İ s t a n b u l

a n a s a y f a
e m i n ö n ü
s u l t a n a h m e t
b e y a z ı t
h a l i ç
k a r a k ö y
b e ş i k t a ş
b e y o ğ l u
b o ğ a z k a d ı k ö y
ü s k ü d a r n i ş a n t a ş ı
y e ş i l k ö y
e - m a i l






 
Gezimize 2000 kişi yolcu taşıma kapasiteli şehir hatları vapurlarının birbiri arkasına iskeleye yanaşıp indirdikleri yolcularla, gündüz nüfusu üç milyona yaklaşan Eminönü ilçesinden başlıyoruz. Gezimiz ihtiyaçların karşılandığı alışverişe dayalı olacak.

Eminönü, İstanbul'un en kalabalık ve merkezi durumunda. Boğaz hattı, Kadıköy, Adalar, Harem, Haliç'ten gelen vapurların yanı sıra, Sirkeci garına gelen banliyö trenlerinin yolcuları, Galata Köprüsü, Unkapanı ve sahil yolu yönünden gelen araçların kesiştiği noktada oluşuna eklenen hafif raylı sistem vagonlarının geçişiyle tam anlamıyla şehir arenası görünümünde.


Bütün bunlara satıcıların özelliklede işportacıların ses efektleri ile yaya trafiğini de eklerseniz, fotoğraf severlere hazine sayılacak kompozisyon malzemesi, turistlere ise şaşkınlık yaratacak düzeyde bir atmosfer doğuyor.
Doğrusu bu ya turistleri de biraz bu tatlı karmaşa cezbediyor olacak ki Eminönü'nde hem aradıkları her şeyi bulabiliyor, hem de açık hava müzesi gibi gezilen Boğaziçi hattına sürekli kalkış yapan vapur seferlerini ve motor gezilerini tercih ediyorlar.
Eminönü, müzelerin kapalı olduğu Pazartesi günleri turist otobüslerinin birbiriardına gelip indirdikleri turist grupları ile sabah 10.00'dan itibaren daha bir canlanıyor, bu canlılık akşam geç saatlere dek sürüyor.
Vapurların bilhassa arka ve yan açık kısımları kamera çekimi yapanlar, martılara ekmek, simit verme arzusu taşıyanlar, boğaziçi yalılarını daha yüksekten seyretme arzusu içinde olanlarca hına hınç oluyor, motorların üst katları ise seyirlik ve bilhassa güneşli günlerde bronzlaşma arzusu olanlarca tercih ediliyor.


Biz de bu keşmekeşte keyifli yerleri gezerken birbirine çok yakın olarak konumlanmış çeşitli lezzetlerle karşılaşacak, zaman zamanda alışveriş yapacağız.
Başlangıç noktamız Eminönü'nün simgesi haline gelen Yeni Cami ve Mısır Çarşısı önü.

Yeni Cami
Padişah 3. Mehmet, annesi Safiye Sultan için 1597 de Mimar Davut ve Suyolu Nazırı Dalgıç Ahmet Çavuş' a inşaatı başlatmış ancak araya mimarların ölümlerinin girmesiyle cami 1663'te tamamlanabilmiş. Türk klasik devrini anıtlaştıran sanat değeri yüksek bir camimiz.

100 yılı aşkın bir süre görev yapıp sonrada sökülüp haliç içine çekilmesiyle yerini yenisine bırakan Galata Köprüsü'nün üstü balık tutanlarla, trafikle canlı görünse de Eminönü' ünde aslında değişen pek fazla bir şey yok, denize 50 metre mesafedeki kıyı bandı yine sağanak yağmurda 70'li yıllarda olduğu gibi yine göl olup Venedik'i aratmıyor.

Yeni Cami merdivenlerini mesken edinen güvercinler, Yeni Galata köprüsünün kazık çakma çalışmalarında çıkan gürültülere, yoğun trafiğe rağmen yerlerini terk etmediler. Yıllardır Eminönü güvercinlerine yem verme geleneği de devam ediyor.
Meydanın karşısında çiçek pazarı da tüm canlılığını koruyor.
Pazara yeni dükkanlar yapılıp, çevre
düzenlemeleri ile Mısır Çarşı duvarları açığa çıkarılıp korunsa da yapılan makyaja rağmen eskiye dönüş görülüyor.
Mevsim çiçeklerine meraklı hanımların, emekli beylerin hatta turistlerin hiçbir şey almasalar bile önemli uğrak ve gezi yerlerinden sayılıyor.
Pazarın ilginç köşelerinden birini de canlı hayvan satıcıları oluşturuyor. Papağanlar, muhabbet kuşları, akvaryum balıkları, keklikler, paçalı tavuklar, tavşanlar, yavru köpekler yeni sahiplerini bekliyor.
Çiçek pazarının renkli simalarından biri olan ve tavşanı ile yıllardır niyetçilik yapan Hüseyin Çılgın, son yıllarda artık görünmüyor. Geçmişte çarşının simgelerinden biri olan niyetçi, İngilizce, Almanca, Türkçe hazırladığı niyetlere turistlerde ilgi gösteriyorlardı. İşte önceki yıllarda sihirli tur okurları için çektiğim 14'nolu niyet.
"Sana büyük bir müjde, yakında muradın olacak ve muvaffakiyet var, maldan soruyorsan yakında eline geçecek"
.
Çiçek pazarının komşusu ise Mısır Çarşısı tarih boyunca baharat satıcıları ile ünlenen çarşı son yıllarda turistlerin artan sayılarıyla orantılı bu özelliğini yitirerek Kapalı Çarşı gibi burada da kuyumcu dükkanlarında önemli artış gözlenmekte.
Buna rağmen ısrarla eski işlevlerini sürdürmekte olan baharatçılar, kuruyemişçiler, çeyiz dükkanları da var.

Mısır Çarşısına girmişken birine uğrayalım.
Evde değirmende çekip kokusu kaçmadan kullanmak isteyenlere tane karabiber, Safranbolu'ya ismini, yemeklere lezzetini veren safran bitkisi de bulunabiliyor. Birde sakız var alınması gerekenlerden. Damla sakızını buzdolabının soğuk bölümünde bekletip sonrada döverseniz bu tozu muhallebiye karıştırarak sakızlı muhallebi yapabilirsiniz, suya atıp beklerseniz su mis gibi sakız aromalı olur.

Anason kokusunu sevmeyenler rakı şişesi içine damla sakızı tanelerinden koyup 15 gün süre bekletirlerse rakıda bambaşka bir kokuya tada bürünüyor ve anason kokusu kalmıyor.
Çiğnemek bir yana sakızın en güzel kullanım yeri Sakızlı dondurma. Bunu tüm Türkiye gezilerime dayanarak belirtiyorum en iyisini, İzmir Çeşme'de Altınoluk Dondurmacı Vardar da ve Yeşilköy'de Dondurmacı Giritli Mustafa da yiyebilirsiniz.
Bu hakiki sakızlar Çeşme'nin 8 mil açığındaki Yunanistan'a ait Sakız Adasından getiriliyor. Sakız ağaçları altına mermerler seriliyor üzerine damlayan sakızlar ve ağaçlar üzerinde biriken damlalar bir bir toplanıyor.
Bu işi yapanlarda sadece hanımlar ve çocuklar nedeni de sabırlı oldukları için.
Elle bir bir toplama sabrını erkekler gösteremiyor.

Mısır Çarşısından çıkmadan uğramak gereken yerlerden biride ünlü " Malatyalılar Kuru
Yemişçisi" yeni yıl yaklaşırken izdiham yaşanan kuruyemişçide ki çerezlerin baharatlar gibi çeşitli faydaları var.
Kabak çekirdeği prostata, Acıbadem şeker hastalarına,
Kayısı kurusu karaciğere, Kuru incir bağırsaklara,
Siyah üzüm kan yapıcı özelliği, beyaz leblebi miğde suyunu çekici olup zayıflamak isteyenlerin açlıklarını bastırmada tercih ediliyor. Birde Keşü var, 1997 den bu yana satış grafiği yükselen çerez Hindistan'dan ithalediliyor.
Fıstık, fındık karışımı lezzetinde yağlı besleyici ve en önemlisi bir başlayınca yemeye, sonu gelmeyen lezzette. Keşünün baş müşterisi beş yıldızlı oteller, barlarında bulunduruyorlar kilosu 25 TL civarında.


Eminönü geziniz öğlen saatlerine denk geldiyse farklı bir atmosferde yemek yemek için Mısır Çarşısının denize bakan
kapısından girince soldaki daracık merdivenle çarşının ikinci katına çıkılan Pandelli Restoranı tercih edebilirsiniz. Beyaz örtülerle kaplı masalar, mavi seramik duvarlar, küçük odalar, demir parmaklı küçük pencereler, Galata köprüsü ve Haliç manzaralı yemekten önce döner yaprakları, ıspanaklı börek geliyor tadımlık, sonrada siparişiniz. Bir örnek " kağıtta fırın levrek". Kılçıkları ayıklanıp garnitür ile fırında pişirilmiş olarak gelen levrek paketini tabağınızda açıyor kokusu ve tadı, tüm nefaseti ile bütünleşiyorsunuz.
Restorana rezervasyon yaptırmadan giderseniz masanız cam kenarı olmasa da iç tarafta oturup Mısır Çarşısı'na tepeden bakarak yemek yemekte hoş olabiliyor.

Uzunçarşı, Tahtakale
Artık Mısır Çarşısı'ndan çıkabiliriz, bu defa zengin çeşit barındıran çarşının yan tarafında ilerliyor, tarihi çeşmenin önünden, peynircilere, zeytincilere, kuruyemişçilere, balıkcılara, baharatçılara, dahası turşuculara bakaraktan, kahve konusunda 145 yılı geride bırakmış olan Kuru Kahveci Mehmet Efendinin Hasırcılar Caddesi köşesinde ki dükkanına, yoğun kalabalık arasında adım adım, omuz omuza yürüyerek geliyoruz.

Çevreye hakim koku yılların kahvecisi kuru kahveci Mehmet Efendi ye ait. Sabahtan başladığı kahve çekirdeklerini kavurup öğütmesiyle etrafa yayılan taze kahve kokusu cezbedici, imrendirici olduğu kadar kışkırtıcı, adeta Eminönü Meydanının tümüne egemen.
Çabuk ilerleyen bir sıra var, paketler hazır beklemiyorsunuzÖnceki yıllarda tek kahveci varken günümüzde kahve ithal eden firmaların artmasıyla kahve satan dükkanların sayısı da artmış görünüyor.
Aynı sokağın denize bakan yönünde taze sebze-meyve-turfandalar, peynirler, balıkçılar, çerezciler, baharatçılar, şekerciler, kınacılar velhasıl ne arasanız var.

Rüstem Paşa Camii
Kıyıya paralel içerden ilerleyenleri,
duvarları İznik çinileri ile bezenmiş Rüstem Paşa Cami görülesi güzelliği ile karşılıyor.
Camiyi gezen ziyaretçiler çinilerin güzelliği karşısında
hayranlıklarını gizleyemiyorlar.
Bir zamanlar hanımların erkek çokluğundan adım artmaya çekindikleri Tahtakale'nin daracık sokakları, günümüzde değişen koşullar nedeniyle kadınların gözde alış veriş mekânları haline geldi.
Özellikle, takı kursuna katılan hanımların takı malzemeleri, şifalı taş satıcıları, ahşap boyama kurslarına giden öğrencilerin malzeme almak için uğradıkları çarşı, birbirinden farklı ahşap dekorasyon ve kullanım eşyaları ile cazibesini gün be gün katlayarak artırıyor.
Omuz omuza yürünen Uzunçarşı
Kimi oyuncak, kimi kızının nikâhında şeker dağıtacak ilginç görünümlü şirin ambalajlar bakmak, mutfağında kullanmak üzere ahşap kâseler, çerezlikler, tahta kaşıklar,
oklavalar, siniler, havan, ekmeklik almak, takunyalar, çekmeceler, katlanır özellikli mini masalar, oturaklar, tabureler, tepsiler, kutular, biblolar, çerçeveler, kuş kafesleri, hamaklar bakmak için, kimi boya fırçasına uzun sap, fırıncı küreği, simitçi tablası satın almak için aynı adrese koşuyor. Sırayla dizili dükkânlardan kimisi kapılara asılan sineklik, kimisi gaz lambası, kimisi deve çanı, kimisi ise sepet örgülerden mamuller satıyor.
Tahtakale Çarşısı'nın en umulmadık yerinde gözünüze çarpan, burnunuza gelen kokularla tavuk çevirme, sokak pilavcısı, künefeci, pideci, börekçi, kokoreççi, köfteci iştah açarken, yeni yeni açılan şık butikler, çarşının yakın gelecekte turistik Mısır Çarşısı, Kapalıçarşı'ya rakip olacağı konusunda sinyal veriyor.
Küçükpazar'a doğru devam
eden sokağın denize bakan cephesinde piknikçilerin vazgeçilmezlerinden olan mangallar ve kömürü zahmetsiz yakmaya yarayan ortası elekli borular, semaver, kuzine, soba satıcıları bulunuyor.

Tahtakale'nin elektronik eşyaları, oyuncakları, yüncü ve perde küpürü satan dükkanları bir yana bu defa Sirkeciye doğru yürüyor ve Yeni Cami önüne geliyoruz.



Eminönü Mısır Çarşısı yanında bulunan Çiçek Pazarı çevresi 2014 yılında
yeniden düzenlendi. Meydanda bulunan tüm kafeler, türbeye yapışık dizili dükkanlar kaldırıldı. Eskiden Altın Kasap olarak bilinen dükkanların sıralandığı yere açık ve kapalı bölümleri olan bir kafe açıldı, parkın zemin taş kaplandı, meydanın ortasına yıldız biçimli, fiskiyeli süs havuzu ve oturma üniteleri kondu, bir de İstanbul'un simgelerinden biri olan susamlı simitçi heykeli yerleştirildi. Simitciyle birlikte fotoğraf çektirmek Eminönü ziyaretçilerinin vazgeçilmez heveslerinden biri haline geldi, Nisan 2016 itibariyle aynı meydana bir de yeniçeri heykeli eklendi.

Eminönü Sokak Ressamları
Eminönü'nün zemin kaplaması ile yenilenen Yeni Cami önündeki meydanı, sokak ressamlarını bir araya getirdi. İşportacılardan arındırılan meydanın yeni konukları ressamlar genellikle öğleden sonra kendilerine ayrılan Yeni Cami önünde kurdukları tezgâh ve şövalyeleri ile hem arzu edenlerin portelerini yapıyorlar, hem de yağlıboya, suluboya, tablolar, ebru örnekleri satıyorlardı, hızlı değişim gösteren meydanda şimdilerde sanatçıları görmek pek de mümkün olamıyor. Buna rağmen sızma Ayvalık yağı almak için Yeni Camii altında bulunan Vakıflara uğramak yararlı olabilir.

Önce Milli Piyango bayiinde bir şans deneme sonra karşıya geçip Ali Muhittin Hacı Bekir deyiz yaz aylarında bardak bardak şerbet satıyor katkısız, asitsiz. Demirhindi, vişne, üzüm, turunç suyu içebilir veya güllü, fıstıklı, Hindistan cevizli ya da sakızlı bir paket lokum alabilirsiniz. Tarihi dükkanın tarihi ve gallavi akide bacasına da bakmayı ihmal etmeyiniz.
Bir başka seçenek bakır kapaklı kocaman cam kavanozlar içinden küçük metal
küreklerle minik kesekağıdına doldurulan karışık akide şekerleri. Dili yakan tarçınlısı, ekşi limonlusu, susamlı, güllü çeşitlerden.
Yola devam, solumuzda Doğubank iş hanı elektronik dünyasının kalbi burada atıyor sanki. Time, Newsweek dergilerinde reklamını gördüğünüz yeni çıkan cihazları aynı hafta Doğubank ta bulabiliyorsunuz.
Cağaloğlu'na çıkar gibi yapıyoruz sağımızda Büyük Postahaneye geliyoruz.
Bazı kişiler çocuklarının doğduğu günün gazetesini saklar, ilerde bak sen doğduğun gün dünyada bunlar oluyordu der, bazıları da o günlerde çıkan pulları alır hatıra olsun diye. Büyük postahane de en son çıkan hatıra pullarından satın alabilirsiniz.

Büyük Postahane'nin öyküsü

Posta Telgraf Nezaret Binası olarak 1909 yılında mimar Vedat Tek projesiyle inşa edilen görkemli bina posta işlerinin yürütüldüğü ilk bina olarak PTT tarihinde önemli bir yere sahip. Cephesinde yontma taş ve mermer kullanılmış. Binada 16. Y.Y Osmanlı klasik süsleme tarzı dikkat çekiyor, kısmen karkas kısmen de yığma olan temel duvarları taş, katlar ise kagir.

1927-1936 yılları arasında postahane işlerinin yanı sıra İstanbul Radyo Evi olarak ta kullanılmış. Bina bir süre de İstanbul Adliyesi yangınında bir bölümüyle Adliyeye tahsis edilmiş. Bodrum, Zemin ve üç
normal kattan oluşan bina 3200 m2 dikdörtgen planlı yapılmış. Bu binada birde pul müzesi bulunuyor. Giriş ve emanet dolapları için ücret alınmıyor. Bugüne kadar çıkarılmış olan pulları güzel bir sergileme ile görebiliyorsunuz.
Salonda PTT binası, tavan süslemeleri, iç atmosferi, ziyaretçileri ile içinizde canlı ve yaşıyor hissi uyandırıyor.
Sirkeci Tramvay hattı paralelinde ise Hayyam Pasajı var. Tüm katlarındaki dükkanlar fotoğraf makinesi satıcı ve tamircilerine ayrılmış iş hanında ikinci el fotoğraf makine alım-satımı da yapılıyor.

Bir başka tarihi mekan Sirkeci tren Garı
II. Abdülhamit fermanı ile Sirkeciye yapılan gar binası projesi alman mimar August Jachmund'a ait 11 şubat 1888 de temeli atılan gar binası 3 kasım 1890 da hizmete girmiştir. Saatlerle süslü iki kule arasında orta salonu ve bekleme salonlarıyla yönetim odalarıyla oluşan neoklasik tarda yapılan garın kaidesi granitten, cephesi Marsilya ve Arden den getirilen taşlarla yapılmış. Büyük kapı üzerindeki tuğra da " Mektubul Seraskeri Muhtar Efendi" tarafından düzenlenmiş bir kıta yer alıyor. Orient Expresin son durağı olup, İstanbul'u demir yoluyla Avrupa'ya bağlayan tarihi garın kafesinde oturup farklı mekanda sıcak-soğuk bir şeyler içebilirsiniz.

Sahil tarafına geçip otopark boyunca ilerleyenler Sarayburnu yönüne, adalar vapur iskelesine. Dışardan dolaşanlar sepetçi Kasrına gidebilir.
Biz Eminönü'nün en hareketli kıyı bandına sahile geliyoruz.
İskeleye yanaşan gemilere binip inenler, boğaz gezisine çıkan turist motorlarıyla renklenen, şenlenen kıyı Galata rıhtımı ve kulesinin en güzel seyir platformundan birini oluşturuyor.
Galata Köprüsü'nde bulunan balık lokantaları, Eminönü kıyısına bağlı Balık-Ekmek satışı yapan teknelerin bir ara kaldırılmasıyla daha fazla rağbet gör
meye başlamıştı fakat balık ekmek teknelerinin geri dönüşü muhteşem oldu.
Balık sevmeyenler için bir alternatif daha vermek için tekrar karşıya geçip Doğubank iş hanına doğru ilerliyoruz.

Çapı 200 metrelik bir alanda binbir çeşit lezzet
Günümüzde adım başı rastlanıp tüp gaz ocaklarında yapılanlara inat Konyalı Restoranda kömür ateşinde pişirilen döner kebabı yıllardır nefasetini koruyor. Tabağınızın yanına isterseniz pilav veya patates tava, ya da haftada iki kez çıkan beğendi koydurabilirsiniz. Tencere yemekleri de hem leziz hem çeşitli, Konyalı cumartesi dahil mesai günleri açık, 12:00-13:00 saatleri arası kalabalık, self servis.
Büyük Postahane karşısında yeni açılan bir başka dönerci ise Kasap Döner.


Bir başka seçenek ise Eminönü'nün, Boğaz'ın ve Haliç'in seyirlik panaromasına hakim Hamdi Restoran'ın terası.
Turistik Hamdi Restoran kebapları, tatlılarıyla da ünlü.

 
 
 
 

Eminönü Sirkeci gezimizde nitelikli ağız tatları tabi ki sadece üstte yazılanlarla sınırlı değil. Cağ kebap, köfte, kokoreç, tatlı türleri ne ararsanız var, hemde leziz ve kaliteli.


Sırtınız Sirkeci Büyük Postahane’ye dönük Cağaloğlu Yokuşuna doğru yürürken tam karşınıza bir sokak geliyor ki bir tarafı yılların lezzeti Filibe Köftecisi diğer yanı yerli yabancı turistlerin uğrak noktalarının başında yer alan Şehzade Cağ Kebap.
Cağ kebap yemekte karar kıldıysanız, isterseniz kapalı, isterseniz sokak masalarında oturup lavaş ile birlikte sunulan Cağ Kebap damakta tat bırakan, alışkanlık yapan bir lezzet zenginliği taşıyor
. Tam öğle saati çok kalabalık olan kebapçıya tercihen saat 14.00 sularında gitmek en uygunu oluyor, kebabın yanında Erzurum'dan özel getirilen su veriliyor, kebap öncesi çorba, acılı ezme, salata, tatlı seçenekleriniz de var.
Bir çok kişi döneri yatır oldu sana çağ kebap diyebilir, ama öyle değilmiş.
Çağ kebap sadece marine edilmiş sadece kuzu, bazı yerlerde ise oğlak etinden, döner ise dana etinden yapılırmış. Günümüzde dönerlerin bir çoğu kıymadan yapılıyor, onlara köfte döneri veya döner köfte diyorlar.



Çok uzaklardan sadece pilav yemek için gelenlerin uğrak yerlerinden birisi de Meşhur Tahtakale Pilavcısı Ramazan Ustanın yeri.
2014 Mart ayında Uzunçarşı'da ikinci şubesini açan pilavcının tavuk pilavı beğeniliyor. Küçük dükkanın önünde, camları buğulu pilav camekanı önünde ki taburelere, oturaklara sığışanlar Osmancık pirincinden yapılan tane tane pirinç pilavını yemeden geçmiyor. Turşu, ayran siparişleri tavuklu, nohutlu sokak pilavcısının vazgeçilmezleri.

Sirkeci, Eminönü hattında başka köfteci yok sanmayınız, Tarihi Özkan Köftecisi 1960 yılından beri, yarım asrı aşkın süre hizmet veriyor. Çinileri ile ünlü Rüstempaşa Camii arkasında bulunan Uzunçarşı Caddesi 317 numara daki köfteciye gelmeden, etrafa yayılan köfte kokuları zaten meraklılarına yol gösteriyor. Izgara köftelerin yanısıra dermason fasulyeden piyaz, irmik helvası, cevizli kadayıf, Kemalpaşa tatlıları, demli çaylarla esnaf lokantasında yemek tamamlanıyor.

Eminönü adeta bir lezzet denizi
Seçenekler bunlarla da sınırlı değil.
Tüm çeşitler 200 metre bir çap içinde toplanmış demiştik ya aynen öyle, canınız ne çekiyorsa, yok yok.

Mısır Çarşısı kapısının Tahtakale çıkışı yönünde ilerlerseniz Namlı Şarküteri üst katı self servis ile seçip tepsinize aldıklarınızı keyifle yiyebileceğiniz bir başka seçenek.
Tahtakale'nin içinde bulunan Uzunçarşı adeta Beyoğlu Caddesi gibi kimi alışverişe geliyor, kimisi sadece ününü, lezzetini duyup yemek yemeye geliyor.
Çarşının bir yeni dükkanı da Gözde Kanatçı, Izgara ateşinde döndürdüğü tavukları,
etrafa yaydığı kokularıyla adeta müşterileri kendine mıknatıs gibi çekiyor.
Dükkanın içinde veya sokağa taşan masalarda, ızgara göz önünde soğumadan ocaktan tabağa anında servis, gerek dükkanın içinde gerekse dışında kömür ızgaraya yağları damlaya damlaya dönmekte olan tavuklara elinizi uzatsanız tutacak mesafede olunca iştahlar daha da katlanarak artıyor.
Bir çok kişi etrafa yayılan kokular, seslerle ızgaranın, sokakta piknik yapmanın tadına varırcasına "tavuk, balık, kelle, bunlar yenir elle" sözünü doğrularcasına pişmiş tavuk butlarına, kanatlarına dalıyor parmaklarıyla.


Kokulardan bahsetmişken biri Büyük Postahane Ziraat Bankası önünde, diğeri postaneye çıkan yan yolda, bir başkası ise Mısır Çarşısı arkasında olmak üzere üç tane kokoreççi bulunuyor. Bunlar içinde Kral ve İmparator isimli kokoreççilerin önünde oturarak yemek yenebiliyor, oldukça seyrangah bir yer, karşısında büfeler, aynı sırada ise Eminönü'nün yenilerinden Kasap Döner, devamında PTT karşısı Adana Kebapçı var.

Osmanlı yemeklerine meraklı olup farklı bir atmosfer arıyor, tarihi bir mekanda yemek yemek istiyorsanız, bu defa Mısır Çarşısının üst katına çıkıyor, Bab-ı Hayat isimli restoranın, süslü kubbelerin altında özel mönüden seçiyorsunuz.
Gruplara ait çeşitli salonlarıyla 150 kişi kapasiteli restoran, Pazar günü dahil hergün açık, öğlen ve akşam servisi var ve saat 22.00'ye dek sürüyor.
Kemerli yüksek kubbe içleri, duvar panoları, çinilerle oldukça süslü.
Turistik restoranda Osmanlı Mutfağı uygulanıyor, mönüsünün beğenilen yemekleri arasında Hünkar Beğendi, etli bir yemek çeşidi olan Ballı Mahmudiye, Çoban Kavurma, 16. yy yemeği Terkibi Çeşidi adlı bir başka etli yemek ve zeytinyağlı çeşitler yer alıyor.

Balık Ekmek
Yooook hayırrr, benim için Eminönü balık ekmek yemeden olmaz diyorsanız buyrunuz Galata Kulesi manzaralı, Haliç Vapur İskelesine dek uzanan kıyı bandına.
Balıklar genellikle Norveç'ten ithal uskumru, yağ içinde tavada değil, kızgın saç üzerinde pişiriliyor, yanında soğan ekmek, isterseniz ayakta, isterseniz, kısa boylu oturaklarda, veya beton basamaklara da oturabilirsiniz, tercih sizin.
Etrafta turşucu, lokmacı, mısırcı, kestaneci, her şey tarihi etiketli olup işporta satış yapıyorlar.
Tatlıcı ararsanız Sirkeci Tren Garı yanında Hafız Mustafa ve Koska sizi bekliyor.
Tatlı'dan önce şöyle bir Konya'nın ünlü etli ekmeğinden de yesek diye düşünüyorsanız tam yerine geldiniz demektir.


Koska'nın yanından içeri giriniz ara sokakta yani Hocapaşa Sokak üzerinde Güvenç Konyalı, Konya fırın kebabı kaburga, bamya çorbası diğer et tavuk ve tatlı çeşitleriyle ünlü. Porsiyonu 17 TL olan Etli Ekmeğin ilk sırada olduğu ve püf noktasının dinlenmiş hamuru, Konya Ereğli'den gelen koyun ve dana karışımı etinde gizli olduğuna vurgu yapan ustalar. Damaklarda tat bırakan hafif buruk yoğurt'un da Aksaray ilinden özel getirtildiğini belirtiyorla
r.
Pideden ince, lahmacundan biraz daha kalınca olan çıtır halde ki etli ekmek kesildikten sonra soğumaması için tabağa üst üste konarak fırında közlenmiş yeşil sivri biber, limon eşliğinde servis ediliyor.
Bıçak ve çatal aramadan tadına varmak için her bir etli ekmek yaprağını etrafında iki üç kez sararak parmaklarınızla lezzetine vararak yiyorsunuz.

Eminönü turunu burada tamamlıyor ve kitapçıların çokça bulunduğu Cağaloğlu yokuşunu çıkıyoruz. Devamı Sultanahmet