekirse ömür boyu da kullanabiliyor.” Hiçbir şekilde bulaşıcı olmayan sedef hastalığını geçirme ihtimali ailede hasta olan kişiler varsa artıyor.
Yıl içinde mevsimsel değişikliklerle birlikte azalıp artabilen hastalıkta güneş ışığı önemli bir faktör.

Mevsimsel değişiklik hastalığı tetikliyor
.
Sedef hastalarının lezyonları genel olarak kış aylarında artmaya meyillidir. Çünkü sedef güneş ışığının faydalı olduğu deri hastalıklarından biridir.
Bu bağlamda hastalığın tedavisinde güneş ışığının belli dalga boyları fototerapi adı verilen yöntemle kullanılıyor. Ancak hastaların az bir bölümünde ise güneşle birlikte hastalıkta alevlenme de olabiliyor.

Sedef hastaları solaryuma girmemeli!
Solaryum yan etkilerinden dolayı kesinlikle önerilmiyor. Çünkü fototerapi sırasında güneş ışığının bütün dalga boylarını hastalara verilmiyor. Tedavi edici etkinliği olan küçük bir dalga boyu belirli dozlarda, kısa süreli tedavilerle kontrol altında veriliyor.

Sabun, şampuan tercihi, katran tedavisi işe yarar mı?
Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa’ya göre Sedef tedavisinde sabunlar, şampuanlar ve katran gibi tedaviler diğer tedavilere destek olarak kullanılabilir. Bu tedaviler özellikle hafif şiddette hastalığı olan kişilerde daha fazla fayda sağlıyor. Yalnız başına bu pomadların yaygın ve şiddetli hastalığı olan kişilerde etkinliği düşük olmaktadır.

Kış hastalıklarından bol su içerek korunun

Birçok hastalığın en yaygın görüldüğü dönem olan kış mevsiminde vücudumuzun ihtiyacı olan miktarda su tüketmeyi ihmal etmek hastalıklara davetiye çıkarıyor.
Bu dönemde yetersiz su tüketimine bağlı olarak, kilo artışı da sağlığımızı tehdit ediyor. İçme suyunu en güvenilir ve kolay şekilde tüketici ile buluşturmayı amaçlayan Waternet, kış aylarında yeterli su tüketimine önemverenlerin hayatını kolaylaştırıyor.
Kış mevsimi, iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak hastalıkların en yaygın olduğu dönem. Bu dönemde vücudumuzun ihtiyacı olan miktarda su tüketmeyi ihmal etmek ise çok sık yaptığımız hatalardan biri ve hastalıklara davetiye çıkarıyor. Uzmanlar, kış aylarında hastalıkların en önemli sebebinin dengesiz beslenme ve yetersiz su tüketimi olduğunu ifade ediyor.
Kış mevsiminde yetersiz su tüketimi, vücut ısısının kontrol altına alınmasını güçleştirerek dengesiz beslenmeye, özellikle de bol kalorili gıdaları daha çok tüketmeye yol açıyor.
Ayrıca kış aylarında birçok kişide görülen kilo artışının başlıca nedenleri arasında da yeterince su içmemek yer alıyor. Hastalıklardan kurtulmak ve formda kalmak için diğer mevsimlerde olduğu gibi kış aylarında da günde en az 2 litre su içmek gerekiyor.

Kış aylarında kendinizi İsveç Şurubu bitkileri ile koruyun
Hava sıcaklıklarında yaşanan ani ısı değişimleri hastalıklara davetiye çıkarıyor.
Hele bir de kapalı ofis ortamlarında hareketsiz kalmak metabolizmanın yavaşlaması ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına zemin hazırlıyor.
Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada “ Doğru miktarlarda karıştırılan ve Avrupa’da yüzyıllardır her derde deva olarak bilinen sihirli iksir “İsveç Şurubu” bitkileri ile hastalıklardan korunabilir, bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz” diyor.

Sıcak – soğuk dengesinin korunamaması ve yeterince havalandırılmayan kapalı mekanlar, kalabalık ortamlar ile birleşince soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlar da kaçınılmaz oluyor.
Bu noktada devreye bağışıklık sistemini güçlendiren, koruyucu ve önleyici etkili bitki çayları giriyor.
Prof. Dr. Erdem Yeşilada, metabolizmayı hızlandırmaktan sindirimi kolaylaştırmaya, karaciğeri kuvvetlendirmekten iltihapları azaltmaya kadar pek çok yararı olan İsveç Şurubu bitkilerinin bu havalar için ideal olduğunu söylüyor.

İçeriğinde yer alan tarçın, biberiye, yenibahar, zencefil, kakule, frenk kimyonu, karahindiba, turunç kabuğu, kekik, anason, enginar yaprağı, mayıs papatyası, karanfil, kişniş ve zerdeçöp gibi bitklerin doğru miktarlarda karıştırılması gerektiğinin altını çizen Yeşilada, bu sayede bağışıklık sisteminin

güçleneceğine ve vücudun hava şartlarına uyum sağlayabileceğine dikkat çekiyor.

İşte Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın da vurguladığı, her derde deva İsveç Şurubu bitkilerinin faydaları:
· Tarçın kabuğu, biberiye yaprağı, zencefil, kekik, karanfil tomurcuğu, bakterilerin gelişimini önleyici etkisi bulunuyor.
· Yenibahar, kişniş, kakule, anason, frenk kimyonu, mayıs papatyası, zencefil, zerdeçöp; safra ve mide asidini artırarak sindirimi kolaylaştırıyor.
· Karahindiba, biberiye, enginar yaprağı, zencefil ve zerdeçöp, karaciğeri kuvvetlendiriyor.
· Turunç kabuğu ve biberiye,

metabolizmayı hızlandırıyor.
· Tarçın kabuğu ve kekik, kan şekeri seviyesini düzenliyor.
· Zencefil, zerdeçöp ve mayıs papatyası, vücuttaki iltihabı atmaya yardımcı oluyor.
Bu bitkilerin en doğru oranlarda bir araya getirildiği karışık bitki çayları vücutta biriken toksinlerin atılmasına, metabolizmanın hızlanmasına, mikroplara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor.


VÜCUT DİRENCİNİZİ SOĞAN, SARIMSAK, BİBERLE ARTTIRIN SOĞUKLARDA METABOLİZMAYI GÜÇLENDİRECEK ÖNERİLER

Soğuktan korunmak kolay. Sıkı giyinmek, atkı, eldiven ve bere takmak ısınmanız için yeterli. Peki, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için nasıl beslenmeniz gerektiğini biliyor musunuz? Medical Park Uşak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Döğerli, metabolizmanızı güçlendirecek altın önerilerde bulunuyor. Kışın vücut direnci düşmeye başladığı için, vücut aldığı enerjiyi öncelikle direnç kazanmaya harcıyor ve yağ yakımı ikinci planda kalıyor. Bu da metabolizmanın yavaşlamasına ve kış aylarında kilo artışıyla karşılaşılmasına sebep oluyor. Ama kışın hem metabolizmamızı çalıştırıp hem de hastalıklardan korunmak mümkün.
DÜZENLİ KAHVALTI YAPIN
Kahvaltı etmediğimiz zaman metabolizmamız gün boyu normal hızının altında çalışır, ayrıca öğle yemeğine kadar şekerimiz de düşeceği için yememiz gerekenden daha fazla yemek isteriz. İlk tercih edeceğimiz besinler de vitamin ve mineral deposu sebzeler yerine, nişastalı-yağlı yiyecekler olur. Bu da metabolizmamızı iyice yavaşlatır, bağışıklık sistemimiz kuvvetlenmediği için gün boyu halsizliğimiz artar.
AZ VE SÜREKLİ YİYİN
Yemek yedikten sonra, sindirim sırasında vücut önemli miktarda enerji harcar. Sindirimden sonra ise metabolizma hızı yavaş yavaş düşmeye başlar. Metabolizma hızının devamını sağlamak için gün içinde 3 ana öğün yerine 4-5 ara öğün yiyebilirsiniz. Bu yöntemle daha az kalorili yemeklerle daha uzun süreli tokluk hissi sağlayabilirsiniz.
SUYU İHMAL ETMEYİN
Günde ortalama 2,5-3 litre su içmeye çalışın.
Su, toksinlerin ve metabolize edilen yağın vücuttan daha hızlı atılmasına yardımcı olur.
YEMEKLERİNİZE PUL, ACI VE SİVRİ BİBER İLAVE EDİN
1 adet kırmızı acı biber (yaklaşık 45 gram) günlük C vitamini ihtiyacının tamamını tek başına karşılar. Acı biberde “yakıcı” özelliğini veren “capsaicin” bulunur. Bu da metabolizmayı hızlandırır. Yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 1.2-2 katına kadar yükseltebilir.
SOĞAN SARIMSAK TÜKETİN
Soğan ve sarımsak hücrelerin yağ depolarını azaltmasına yardım eder. Vücudumuzda üretilen çok güçlü bir antioksidan olan glutatyonun üretimi için soğanın içinde bulunan cystein maddesinin soğan veya sarımsak yiyerek alınması gerekiyor. Çok kuvvetli bir antioksidan olan glutatyon, birçok hastalığın sebebi sayılan serbest radikalleri hücre içinde yok ediyor. Yine sarımsak antimikrobiyel özelliğinden dolayı bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yemeklere eklenen soğan, sarımsak miktarının arttırılması bağışıklık sistemini güçlendirecektir.
MEYVE YEMEYİ İHMAL ETMEYİN
Portakal, greyfurt, limon gibi turunçgiller ve kivi yüksek oranda C vitamini içerir. Her öğünde C vitamini içeren yiyeceklerin olması bağışıklı sistemini güçlendirecektir. Ayrıca elma, greyfurt, kuru kayısı gibi pektin içeriği yüksek meyveleri tercih etmek de hücrelerin yağ emilimini azaltır.
YETERLİ LİF VE PROTEİN ALIN
Lifler vücudun süpürgesidir. Toksinleri atar, tok tutar, yağ emilimini azaltır. Kan şekerini dengeler. Fazla lif almaktan korkmayın, kalorisi yoktur, çünkü sindirilmez. Tam tahıllı ürünler, meyveler, sebzeler, kurubaklagiller iyi lif kaynaklarıdır. Düzenli et, tavuk, balık, yumurta, peynir, kurubaklagil tüketmeye çalışın. Protein kasları oluşturur. Yetersiz protein alımı metabolizmayı yavaşlatır. Her öğünde protein almaya çalışın. Böylece kan şekeri de dengelenir, tokluk hissi artar. Fazla protein ise yağ olarak depolanır, böbrek, karaciğer ve kalpte problem oluşturur. Ölçülü tüketimi yararlı olacaktır.
YEMEĞİ ERKEN YİYİN
Günler kısalmaya başladığı için; geç saatte yenilen yemeğin sindirimi daha zor olacaktır. Araştırmalar, kuvvetli kahvaltı ve öğle yemeği ile hafif akşam yemeği yiyerek kilo verildiğini gösteriyor. Akşam yemeğini olabildiğince erken bir saatte, mümkünse yatmadan en az 4 saat önce yemeye çalışın.

Bağışıklık Sistemi Güçlendirici Çay Tarifi
Yeşil çay(1 çay kaşığı) Rooibos(1 çay kaşığı) Kabuk tarçın Kabuk zencefil Hibiscus (3-4 adet) Karanfil(4-5 adet) Kişniş(1 çay kaşığı) 500 ml kaynamış suda 4-5 dk. bekletip; günde 2-3 kez içmeye çalışın. C vitamini deposu olan bu çay vücudunuzun gün boyunca zinde olmasını sağlarken, kan şekerinizi de dengeler. Kilo kontrolünü sağlamak isteyen kişilere de yardımcı olacaktır.
(Herhangi bir hastalığı olan kişilerin danışarak tüketmesi önerilir.)



All In One Light, lens bakımında yeni bir dönem başlatıyor


Daha sağlıklı görmek için taktığımız kontakt lensler, dikkatli kullanmadığınızda gözlerinize zarar veren bir çift düşmana dönüşebilir. Lenslerinizi uzun süre, sağlıkla kullanabilmeniz için, onlara gözünüz gibi bakmalı, temizliği ve hijyeni için zaman ayırmalısınız. İngiltere’den ithal lens solüsyonu All In One Light, lenslerinizin bakımı için ayıracağınız süreyi kısaltırken, etkin bir temizlik ve dezenfeksiyon sağlıyor.

Kontakt lensler...
Gözlük kullanmadan da sağlıklı görebilmeyi ya da istenen renklerdeki gözlere sahip olabilmeyi sağlayan görünmez mucizeler. Peki sizce lens satın almakla herşey bitiyor mu? Elbette ki hayır. Çünkü sadece lenslere değil, onları temizleyen, dezenfekte eden, koruyan ve başka birtakım işlemler için gereken bakım ürünlerini de almanız gerekiyor. Sonuçta sözkonusu olan estetiğinizden de öte gözlerinizin sağlığı.

Yanmaya, batmaya, göz kuruluğuna son
Lenslerinizin bakımında kullanacağınız solüsyonlarda aramanız gereken bazı özellikler olmalı. Örneğin lens tipinize, gözlerinizin hassasiyetine uygun olmalı, lensinizin ömrünü uzatırken, temizlik ve bakım için gereken işlemleri yapabilmeli. Ve tüm bunları kısa sürede tamamlayabilmeli.
Dünyaca ünlü Sauflon firması tarafından üretilen All In One Light, lens bakımı için gereken herşeyi sağlayan ilk ve tek solüsyon. Teka Teknik Cihazlan San.ve Tic. A.Ş. tarafından İngiltere’den ithal edilen All In One Light, Amerika ve Avrupa’daki kontakt lens kullanıcılarının tercihleri arasında ilk sırada bulunuyor.
Uzun yıllar yaptığı araştırmalar sonucu All In One Light’ı formüle eden Avrupa Kontakt Lens Üreticileri Genel Sekreteri Dr. Howard Griffits. İngiltere Sağlık Bakanlığı ve Amerikan İlaç ve Gıda Örgütü’nün (FDA) All In One Light solüsyonuna hemen onay vermesi ile hastaların göz kuruluğu, yanma, batma gibi şikayetlerinin kısa sürede son bulduğunu belirtiyor.
Göze zarar vermediği kanıtlanan All In One Light’ın pH değeri ile aynı olması sayesinde hem yanma, batma, göz kuruluğu gibi problemler ortadan kalkıyor hem de lensler gece boyunca saklama kabında mükemmel bir şekilde temizleniyor. Yumuşak ve sert tüm lenslere ve hassas da olmak üzere tüm gözlere hitap eden solüsyonla günlük lens bakımı yapıldığı takdirde, lens üzerinde oluşan proteinler, depozitler, makyaj kalıntıları ve kirler yok ediliyor. Lensiniz, tek bir ürünle temizlenmiş, dezenfekte edilmiş, korunmuş, ıslatılmış, yağlanmış ve durulanmış oluyor. Böylece aldığınız kontakt lensin ömrünü uzatırken, gözlerinizin sağlığını da korumanın rahatlığını yaşıyorsunuz.

Bir kerede tüm bakım
All In One Light, kontakt lens kullanıcılarına oldukça kolay bir kullanım şekli sunuyor. Önce lensler iyice temizlenen ellerle çıkarılıp avuç içine konuyor. Yeterli miktarda solüsyon dökülerek, işaret parmağıyla 15 sn. ovuluyor. Yeniden solüsyon dökülerek yıkanıyor. Daha sonra içinde solüsyon bulunan kaplara yerleştirilerek en az 4 saat veya ideal olarak gece boyunca bekletildikten sonra kullanıma hazır hale geliyor.


Diş Ağrısını Hafifletici Doğal Yöntemler

Hospitadent Dental Group’tan Dt. Selçuk Özbölük ağrıyı hafifletmede uygulanabilecek doğal çözümleri şu şekilde sıraladı:

1- İlk olarak diş fırçalamayı deneyin. Fırçalama çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin dişipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur.

2- Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler şişlikleri azaltır. Dişeti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır.

3- Ağrı kesici ve antibiyotik kullanın. Ağrıyan diş ısırdığında daha fazla ağrıya neden olursa bu iltahaplanmanın göstergesidir ve antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

4- Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder.

5- Buz uygulaması; Ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir.

6- Sarımsak çürük diş üzerinde bekletilerek ağrıya neden olan bakterileri yok eder.

7- Çörek otu uyuşturma özelliği yoktur ancak düzenli kullanıldığında ağrıya neden olan etkenlerin ortadan kalkmasını sağlar. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.

8- Buğday çimi suyu; diş etleri ve dişlerdeki enfeksiyonlardan koruyan doğal bir antibiyotiktir. Ağızda bakterilerin artmasını engeller ve diş ağrısını azaltır.

9- Zerdeçal; antibakteriyel ve antiseptik özellikleri sayesinde ağrı giderme gücüne sahiptir. Su ile karıştırılıp hamur haline getirilir ve ağrıyan dişin üzerine uygulanır.

10- Karabiber; güçlü bir antibakteriyel ve antienflamatuar özellikleri olan doğal bir antibiyotiktir. Diş ağrısının azalmasında etkilidir..

Yüksek Topuklar Dengeyi Bozuyor..
Yıllardır sağlıklı olarak bildiğimiz destek noktalı ayakkabılar ve silikon tabanlıklar ayak eklemleri arasındaki hareketi bozuyor. Şehirli kadınların vazgeçilmezi olan topuklu ayakkabılar ise tüm vücudun biyo-mekanik, nöro-kimyasal dengesini altüst ediyor.

Topuğun olması gerekenden fazla yüksek olması, tüm vücut ağırlığının ayak parmak eklemleri üzerine toplanmasına ve omurganın öne doğru eğim gösterip bel-boyun ve diz eklemlerinin aşırı ve sürekli gerilim yaşamasına ve zamanla postür (duruş) bozukluğunun yerleşmesine yol açıyor. Vücut ağırlığının nasıl dengelendiği hakkında bilgi veren Dr. Kamil Teker, “Ayakta durduğumuz süre boyunca sağlıklı insanlarda ağırlığın %60’ı topuklara, %40’ı ayakların ön bölümüne yansır. Oysa yüksek topuklu ayakkabı giyildiği zamanlarda bu oran tam tersine döner. Yüksek topuklu ayakkabı giymek, ayakta içe basma bozukluğunun yerleşmesine ve zamanla ayak başparmağında taraklanmaya neden olur” dedi.
Doğru ayakkabı seçiminin vücudun sağlıklı biyo-mekanik dengesinin korunmasını destekleyerek daha düzgün bir duruşa sahip olmayı kolaylaştırdığını ve omurga sağlığını koruduğunu belirtti.
Dr. Kamil Teker, sağlıklı ve dengeli postürün uzun vadede kireçlenmelere ve kronik rahatsızlıklara karşı daha dirençli olmayı sağlayarak, erken yaşlanmayı da geciktirebildiğini sözlerine ekledi. Ayakkabı alırken nelere dikkat etmek gerekir?
Kombine Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Kamil Teker, ayakkabının mutlaka esnek olması gerektiğini vurgulayarak, topuk yüksekliğinin üç buçuk santimetreyi geçmemesi gerektiğini belirtti ve ayakkabı seçerken dikkat edebilmesi gereken hususları sıraladı.
1- Ayakkabının topuk kısmının yüksekliği en fazla üç buçuk santimetre olmalıdır.
2- Ayakkabı sağ-sol ve ön-arka eksenleri boyunca elle bükerken çok kolay şekil değiştirmeli, çok esnek olmalıdır.
3- Ayakkabı ön ucunun yerden yüksekliği bir santimetreyi aşmamalıdır.
4- Ayakkabının ayağınızı kesinlikle sıkmaması lazımdır.
5- Ayakkabının ayak şeklinize uygun taraklanması olmalıdır.
6- Ayakkabının tabanı tamamen düz olmalı, kesinlikle altı nokta yükseltileri ve iç yan yastıkçık içermemelidir.
7- Ayakkabı malzemesi kesinlikle nem ve ısı dengesinin korunması için kumaş veya hakiki deriden teşekkül olmalıdır. Deri ve kumaştan oluşmayan ayakkabı günlük kullanımda kesinlikle giyilmemelidir.
8- Ayakkabı tabanlığı silikon ve türevleri olan malzemeler zararlı kimyasal etkileri nedeniyle tercih edilmemelidir. Kombine Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Kamil Teker, vücudun dengeli yük dağılımı için ayak balans muayenesinin ve duruş analizinin yapılarak, ayağın zeminle temasından kaynaklanan balans bozukluğu (ayağın zeminle temasında uygun esneklik ve simetri kabiliyetinin olması) olup olmadığının tespit edilebildiğini söyledi. Ayak tabanı dengesinin sağlanması ve korunmasının ideal ayak tabanlığından geçtiğini belirten Dr. Kamil Teker, ayak zemin temasında balans kusuru tespit edilen hastalarda ayak tabanlığına yapılacak uygun yama takviyeleri ile bu denge kusurunun düzeltilebileceğini söyledi.

sihirlitur.com © 2000, sayfadaki yazılar ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz.
.:Sihirlitur Anasayfaya Dönüş İçin Tıklayınız:.



Ayasofya Mz.
Altınoluk

Bördübet
Cunda Adası
Cunda Adası Pazarı
Cunda'da Taverna

Alaçatı
Gökçeada
Kerpe
Pembe Kayalar
Rumeli Feneri
Garipçe Köyü
Vatozlar
Çayağzı Köyü
Suuçtu Şelalesi
Uluabat Gölü
Ortaköy
Sultanahmet Myd.
Kapalı Çarşı
Mısır Çarşısı
Çiçek Pazarı
Hayvanat Bahçesi
Pamukkale
Pamukkale Eğlence
Karaca Arboretum
Sarıyer Börekçisi
Turşucu Hacı Salih
Pulculuk
Filateli'de Sanat
Asım Can Gündüz
Tanker Yangını
Dondurma Show

 
Saat Kuleleri
Kuş Cennetleri
Antikalar
Fotoğrafçılık
Halılarla Türkiye

Yol Boyu lezzet

Kartpostallar
Köprüler
Deve Güreşi
Kuş Sarayları
Kaleler
Bacalar
Deniz Fenerleri
Zil Dünyası
Hediyelikler
Sembollerle Anadolu

 
Sağlık
Denizin Sırları
Mangal Kömürü
Patchwork
Yumurta Şapkası
Çerez Haritası
Turşu
A La Minute
Yel Değirmenleri
Bal
Dilimizdekiler
İstanbul Boğaz Geçişi
Kum Midyesi
Dekorlar
Yapılacak İşler
Hırka-i Şerif
Kutsal Emanetler
Sigortalı Hayat
Türk Hamamı
BlueJean Çanta
Cephe Kaplama
Kumaş Klasiği
Pat Pat
Sebastian Bach Konseri
Çarpıcı Resimler
Korkuluklar
Mavi Yolculuk

Kamp - Karavan
Damla Sakızı
Mısır Çarşısı
Pulculuk (Filateli)

 
çorba&zeytinyağlılar, sebzeli,etli,yumurtalılar hamur işleri&pilavlar, balıklar, tatlılar...
Mezeler&Salatalar
Balık Yemekleri
Köfteler&Köfteciler
Ekmekler&Fırınlar

 
Şarap, Likör Yapımı,
kokteyller
 

Kitaplık >>
Atatürk Evleri

büyütmek için TIKLAYINGezi yazarı fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Haluk Özözlü'nün 18.200 km. yol katederek fotoğrafladığı çok geniş kapsamlı bir çalışma. Kitabı seçkin kitapçılarda bulabilirsiniz.

Anıtkabir Müzesi
Anadolu Med.Mz.
Topkapı Sarayı
Ayasofya Müzesi
Mevlana Müzesi
Sağlık Müzesi
Kariye'nin Gizemi

Lokomotif Müzesi
Sadberk Hn. Mz.
Rahmi M.Koç Mz.
Pera Müzesi
T.D.İ. Merkezi

Gülse Birsel
Hülya Koçyiğit
Tülin Şahin
Vatan Şaşmaz
Çağla Şikel
Aysun Kayacı
Tan Sağtürk
Gülşen
Doğkan
Nil Karaibrahimgil

Bu sayfalarda günlük yaşamdan komik kesitler bulabilirsiniz.

büyütmek için TIKLAYINTürkiye'nin, tarihi, doğa ve turistik folklorik özellikli dia arşivi.