Filtreli sigara içmek herkesin harcı değildi. Bu yüzden yurt dışı seyahate gidenlere ''Pallmall'' ve ''Kent'' marka sigaralar ısmarlanır bunlar naylon gömleğin ön cebine konur ve böylece bir nevi hava atılırdı.
Halk arasında en çok filtresiz ''Bafra'', ''Birinci''yle kutu içindeki '' Yenice', ''Bahar'' ucu kırmızı ''Gelincik'' , ''Yeni Harman'', ''Sipahi'' içilirdi.
Tütünü şarapta dinlendirilip aroma kazandırılan ''Hisar'' ve ''Mentollü Çamlıca'' lüks sayılırdı.
Karton kutuların içlerinde iki sigara sırasını ayıran muhtemelen 4x6 cm.lik bir kâğıt bulunurdu. Bu kâğıt parçasını amcalar atmazlar, o günkü notlarını yazdıkları bir tür "akıl kâğıdı" olarak kullanırlar, makul süre saklarlardı. Çamlıca bir nevi mentollü hafif bir hanım sigarasıydı, erkekler Çamlıca içmezdi.

Yerli sigaralar
Türk tütünü yerli sigaralar arasında Samsun, Maltepe, Hisar, Çamlıca, Sipahi, Meltem, Bafra, Bahar, Gelincik, Yenice, Yeni Harman, Kulüp, Yaka, Boğaziçi, Marmara, Diplomat, Birinci, İkinci, Üçüncü, Bitlis, Asker, Silahlı Kuvvetler, Subay, Polis gibi markalar yer alıyordu. Tekel'in çıkarmış olduğu en iyi sigara olan Tekel 2000'e kadar ne piyasaya neler sürülmüş, hangilerini denemişiz şimdi çeşitlere bakıyoruz.





Purolar Tütünler
Tekel puro tutkunları içinde Ankara (Corona)5's, Pazar (Cigar) 5's, Uçlu Marmara (Cigarillos), Uçsuz Marmara (Cigarillos) 25'lik Ankara (Carona) ve İstanbul markasıyla içinde beş adet puro bulunan 12.50 kuruş fiyatıyla kutu içinde piyasaya sunulmuştu.
Dünyaca ünlü Türk Tütününden yapılmıştır ibaresi bulunan Tekel sigaraları içinde Tekel 2000 başı çekerken, filtreli, uzun kutu Samsun Flip Top Box, Yumuşak uzun paket Samsun ve Maltepe herkesten beğeni toplamıştı. Ayrıca Tekel Türk Pipo Tütünü ve Yayladağ Pipo Tütünü pipo içenler tarafından tercih edilirdi.
Tekelin bir başka mamülu ise tömbeki tütünüydü. Saman kağıda sarılı 25 gramlık, 600 Kuruş fiyat etiketiyle satılan tütün paketi üzerinde Birinci yazısıydı nargile tütünü olarak kullanılırdı.

Yabancı Sigaralar
Yolcu beraberinde yurt dışından getirilmiş veya başka yollardan ülkeye bir şekilde girmiş olan sigaraların büfede, bayide, şurada burada alenen satışı yoktu, dahası yasaktı, çok değerliydi.
Bu yasak 1984 yılına Turgut Özal dönemine dek sürdü. Ülkeye karton ve box tabir edilen büyük ambalajlarla karadan, denizden çeşitli yollarla kaçak sokulan yabancı menşeili sigaralara konulan yasak girişe mani olamayınca "yasal yollardan ithal edelim" dendi ve sonraları her marka sigara her yerde bulunur olmuştu.
Yabancı markalarda Pall Mall ve Kent ilk sıradaydı, seyyar tombalacılar özellikle ellerinde ki torbadan bu sigaralar için tombala çektirirlerdi.
Yabancı sigaralarda ise en ünlü markalar Pall Mall, Kent, Lark, John Player Special, Winston, Marlboro, Lord, L&M, Stuyvesant, Chesterfield, Benson, Dunhill, Salem, Camel, Cauloises, Gitanes, HB sigaralarıydı.
Fransız Gitanes, Alain Delon'un filmlerinde içerken görüntülendiği için farklı imaja sahipti. Yurt dışı seyahatine gidene mutlaka bir karton yabancı sigara siparişi verilirdi.
Sigara tiryakiler çoğu zaman üstlerinde iki tür sigara taşırlar, sigara isteyene yerli, kendi içecekleri zaman ceket cebinden yabancı sigaralarını çıkarıp içerlerdi.
Yabancı sigaralar arasında boyu 9 cm lik kısa kutu Marlbora en çok satılandı.
Süper size olanların boyu 10 cm idi.
Fransız sigaraları arasında Gitanes ve Gauloıses tanınan markalardı sigaralar arasında içimi en sert olan bu markaları sigaraya yeni başlamış olanlar içemezdi, öksürük nöbetine girerler, üç nefeste baş dönmesi yaşarlardı.
Çakmaklar arasında ise muhtar çakmağı denilen gazlı çakmaklar çok kullanılırdı. Suriye'den gelen İmco markalı olanların yanısıra Dupont marka kaliteli olanlarda yaygındı. 1970'li yıllarda çakmaklara gaz dolduranlar, çakmak taşı değiştirenler başlı başına bir sektördü.














Yerli ve yabancı sigaraların büyük bölümü kâğıt ambalajlı olup rutubetten korumak için jelâtin kaplıydı ama birçoğu da kısa veya uzun kenarından küçük bir bölümü geriye katlanarak açılan karton kutu ambalajlıydı.
Bu kutuların karton olmasının yanı sıra Philip Morris Multifilter marka sigara kutusu tamamen ince plastikten yapılmış, üzeri jelatin kaplı tek parça kalıp halkindeydi.
Yeni Harman, Kulüp, Fransız Gitanes kibrit kutusuna benzer açılımları ayrıcalıklıydı.

Türk sigaraları arasında Bahar, Yenice, Sipahi, Yaka gibi markalı olanlar ise daha farklı biçimde sigara tabakası gibi kutu kapağının tamamı açılan türdendi. Bu açılış biçimine yabancı sigara kutularının hiç birinde rastlamazdınız.
Yabancı sigaralar arasında gömlek, ceket, pantolon cebinde taşınanlar haricinde bir de masa çakmağı gibi evlerde, ofislerde masa, sehpa üstü misafir sigaraları vardı ki bunlar cebe sığmayacak şekilde tasarlanmıştı.
Silindir plastik kutu içinde 50 tane sigara olan markaların başında John Special Player gelirdi. Hanımların düzenlediği kabul günlerinde, konken, briç oyun partilerinde misafirlere bu masa sigaralarından ikram edilirdi. Yine de komilfo hanımların çoğu için içimi hafif ferahlatıcı özellikli Dunhill, St. Moritz gibi mentollü kutu sigaralar ilk tercihdi.

Türkiye’de sigaralar yaygın olarak ön gömlek cebinde, ceketin iç cebinde taşınırsa da birçok genç paketleri 50-60’lı yıllarda çok moda olan levis taklidi Türk malı Kot marka pantolonun arka cebine koyar, eğilip kalktıkça, çömeldikçe, koşup oturdukça paket kalçanın bombesine uyum sağlardı.
Haliyle yamulan paket içinde ki ezilip bükülen sigaralar, paket üzerinde yazılı olan “20 yuvarlak sigara” ibaresine tezat 20 yassı sigara oluverirdi. Gençler arasında paketi çorabın lastikli konşu arasına koymak henüz denenmemişti.
Bandroller
Sigara paketlerinin bandorolleri de markalarına, dönemlerine göre farklılık göstermişti.
Bahar sigara kutusu alnına konan bandrolünde 175 kuruş olup, bu bandrol çoğu zaman baş parmağın tırnağı ile çizilerek üst kapak açılırdı.
Bafra sigarasında tütün yaprağı çizgileri, Tekel fiyatı 225 Kuruş yazarken, Samsun sigaralarının bir kısmının bandrolünde Ay Yıldız amblemi, tütün yaprakları ve "Turkish State Monopolies" ibaresi yer almış, Maltepe'de Tekel yazısı, tütün yaprağı 1000 Kuruş yeterli görülmüş.
85 mm lik Mentollü Meltem sigarası fiyatı 1500 Kuruş yazılı yeşil bandrol taşırken, bir başka mentollü sigara olan Çamlıca bandrolünde Milli Savunma vergisi dahil 200 Kuruş yazısı, bilekten tutulmuş dörtlü el grafik çalışması ve "27 Mayıs Milletçe Eleleyiz" yazısı konulmuş.
1961 de Tekel'in 2. Filitreli sigara olan Çamlıca dan sonra 1965 yılında Hisar sigarası üretilmişti.
Çamlıca mentollü olarak diğer sigaralardan ayrılırken Hisar sigarası da aromalı tütünüyle piyasa sigaralarından farklı bir koku ve tat sahibiydi. Tütünü şarapta yattığı konuşulan Hisar sigarası kırmızı renkli paketi üzerinde yer alan hisar resmi ile de resimli, aromatik tütünlü paketti, ayrı bir tiryaki kitlesi vardı.
Bandrolünde 325 kuruş fiyat taşıyan Hisar sigarası, “1980 lere dek kullanılıp piyasadan çekildi.
BOĞAZİÇİ, ÇAMLICA, HİSAR gibi sigara markaları BOĞAZ'ı anımsatan markalardı.


Sigara paketi ambalajları

Türk sigaralarının ambalajları farklı formlarda olup en çok kullanılan türü, üstten yırtılarak küçük bir pencere açılan kâğıt ambalajdı.
Yenice, Bahar, Gelincik, Sipahi, Yaka, Diplomat gibi sigaralarda kutu üst kapağının tamamının açılmasıyla olurdu. Yassı olan paketin ön yüzüne yapışık kağıt baş parmağın tırnağı veya tükenmez kalem ucu, ya da metal paranın yan yüzü yardımıyla boydan boya çizilerek açılırdı.
Mesela Bahar sigarası alnında Türk Malı, 20 sigara, Milli Savunma Vergisi Dahil 130 Kuruş yazardı.
Asker sigarası, 1950'ler, 1960'lar da henüz Tekel olmadan önce üzerinde TC İnhisarlar İdaresi yazılı olup, kağıt ambalajında 15 Kuruş fiyatlıydı.
Alışa gelmişin dışında Kulüp, Yeni Harman ise kibrit kutusu benzeri açılım bir formuna sahipti. Kutunun çekmece gözüde iki bölüm halinde onar adet yaldızlı kağıda sarılı üzeri Kulüp yazılı sigara bulunur, bir bölüm bitince diğer bölümün yaldızlı kağıdı açılırdı.
Sigara paketinin yüzeyinde KULÜP Sert Harman, 20 yassı sigara ve yan yüzeyinde 150 Kuruş yazısı diğer marka sigara paketlerinden daha büyük yazılmıştı.

Üstten yüzeysel açılan kapaklı sigaralardan Gelincik 7x7, Yenice, Bahar gibi sigaralar 8x7cm Sipahi 7,58x8.3 cm, Kulüp 8.03x9 cm, iken, Marmara10x8 cm ebatlı olup klasik Samsun, Maltepe gibi uzunlamasına olan sigaralar 5.5x8.5 cm ebatlı tasarlanmıştı.

İthal sigaralardan kısa kutu Marlbora olarak nitelendirilen ve en yaygın kullanılan ambalaj şekli Türk sigara paketlerinde 216 Samsun haricinde paketin eni ve yükseklik ebatları bire bir aynısı olmasa da üstten açılan (flip top) kutu formu 60'lı yılların başında uygulanmaya başlamıştı.
Tekel İdaresi piyasanın talep durumuna göre sigara kutularının ambalajlarında zaman zaman değişikliklere gider, yeni tasarımlı ambalajlarla aynı tütünleri yeniden piyasaya sürerlerdi.
Özellikle Yenice, Yeni Harman, Sipahi, Samsun, Maltepe, Bitlis, Bahar, Bafra, Maltepe gibi markaların iki, üç, dört, beş değişik ambalajla boy gösterdikleri görüldü. Tiryakiler yeni ambalajlı sigaraları "acaba tütünde de bir değişiklik var mı" diyerek merakla test ettilerse de tütün hep aynıydı.
Sigaralar arasında en çarpıcı değişiklik ise filtresiz Bahar sigarasında yaşanmıştı.
Bahar filtresizdi ama tam filtre boyunda dudağa gelecek kısım sanki filtreliymiş gibi sigara kağıdı klırmızı renkliydi. Bahar sigarasında yapılan bu değişiklikten Bahar sigarası tiryakileri pek hoşlanmadılar, "kadın sigarası gibi bu ne biçim iş, ruj izi gibi" diye söylenip bu tür sigara alırken paketin altına bakmayı itiyat haline getirmişlerdi.
Paketin arkasında Milli Müdafaa 70 Kuruş Vergisi Dahil amblemi altında büyük harkflerle Kırmızı Uçlu ince sigara ibaresi bulunurdu.

Türk tütünü sigaralar Virginia tipi tütünle yapılanlara göre daha kısa boylu olup çoğu filtresizdi.
Yanık kalma süreleri uzun olsun, filtre de takalım zihniyeti ile 58 mm lik sigaralar, Kink size 85 mm ve Luxury size 100 mm oldular.
Piyasanın hakimi yerli sigaralar arasında Samsun du da rakibi Maltepe'nin satışı Samsun sigarasından geri kalmazdı.
Maltepe'nin ön yüzünde filitreli ve üst kısımda Fiyatı 1000 Kuruş yazısı, yan yüzünde İstanbul Sigara Fabrikasında imal edilmiştir 20 sigara 85 ibaresi yer alırdı.
Tekel ilerleyen yıllarda Tekel İdaresi Tokat, Topkapı, Efes, Best, Ballıca gibi markaları piyasaya sürdü.
Bunların içinde 1998-2005 yılları arasında satışta olan Ballıca sigarası Bülent Ecevit tarafından içilen sigara olarak anılarda yer aldı.
Tekelin ürettiği fakat dolaşımda olmayan kuruluşlara özel sigaralar da vardı.
Mesela Subay, Silahlı Kuvvetler markalı ordu mensuplarına ait sigaraları raflarda göremezdiniz, satın alamazdınız.
Samsun import 2016 sigarası da sadece yurt dışına çıkanların gümrüklü sahada satın alabildiği bir sigaraydı, piyasası olmazdı.
TBMM sigarası da mecliste bulunan mebusların kullandığı bir sigaraydı sigara bayilerinde satılmazdı, herkes bulup içemezdi.

Bazı tiryakiler filtreli veya filtresiz sigaraya ağızlık takar öyle içerlerdi. Sigarayı bırakmak isteyenler veya dumandan daha az etkileneceğini düşünenler bu ağızlıklara yarım sigara takarlar, bir kısım tiryaki ise "ben içime çekmiyorum, dudak tiryakisiyim" diyerek ağızlıklı sigarayı ellerinde dekor gibi kullanırdı.
Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi limitet Şirketi tarafından piyasaya sürülen sigara ise Harman isimli filitreli sigaraydı. 20 sigara bulunan paketin iki uzun yan kenarında aynı ibare vardı.

Promosyon sigaraları
Etkinlik, fuar, açılış, yıldönümleri, şenlik, festival ve özel günlerde, haftalarda Tekel İdaresi tıpkı PTT idaresinin pul çıkarttığı gibi özel ambalajlar içinde sigara çıkartır, fuar ya da etkinlik süresince sigara ambalajında bu tip anma veya etkinliğe dikkat çekici sloganları taşıyan sigaralar satılır, bazen de etkinlik sahibi tarafından konuklara ücretsiz dağıtılırdı.




Genellikle bu tip sigaralarda Samsun, Maltepe, Bafra sigaralarının yapımında kullanılan tütün tipi olur, etiket farklı olsa da tütün tadı aynı kalırdı.
Promosyon türü veya fiyatlı olan sigara paketlerini içmeyecek olsalar bile hatıra olarak alıp saklayanlar da olurdu. Siyasi partilerin üzerinde liderlerinin fotoğrafı olan sigaraları ile paket üzerinde "Internatıonal Customs Day" (Uluslararası Gümrük Günü Gümrük Birliği Konseyi), 4 Aralık 1983 Dünya Madenciler Günü, Tekirdağ 15-16 Ekim 1983 Türkiye II. Şarap Yarışması, 29 Nisan, 6 Mayıs Uluslararası Selçuk Efes Festivali 1984 ibaresi bulunan sigara paketi, Akşehir Nasrettin Hoca Şenliği 5-10 Temmuz 1983 tarihli 70 TL etiketli bile olur, bu paketler bir süre sonra hazırlanan belirli miktar bitiminde kullanımdan kalkardı. Paket fiyatı 70 ila 100 TL arasında fiyatlıydı. Bu sigaralardan birisi de Anadolu Medeniyetleri başlığı ile 22 Mayıs-30 Ekim 1983 tarihinde çıkarılan 18. Avrupa Konseyi Sanat Sergisi başlığını taşıyordu.

Her yıl tekrarlanan ve Ege'nin açılışına adeta aktığı İzmir Fuarı'na gelenler mutlaka fuar özel sigarasından alır, tiryakiler fuar gezileri boyunca fuar sigarası içer, memleketlerine dönerken yakınlarına hediye olarak dönemin hatırasına İzmir Fuar sigarası alırdı.
İlginç ambalajlı promasyon ya da anma günü diyebileceğimiz sigaralardan biri olan Periskop sigarası, Denizcilik Günü 1886 Hatırası olarak çıkarılmış. Ambalaj tasarımcıları deniz mavisi üzerine "P"harfi içine denizaltı resmini koymayı da ihmal etmemişler.
Yine geleneksel Manisa Mesir Macunları Şenliklerinde Manisa Mesir etiketli sigara boy gösterirdi.
Foça Müzik Folklor ve Su Sporları sigarası, Uluslararası Sultanhisar 21. Nassa Kültür ve Sanat Festivali, Ordu Fındık Şenliği, Türk Dil Bayramı, Nüfus Teşkilatının Kuruluşunun 100.Yılı, etiketlerini taşıyan sigaralar çıkardı. Etkinlik ve anma günlerinde, yıldönümlerinde, başarıların arkasından ne sigaralar çıkmadı ki.
Kızılay sigarası, Devlet Demiryolları sigarası, 1960 27 Mayıs sigarası, Altay Spor Kulübü sigarası, Öğretmenler Günü, CHP Kurultay, Danıştayın kuruluş yıldönümü sigaralarına varıncaya kadar bir çok değişik ambalaja sahip sigaralar, koleksiyonerler yarattı. Günümüzde bile meraklılar bu sigaraları koleksiyonlarına katmak için eski eşya pazarlarını sürekli tarıyor, internetten arayış içinde bulunuyorlar.

İstanbul'un tanınmış kulüplerinden biri olan Serkl Doriyan’dan Kulüp’e, Reji Şirketi’nin Serkldoryan adıyla çıkardığı sigara, T.C. İnhisarlar İdaresi’nde Serkl Doriyan adını almış, Tekel Genel Müdürlüğü’nün kurulmasının ardından 1950’li yıllarda Büyük Kulüp, daha sonra da Kulüp adını almış ve üretimi 1978 yılına kadar sürmüş.
Her bir sigara üzerinmde ayyıldız ve kulübün adı sarı yaldızla yazılmış.

Bir de sigara tabakası modası vardı...
Tabakalar çoğu zaman metal veya gümüş olup, deri kaplı olan lüks tipleri de vardı. Defter gibi iki yana açılan zemberekli kapanan türdendi.
Paketi satın alanlar hemen tabakasını iki yana açar, sigaraların bel hizasına gelen ince lastik bandın arkasına 10 bir tarafa, 10 diğer tarafa sigaraları dizer, bu muhafaza içinden bir bir tüketilirdi.
Sigara tabakasından alınan sigaranın ne marka olduğu çoğu kişi tarafından bilinmezdi, ayrıca bükülme, kırılma, nemden etkilenme de olmazdı.
Sigara tabakaları, toplumda orta yaş üstü kişiler ve kahvelerde ağaların, köylülerin, çiftçilerin yaygın olarak kullandıkları gözlenirdi.
Başta Bitlis tütünü veya kaçak tütün ceketin yan cebinden, sigara kâğıdı ceketin iç cebinden çıkarılan not defterinin sayfaları arasından alınır, iki parmak arasına bir tutam tütün koyup kâğıt sarılır, dudakta ıslatıp yapıştırılır, ağızlığa takıp sigara içimine geçilirdi.
Ağızlıklar ise çok çeşitliydi, lüle taşından, ağaç işinden bile olurdu.
Kahvede, vapurda, trende, dükkânda işlemi birkaç kez tekrarlayanlar sardıkları sigaraları tabaka içine koyar, hazırda bekletirlerdi.
Kiloyla satın alınan açık tütünden yapılan sarma sigaralar filtresizdi, satılan paket sigaralardan daha ekonomikti, virjinya tütün gibi kül tablasına koyunca kendi kendine fitil gibi yanıp bitmezdi.
Sarma sigara tiryakilerinden bazıları tütün için de ayrı bir muhafaza taşırlardı.
Tabaka büyüklüğünde olup, biraz daha kalınca, cebe uygun bombeli üzeri işli, kapağında küçük uzun bir göz olan metal muhafaza kapağı açılınca bir tutam sigara tütünü muhafazanın sarma yerine yayılır, esnek avuç içi durumunda ki bu bölümde tütün daha kolay ve otomatik olarak sigara haline getirilebilirdi.

Her dönemde olduğu gibi sigaranın zararlarına karşı korunmak ve tahribatı en aza indirmek için içiciler çeşitli yollara başvurmuşlardı. Filtresiz sigaralardan kaçınmak başta geliyor, filtreli bile olsa sigara filtreye gelmeden söndürülüyor, filtreler sigara bittikten sonra bile kalan izleri inceleniyordu.
Özellikle kömür tozu filtreli Lark marka sigaranın, nikotini hepsinden daha çok süzdüğü inancı yaygınlaşmıştı.
Kadınlar ise korunma yöntemi olarak sigaraya ağızlık denen çubuklar takarlar, dumanın filtreden daha geç gelişi ile bir nebze olsun hafiflediğine, parmakların sararmasından kurtulduklarını sanırlardı. Ağızlığı erkek tiryakiler de kullandılar ama onların amaçları filtresiz sigaranın dudak kısmının ıslanmasını önlemekti. Ağızlıkların içine filtreler eklenmeye de başladı "Denikotin" bunlardan biriydi. "Tütündeki nikotini ve diğer muzır maddelerini süzer ibaresi ile satışa sunulmuştu.
Kutunun arka yüzünde "Filtrenin faaliyeti temin etmek maksadıyla tütünün cinsine göre, beher kartuş için 20-25 sigaradan fazla içmemeli" uyarısı da Türkçe ve Fransızca dillerinde yazılmıştı.


İçilen sigaraların markası kadar sigaraların yakıldığı çakmaklar da önemli yer tutardı.
Özellikle centilmenlik yapmak isteyen beyler, markalı çakmaklara büyük önem verirlerdi.
Sinema, tiyatro fuayesinde sigarasını yakmak üzere olan bir hanımın daha atik davranıp sigarasını yakmak, hem de iyi fiyatlı Dupont, Ronson, Zippo gibi bir marka çakmak ile yakmak büyük jestti, bir ölçüde tanışma vesilesi bile olabilirdi. Ceketin sol etek kısmını hafifçe kaldırıp çakmağı çakmak cebine koymak bir ölçüde etrafa karşı havaydı.
Bir de içilen sigaranın aynı markasını taşıyan promosyon çakmaklar vardı sanki o çakmakla sigara yanınca markayla bütünleşme sağlanmış gibi olurdu.

Çakmaklar arasında ise muhtar çakmağı denilen gazlı çakmaklar çok kullanılırdı. Suriye'den çoğu kaçak gelen İmco markalı olanların yanısıra Dupont marka kaliteli olanlarda yaygındı.
Misafir salonların orta masalarında ve sehpalarında, masa çakmakları olurdu, kallavi çakmaklar bir elle tutulur diğer elle çakmak yakılırdı, taşınmazdı, yerleşikti, çeşitleri boldu, evlerde misafire masa çakmağı kullanılması kaçınılmazdı.
1970'li yıllarda çakmaklara gaz dolduranlar, çakmak taşı değiştirenler başlı başına bir sektördü.
İstanbul'da Sirkeci Büyük Postahane çevresi çakmak gazı dolduran, gaz satan, çakmak taşı değiştiren, çakmak tamiri yapan tezgahlarla doluydu, çakmak taşı her evin ihtiyacıydı.

Ev ve iş yerlerinde kullanılan genellikle kristal cam kül tablaları ise oldukça ağır ve kallaviydi.
Kültablası çeşitleri çok fazlaydı, cam olanlardan deniz kabuğuna dek olanlar arasında kristal olanları her sehpanın üstünde dantelli el örgüsü örtüler üzerinde süs eşyası muamelesi görürlerdi.



Sigara reklamları serbestti, mesela İstanbul'da Karaköy, Eminönü gibi işlek yerlerde dev tabelaları görülürdü. Bakkalların kapılarında, duvarlarda, gazete, mecmualarda da reklamlara rastlanabilirdi.
Fındıklı'da Namık Kemal İlk okulu karşısında Marlbora, Kent, Salem sigara reklamları taşıyan bir bakkal, ne var ki o dönemlerde hem sigara içme yaşı bu dereceye inmemiş, hem de sigara içme oranı bu derece yüksek değildi. Radyolarda sık sık sigarayı içmeyi hatırlatan kamu spotu da yapılmazdı. Türk tütünü makbul, aranılan özellikte olup dünyaca ünlüydü.
9.Ağustos.1969 çekilişinde olduğu gibi Milli Piyango biletlerinde bile tütün temasının işlendiğini görebilirdiniz.
Haftalık Hayat aile dergisinin arka kapağında tam sayfa Samsun sigara reklamı olabilirdi.

Marlbora en çok reklamı yapılan, en çok satılan sigara markasıydı, özellikle kısa kutu Marlbora en aranılan tipti. Bu satışların bu denli popular olmasında sigara reklâmları da önemli rol oynardı.
Mesela İstanbul Boğaz yolu Ortaköy semtinde tam da otobüs durağı arkasında duvarda dev bir Marlbora reklâmı dururdu.
Renkli reklâmı görmemeden geçmek neredeyse imkânsızdı, otobüs ve Ortaköy Aksaray troleybüsleri durakta durduğu süre boyunca reklâma bakılırdı. Marlbora reklâmlarında kovboy şapkalı, elinde kement, üzerinde cin mont giymiş olan davar, buffalo veya at sürülerini güden birileri olurdu.

Marlbora'nın promasyonları arasında kül tablasından yağmurluğa, kalemden, kibrite, gazoz açacağına, su geçirmez muhafaza çantasına, şapkadan plaj havlusuna, sırt ve bel çantasından, çakmağa, anorak, mont, şemsiye, gözlük, şapka, saat hatta seyahat edenler için dikiş setine varıncaya kadar aynı markayı taşıyan çok sayıda eşantiyonları da yaygındı.



Maziye karışan dumanların sonuna gelirken 1980 lerde çekmiş olduğum fotoğraflarla tarihi Cibali Sigara Fabrikasını ziyaret ediyoruz.
1992 yılında kuruluş çalışmaları başlayan, günümüzün Kadir Has Üniversitesine ev sahipliği yapan ama geçmişte sigaraların, puroların imal edildiği Haliç kıyısında ki Tarihi Cibali Sigara Fabrikasında işçi kadınlar neşe içinde Maltepe sigaralarını hazırlıyor, diğer bölümde puro yapanlar ise Unkapanı Köprüsü Haliç manzaralı işyerlerinde ise puroları, Uçlu Marmara'yı paketliyorlar.


Açık ambalajlar ve paketler için not:
Sigara paketleri röportajını yapmaya karar verdiğim 2000 öncesi yıllarda sigara paketlerini topluca çekmek için Cibali Sigara Fabrikasına gitmiş, isteğimi yetkililere belirtmiştim.
Sigara paketleri yerine bir albüm göstermişler, tütün beklerse kurtlanır, bu nedenle arşivimizde sadece ambalajları saklıyoruz demişlerdi.

Sigaralar konusundan ayrılmadan önce bir not daha eklemek isterim yerli ve yabancı sigaralarım kutularına bakınca Camel ve Astor gibi markalar haricinde paketlerde resim fotoğraf görünmüyor.
Tekel sigaralarına bakarsak fotoğraf sadece Asker sigarasında var. Diğer çalışmalar arasında Samsun'da tütün yaprağı, Maltepe sigarasında Hitit Kursu, Hisar sigarasında Anadolu Hisarı Burcu, Sipahi'de atlı sipahiler, Gelincikte Gelincik çiçeği, Marmara ve Boğaziçi'de yelkenli tekneler ve Çamlıca sigarasında çam ağacı cizgileri yer alıyor, diğer tüm sigaralar yazı ve desenli.
Vücut sağlığını olumsuz etkileyen sigaralardan sonra 1950'ler den 2000'lere uzanan zaman diliminde en çok tüketilen şekerli alkolsüz ve alkollü içeceklere geçiyoruz.



Meşrubatlar
Türkiye'nin ilk meşrubatı sade gazozdu. Gazozlar en çok yazlık açık hava sinemalarında tüketilirdi.
Satıçının antrakla beraber" Çivi gibi gazoz, Buz gibi gazoz, 32 dişe keman çaldırıyor" nidaları gecenin eğlencesine karışırdı.
Gazozları 50'li yılların sonlarına yaklaşırken İstanbul Levent'te cadde üzerinde bulunan ve aykırı mimariye sahip binasında imal edilen ''Grapette'', ''Sunburst'' , ''Mister Kola'' izledi.


Meyve suyu, köşe başı dükkânlarında açık satılan içeceklerdi, şıracılar, sakalar bardakla su satanlar seyyardı.
Evlerde reçel kaynatılır, tencerenin dibi tuttuysa bu reçine kıvamını çocuklar suyla iyice karıştırılarak bir tür kola yaparlardı. Sonraları sakız aromalı Fertek, Cincibir, Can, Olimpos Çamlıca, Uludağ markalı gazozları takip eden meşrubatları kapalı şişe meyve suları izledi.

Bosstay, Meysu, Fruko, Elvan, Sinalco Cola, Kâtibim Kola, Kola Kola bunlar arasındaydı.
Elvan portakallı gazozu için portakal tozundan yapılıyor denmişti, firma yetkilileri ise ısrarla portakal usaresi olduğunu vurgulamışlardı, şişe dibinde biriken tortu da bunun göstergesi olarak yorumlanırdı.
Reklamı da kulağa yapışır, hemen söylenir türdendi. " Elvan içelim bir oh diyelim", sözcüklerini içeren nakaratı Elvan içerken tekrarlanırdı.
Üzerinde Elvan yazılı tipik bir bardak tasarımıyla promosyon olarak ilgi çekmişti.
Elvan'ın rakibi Fanta olarak isim yapmış, şişesi daha kısa boylu, körüklü gibi çizgilerden oluşur, ıslak bile olsa kolay tutuş sağlardı, sonraları aynı türe Yedigün'de, Sweppes de katıldı.



Fabrikası İstanbul Büyükdere'de olan bir de el bombası gibi karnı geniş kahverengi renkli şişede sunulan, Bosstay meyve suyu ve nektarı idi. Şeftali, kaysı en popular, en yoğun kıvamlı olanlarıydı.
Meysu ile birlikte piyasanın hâkimiydiler, Meysu vişne hem tek içilir, hem Binboğa votkayla karıştırılırdı. Meyve suları Tamek, Dimes, Sunpride gibi markalar ve değişik şişe tasarımları ile çoğalarak piyasada yer bulmaya çalıştılarsa da bir çoğu raflardan kayboldu.
Elvan, Fruko gibi gazlı içeceklerden daha pahalı ve kaliteli içeceklerdendi.
Bir de evlerde, kahvelerde, ofislerde portakallı tozdan bardak içinde bir iki kaşık konularak yapılıp sıcak veya soğuk içilen Oralet, Lezzo çok tüketilenlerdendi.
Kolaların öncülerinden biri de Kâtibim Kola’ydı, Kola Kola, Sinalco Cola, RC Kola, Bixi Cola'ya dek isimlerle çeşitlendi. Ankara, Uludağ, Çamlıca ve 1960'lı yıllardan bu yana faaliyetini sürdüren Niğde gazozu günümüze dek gelen eski markalardandı.
Alkollü İçecekler
Rakipsiz Tekel Birası
Bomonti ahşap fıçısı içinde ki biranın veya Tekel şişe biranın lezzeti ayrıydı.
Pikniğe gidenler depozitesini de ödeyip ahşap musluğunla beraber elli veya yirmibeş şişelik tahta fıçı bira alabilirdi. Uzun koyu renk şişeli, depoziteli Tekel Birası her bakkalda bulunurdu.
İlk çıkan şişeler yazısızdı, yazmasına da gerek yoktu tek marka tek şişeydi. Başka da bira piyasada yoktu.




Şaraplar, Votkalar, Cinler, Vermutlar, Rakılar, Kanyaklar

Votka, Binboğa Votka, Tekel Vermut, Aral Vermut, Cinzano, Cep Konyağı, Cin, Ankara Viskisi, başta nane, muz, mandalina olmak üzere likör çeşitleri, Güzel Marmara, Dimitrakopulo, Dikmen, Buzbağ, Kulüp, Hoşbağ, Narbağ, Trakya, Çankaya, Dona, Kavaklıdere, Doluca, Yakut, Lal Kımız şarapları en tanınmış markalardı.
Tekel tarafından hazırlanan ve sadece üç çeşiti olan rakılar arasında Yeni Rakı, en fazla tüketilen markaydı.
Tekel Tekirdağ Rakı fabrikası sadece Yeni Rakı imal ederdi, yani Altınbaş, Kulüp rakısı için ayırmaz, damıtılan üzümün tamamını sadece Yeni Rakı için kullanılırdı.

Bunu bilen Yeni Rakı severler şişe dibinde Tekirdağ Rakı Fabrikası simgesi sandıkları hep üç numara kabartmasını ararlardı, oysa üç rakkamı Paşabahçe şişe cam fabrikası şişe kalıp numarasıydı!

Tekel, zaman içinde şişe tasarımı, etiket, kapak düzeneğinde ambalaj şeklinde çeşitli değişiklikler yaptı. Özellikle içkinin akışkanlığını kontrollü hale getiren süpoblu kapak türü, eski teneke kapaklara göre tiryakilerin kullanımını pratik hale getirmişti. Herşeye rağmen yılların yarattığı göz aşinalığı ile eski etiket ve şişe tasarımına alışanlar, modern çizgiler içeren yeni kalıplara alışmakta zorlandılar. Kulüp Rakısı, Altınbaş, Yeni Rakı piyasanın diğer çeşit ve markalarıydı, başka da rakı çeşidi, markası yoktu.
Marka ne olursa olsun birada Tekel rakipsizdi her daim Tekel Birası ilk tercihti.
Tekel'in votkası öyle ahım şahım bir içki değildi, acıydı, tek başına içilmezdi, sonraları Binboğa adı ile daha kaliteli olan Binboğa votka piyasaya sürülmüştü, yine de bir ithal votka Smirnoff ayarında olmasa da az alkollü meyve kokteylerinde, martini yapımında içilirdi.
Vişne suyu + Binboğa votka, tıpkı cin + tonik gibi ayrılmaz ikili, bar ve diskolarda moda içecek olmuştu.


Üretim merkezi Ankara Kavaklıdere'de olan Kavaklıdere Şarapları, Villa Doluca, Kırmızı, Beyaz şarap türleri, Derindere ve Narince üzümlerinden yapılan beyaz Kulüp Şarabı, Bortaçina, Kulüp Dolçe Vita çeşitleri piyasanın en yaygın en tutulan sofra şarap markalarıydı.
Diren adıyla Narince üzümlerinden yapılan suni köpüren şaraplar ünlenmişti.
Gece jukübü, pavyonlarda sahnede sanatçıya şampanya patlatmak moda olduğu yıllarda, bu tip köpüren şarapları birbiri ardına sanatçıya göndermek büyük jestti.
Bir görevli şişeyi açıp patlatır, arkasından gelen diğer görevli de yere dökülen köpüklere pas pas atardı.
Yeni Yılın iyi dilek konuşmasını tam saatler 24.00 gösterdiği dakikalarda TV'de Sanat Güneşi Zeki Müren yapardı. Akabinde tüm ailelerce neşe içinde Yeni Yıla ayakta dans ederek neşe içinde kahkahalarla, şampanya ile girilirdi.
Aynı esnada davet sahibi veya aile reisi yılbaşı için alınan içeceklerin haricinde bir de ithal şampanya itibarı gösterilen, Kavaklıdere Pembe Köpük veya İnci Damlası etiketli suni köpüren şarabı açmasıyla tellerinden kurtulan tıpa patlar, şampanya köpürerek bardaklara dolarken TV ekranında Nesrin Topkapı, Özel Türkbaş, Tülay Karaca gibi ünlü dansözlerin oryantal dansı başlardı. Pembe Köpük suni şarabı, lüks restoran ve büyük otellerde meyve ile yemek üstüne sipariş verilen havalı bir içecekti, zenginlik ve kültür göstergesiydi.


Kaliteli şarapların ışıktan müteessir olmaması için şişe renkleri kahverengi veya koyu yeşil olurdu.
Şarap şişelerinin tıpaları da çoğunlukla Brezilya'dan ithal malı mantardı. Mantarlar parçalanmadan, ufalanıp kırıntıları şaraba karışmasın diye özen gösterilerek tirbüşonla açılırdı, henüz genç sofra şaraplarına uygulanan plastik tıpalar bilinmez, kullanılmazdı.
Sonraları ithal edilen mantarların artan fiyatları karşısında ekonomik fiyatlı genç sofra şaraplarında plastik tapa mantarın yerini aldı. İmalinde Marmara Bölgesi üzümleri kullanılan etiketinde Ankara Kalesi amblemi olan Kordon şarabı da bunlardan biriydi.
Şarabı sadece yetişkinler içmezdi, yemek yemeyen, zayıf çocuklara doktorlar vitamin ve ilaçların yanı sıra bir kadeh kırmızı şarabı da yemeklerden önce iştah şurubu niyetine, kan yapması için içmesini tavsiye ederler, reçetelerine bile yazarlardı.
Özel sektöre ait birçok şarap markası vardı.
Bazı markalar genellikle imal edildiği şarap bölgesinde daha çok tanınırlardı. Bunlardan birisi de Marmara Bölgesi 1969 rekoltesi Gamay üzümünden Şarap Şempanze Şarapçılık İşletmesi tarafından üretilmiş olan, 70 cl'lik koyu renk şişeli 11-12 derecelik, 350 TL fiyatıyla piyasaya sunulan, Sek Yıllar Şarabıydı. Genç Sofra Şaraplarından biri de Kalyon markalı olan şaraptı. Plastik kapaklı, cl 70, Derece 11-12, Sek türde şarabın altında iç bükey yumru yoktu. Şarap bünyesinde bulunan asılı bağların, dinlenme süresinde şişenin içindeki konik yumruya birikmesi için şişe tasarımına yapılan bu uygulama genç sofra şarapları beklemeye uygun olmadığı için gereksiz sayılırdı.
Marmara Bölgesi Üzümlerinden mamül şarap, 12.50 fiyatıyla Şempanze Şarapçılık tarafından piyasaya arz edilmişti, etiketinde ki kalyon resmi ilginçti. Şarapların da tanıtımve hediye amaçlı bir porsiyonluk küçük şişeleri yapılırdı.

Tekel'in Kalite Şarapları
Tekel'in sofra şaraplarından olan Güzel Marmara Tekirdağ, Mürefte sahil şeridi Cinsaut ve Karalahana üzüm çeşitlerinden mamul bir şaraptı. Güzelbağ, Sergi Karası Horoz Karası, Ekşi Karası üzümlerinin işlenmesinden elde edilen Sek bir şaraptı. İzmir markalı şarap yörenin Alicante Bouschet, Carignan ve Cabernet Sauvignon Avrupa çeşitleriyle Karagemre yerli üzüm çeşidinden elde edilen koyu kırmızı sek bir şaraptı.
Kırmızı Sek Buzbağ, Elazığ Öküzgözü, Boğazkere üzümlerinden fermante edilen koyu kırmızı renge sahip sek bir şaraptı.
Kırmızı Sek Trakya, Papazkarası üzümü ile Marmara Adası, Avşa Adası üzüm çeşidi Adakarası üzümünün karışımıyla elde edilen Sek bir şaraptı.
Ürgüp yöresinde yetişen Emir üzümünden elde edilen sek şarap Ürgüp, Gaziantep, Kilis yöresinde yetişen Horoz Karası Üzümü Kırmızı Sek Güneybağ, Çubuk şarabı ise Ankara'nın Çubuk Karası ile Niğde, Nevşehir, Kayseri yöresi Dimrit üzümünden yakut renginde Sek bir mamuldu.

Güzel Marmara en ekonomik fiyatlı şarapçıların şarabı olurken, Dimitrakopulo da Bozcaada üzümleriyle Ahmet Latif Aral oğulları Bağcılık ve Şarapçılık kollektif şirketi tarafından imal edilen ürünü sevilen genç bir sofra şarabıydı.
İnhisarlar idaresince çıkarılan bir başka şarap ise Kalebağ likör Şarabıydı.
Genellikle şarapların alkol yüzdesi 8 ila 11-13 arasında değişirken likör şarabı içine çeşitli aromalar katılarak tatlandırılırken alkol yüzdesi de 16'ya ulaşmış, haliyle daha çok çarpan sert bir likör şarap olmuştu yemek sonrası tercih edilen likör şarabı likör niyetine tüketilirdi.

Avşa Bortaçino Şarapları
Şarap konusundan ayrılmadan önce Türkiye'nin Bozcaada gibi şarap adası olan Avşa ve Avşa Şaraplarından söz etmeden geçmek olmaz.
Bortaçino şarapları adaya gelenlerin mutlaka sofralarında veya kumsalda gitar çalıp, dans ederek eğlendikleri, denizi seyredenlerin yanında bulundurdukları, adadan ayrılırken yanlarına hediyelik olarak alıp götürdüğü bir şarap markasıydı.
Özellikle kırmızı Bortaçino şarabı balon şişesi etrafında hasır kaplı ambalajı eşsiz güzellikte bir ada hatırasıydı.

Avşa, Bozcaada gibi şarapların nefasetiyle ün yapmış bir ada olup çok sayıda turist ağarlayınca doğal olarak hediyeliklerin başında da Avşa Şarapları gelirdi. Birbirinden şık ambalajlar, sepetler içinde şarap çeşitlerinden arajmanlar yapılır adadan ayrılanlar sevdiklerine bu şarapları gittikleri yerden hediye olarak alır götürürlerdi.
Bu şarap şişe ve sepetlerine sahip olanlar da, bir daha ele geçmez olarak gördükleri şarapları uzun süre içmez, hatta camlı büfelerde seyirlik olarak saklarlardı.
Kaveleros, Sek Vadi, Avşa Şarabı yazılı etiketli Sezer şarapçılığın en prestijli olanlarından sadece bir kaçıydı. Bir başka çeşit Kardeşler Şarap İşletmesi'nin ürettiği 11-12 derece olan Mavi Koy Avşa Şarabıydı.

Kanyak
Cep konyağı yassı şişe tasarımı ile ceketin, pardüsönün iç cebine rahatlıkla sığabilirdi.
Karlı soğuk havalarda ve maça gidenlerin ceplerinde taşıdıkları bir konyaktı.
Çikolata konyak alışkanlığı vardı.
Sonraları Tekel beş yıldızlı konyak çıkardı epeyce de reklamı yapılmasına rağmen pek tutulmayınca bu defa aynı mamul piyasaya Ankara Viskisi etiketiyle sürülüp boy gösterdi. Bir başka marka olan Truva konyağı ise cep konyağı kadar ilgi görmedi. Piyasaya sürülen bir başka marka ise likör sınıfı "Beğendik" aparetif içeceğiydi.

Likörler ve Şişeleri
Bayram ziyaretlerinde likör ve çikolata ikramı çok yaygındı.
Türk likörleri kaliteliydi, Mecidiyeköy’de şimdi yerinde yeller esen Ali Sami Yen Stadı yanında ki likör fabrikası, özellikle kaliteli meyvelerin yetiştiği bölgeye yakın olduğu için burada kurulmuştu. Dünya markalarıyla boy ölçüşecek kalitede aroması yüksek likörler burada tahta fıçılarda imal edilirdi.

Yerli meyvelerden yapılan likörler arasında Bodrum mandalinası kabuklarından yapılanı, yerli Anamur muzu, yoğun aromalı Arnavutköy çileği, nane, moka, limon, turunç, portakal, altın zerrecikleri bulunan Altın Likörü, Kayısı, Çilek, Vişne, Acıbadem, Ahududu, Bindallı, Gül likörü her daim beğenilen çeşitlerdi.
Likör en çok bayramlarda tüketilir, bayram ziyaretine gelenlere likör, kahve, yaldızlı kâğıda sarılı misafir çikolatası ikram edilirdi.
Yeni evlenen çiftlere mutlaka likör takımı evlenme hediyesi olarak götürülürdü. Sırf bu yüzden birbirinden habersiz aileler tarafından ev hediyesi olarak getirilmiş birkaç likör takımı olabilirdi.
Likör kadehi minicikti ama ağız tadıydı, likör içmek medeniyetti, kahve, çikolata, kolonya ikramında birinciydi.
Likörün şişesi de kendine has bir tasarıma sahipti, birbirine benzeyen şarap şişeleri gibi değil, metrelerce uzaktan kendini belli eden el bombası gibi tasarımıyla haznesi geniş ağza doğru incelerek uzayan estetik yapıdaydı Tekel likörleri arasında Nane, Muz en fazla beğenilip tüketilen çeşitlerin başında yer alırdı. Boğaz'ın balık Restoranlarında yemek üstüne kahve, nane likörü birlikte gelirdi. Altın likörü üzerinde "Bu nefis ve hazım likör, muhtelif nebatattan takdir edilmiştir", yazardı.

Gerek Şaraplar, gerekse likörler, konyakların reklamlarına haftalık, aylık dergilerde sık sık rastlardınız.
Yanda fotoğrafı görünen reklam sayfası 11 Aralık 1959 haftalık Hayat Mecmuasının 50. sayısı sayfasından Kalebağ Likör Şarabına ait. Kaleciğin eşsiz üzümlerinden mamul. Tatlı renk. Nefis koku. Emsalsiz lezzet Trakya, Buzbağ, Narbağ gibi bunu da seveceksiniz Tecrübe Ediniz T.C.İnhisarlar İdaresi yazısını taşıyor.

İçki sektöründe çalışanlar içkinin yolcu beraberinde taşınabilmesi için çeşitli alternatifler geliştirmişlerdi, çanta biçimli çanta barlar bile vardı, yine de en portatif taşıma şekli ceket cebinde şişkinlik yapmayan, içe bombeli, sızdırmayan, kapağı sıkı kapatılabilen, bazıları deri kaplı bazılarının üzerine İstanbul yazısı işlenmiş metal muhafazalardı. Bunlarla yolculuklarda, eğlence mekanlarına veya dışarıya fazla para ödemeden, az miktarda yedekli maça gidip seyir sırasında cepten cıkarılıp ayak üstü arkadaşına bir iki fırt verenleri de görebilirdiniz.

Cinzano bir tür tatlı vermut türü olup buz limon ilavesiyle hazır olan aperatif bir içecekti.
İstanbul Galata Köprüsünden kalkan ada vapurlarında Adalara gidene kadar sefer süresince çay ocağının bulunduğu ikinci katta hasır koltuklara oturanlar içki içebilirdi.
Yola çıkınca üst katın yolcu kapısı boydan boya açılır, önüne zinciri takılır, salona dolan püfür püfür deniz havası eşliğinde denize bakarak buzlu, limonlu bardaklarla barda ve önünde ki sahanlıkta oturmak pek keyifli olurdu.
Toplum birbirine karşı saygılı ve toleranslıydı.
Kentin en işlek yerlerinde dolaşan İETT troleybüslerinde bile kırmızı mavi renkli Cinzano reklamına rastlayabilirdiniz, haftalık dergilerde de reklamı olurdu, reklamı var diye satış patlaması filan olmazdı.
Ada ve boğaz vapurlarının uskur üstü kıç bölümünde ise ince belli çay bardağı, biraz beyaz peynir, gazete kağıdı üzerinde akşamcıların çilingir sofraları kurulurdu, inilecek iskeleye kadar demlenenler, hiç kimseyi rahatsız etmeden usulca çakır keyif vapurdan inerlerdi.

1960-61-62 yıllarında Ankara'da yaygın olarak piyasada bir başka aperatif türü vermut olan Dubonet de Cinzano gibi yayılmaya başladıysa da piyasa ömrü uzun olamadı.
Dubonnet hazır terkip alkollü aperatif bir içecekti, hazır karışımın içine ayrıca bir ilave yapmak gerekmezdi, şişeden çıktığı gibi bardağa iki buz, arzuya göre limon kabuğu ile Cinzano bitter veya bienko gibi barlarda, vapurlar ve gemilerde tüketilirdi.
Sadece Cinzano beyaz, Dubonnet bordo renkliydi. Dubonnet'in şişe etiketinde bir şişe arkasında oturan kendi resmi kullanılırdı.
Şişe vidalı metal kapaklıydı.
Vermut dan demişken çok özel bir havası olan Aral Vermut'tan bahsetmeden, yemek öncesi sek içilen, bu iştah açıcı, tatlı aperatife bir parantez açmadan geçmek olmaz.

Aral Vermut

Tüm içkiler ve ambalajları arasında en şık şişeye ve kutusuna sahip olanı Aral Vermut'tu. Kare tabanlı şişenin avucu dolduran ağır, tıpa biçimli cam kapağı altında yine kalın camdan tasarlanmış gövdesi ile kristal görünümlüydü. Vermut şişesini kutusundan çıkardığınız zaman fiyonglu kırmızı kordela sarılı hali, ağırbaşlı beş yıldızlı konyak gibi pahalı bir havası vardı. Aral Vermut'u içip bitirseniz bile şişesini, kutusunu atmaya kıyamazdınız. Hiç bir içki böylesine görünüşe ve kutu ambalajına sahip değildi.
Şişenin arka yüzünde yapışık etikette şöle yazardı. "Hususi kalite şarapları ve ekstra tip vermut nebatlarından, bizzat şarap amili tarafından en modern cihazlarla imal edilmiştir. Yemeklerden evvel iştaha açıcı yemeklerden sonra hazmettirici ve teskin edici hassaya sahip olup her mevsim, günün her saatinde çok soğuk veya buzla içilebilir. (Soda ve parça limonla da aperitif olarak alınabilir)". İbaresi, Türkçe ve İngilizce şişe etiketinde belirtilmişti. Kapağın içinde de vermut vardı, Fiyatı 35 TL derecesi 16-18 idi.

Bu kadar içecek çeşidi arasında yaşlıların bilhassa da hazımsızlık çekenlerin, bir başka deyişle ve günümüz ifadesiyle reflüsü olanların bir içeceği vardı. Bu içecek toz olarak bir torba içinde kutulanmış karbonat gibi köpüren bir tür soda yerine geçiyordu. 100 gramlık bu paket üzerinde Türkçe ve Fransızca Bikarbonate ve içilebilir besin, imalat yeri İsparta yazıyordu.
Yağlı, kuvvetli, gaz yapıcı bir yemek sonrası, bardağa bir tatlı kaşığı bu toz sodadan koyan olgun yaştakiler bardağın üzerine su ilave ederler, iyice karıştırıp köpürme kaçmadan içerler, kısa süre sonra mide gazını hemen ağız yoluyla çıkartarak rahatlamış mış olurlardı.

Sigaralar, içeçekler derken ülkemizde her şey hızına ayak uydurmaya yetişemeden değişti.


İstanbul'un çöpü Yenikapı sahiline dökülür, bu çöp dalgaların yardımıyla denize taşınıp, dağılır bu arada ağır metal parçalar dibe çöker, lodos sonrası bu metalleri leğenlerle toplamaya gelen hurdacılara ''lodosçular'' denirdi.
Localı sinemalara gidilirdi Beyoğlu, Atlas, Yeni Melek, Şan Sineması en popüler olanlarıydı.

Yağmurlu havalarda yürürken kolları hareket ettirdikçe fışır fışır ses çıkaran muşamba imparteksler giyilmeye başlamıştı.
İnanılmazdı, yağmur yağsa bile ıslanmaz, içine su geçirmezdi, müthiş bir yenilikti.
Kir tutmaz, çantadan çıkartılıp giyilebilir, az yer tutan kullanışlı bir giyecekti, çok sevilmişti. Naylon ile yeni tanışılmıştı.
Başı ağrıyanlar yutmakta zorluk çekilen ''Gripin'', "Opon" kaşelerinden içerlerdi.
Opon ve Gripin Bakkallarda bile leblebi gibi satılırdı.

Temizlik Malzemeleri
Bakkalarda ambalajsız ağızı açık çuvallarda satılan pirinç, mercimek, fasulye gibi Arap sabunu da açık satılırdı. Ahşap evlerin basamakları zemin tahta fırçalarıyla arap sabunlu sularla kuvvetlice fırçalanıp silinirdi.
Toz deterjan denince karton kutulu Fay ilk akla gelendi. Daha sonra Vim çıkmış toz deterjan piyasasına ortak olmuştu. Vim toz deterjanla çıkmayan kirler, paslar, oksite olan yüzeyler, banyo küvetleri içi temizlenirken yüzey çizilirdi ama yine de ovularak vimlenirdi.
Gömme banyoların, evyelerin içi bu tip malzemelerle ovulması sonucu beyaz emaye kaplamaları fena halde aşınmıştı, alttan siyah metal görünürdü!.
Hatta gündeliğe temizliğe gelenler arasında bazı evlerde ki tombakları bile vimleyenler olduğu konuşulurdu!
Fay ve Vim'in karton kutuları deterjan bittikten sonra kunduracılar ortadan keserler, içine çivi koyarlardı. Kundura tamircilerin tezgahlarında da görürdünüz, çocuklar ise kumbara yapardı.
Sabunlar
Sabunlarda ilk akla gelen ilklerin başında Puro vardı, Lüks, Komili, Hacı Şakir, Revard, Reksona Puro sabunlarından sonraydı, kendilerine has özel kokuları vardı.
Bilhassa Puro parfümlü gibiydi, Lüx kremliydi, elleri yumuşatır, asla tahriş etmezdi. Dergilerde ve radyo reklamlarında yerli veya yabancı, ünlü ve sevilen film yıldızları seçilir, "Film yıldızlarının güzellik sabunu" sloganıyla anonslar verilirdi.
Puro pembe, Reksona açık yeşil, Revard beyaz renklerde olurdu.
Kalıcı özel gül parfümlü Puro sabunu kalıbı tam daire olup sonraları Puro da dikdörtgen köşeli hale bürünmüştü.

Lux, Revard, Reksona da yuvarlak hatlı bombeliydi.
Lüx sabunu paket ambalajı ve magazin dergi reklamlarında ünlü aktrislerin fotoğraflarını kullanırdı, bunlar arasında Fatma Girik, Emel Sayın, Sophia Loren, Jane Fonda, Claudia Cardinale, Ursula Andress, Brigitte Bardot, Jacklin Bisset, Audrey Hepburn, Pier Angeli, Elizabeth Taylor, Ava Gardner, Kim Novak reklam sloganlarında "Ben lüx kullanıyorum" derdi.
Lüks sabunu dört uçuk renkliydi toz pembe, gök mavi, filizi yeşil, kar beyazı renklerde olurdu, sloganı "Yıldızların Güzellik Sabunu", "Yıldızların onda dokuzunun sabunu" bir başka slogandı daha ötesi yoktu.
70‘lerde Tropikal iklim bitkisi özünden elde edilen bir tür yağ olan "kadil" sadece reksona da vardı.
Cildi yumuşatıp güzelleştiriyor cazip hale getirdiği ilan ediliyordu.
Amazon Ormanlarını anımsatan koyu yeşil renkli Ambalajında bir de yağ damlası içinde banyo yapan bir kadın silueti görünürdü. Sabun markaları birbirini takip etti Amber, Ebru, Dalan...

Temizlikte Arap sabunu, kokusuyla temizliğin her yerin tek hâkimiydi, merdivenler Arap sabunlu suyla silindi mi koku kalıcıydı.
Çamaşırlara toz deterjan olmadığı yıllarda içine sabun rendelenir, kazanlarda kaynatılırdı.
Tursil, Omo, Persil, Mavi Boncuklu Alo, Aklan Parlan, üçgen kutulu Star kutu kutu piyasaya çıkınca çamaşır yıkamada toz deterjanlar sabunun yerini aldı.


Köşe bucak temizliğinde, Fay, Vim markaları dışında, krem deterjanlarda Mintax, Çiti, Hipo yerine Ozon markası kullanılırdı.
Radyo reklamlarında "Mintax’la Canım Mintaxla" slogan haline gelmiş, çıkmayan lekeler dile getirildiğinde hep bu slogan söylenir olmuştu.
Sonraları reklamlarını Kabataş Üsküdar arası araba vapurlarındave TV reklam kuşaklarında sıkça gördüğümüz Aklan, Paklan markaları da pazara dahil oldu.
Temizlik hastası pir pir hanımların elinden el süpürgesi düşmezdi. Banyo küvetleri, mutfak kapları, taşlar, yerler, yer muşambaları, deterjanlarla silindikçe silinir, banyo küvetler, lavabo emayeleri altından demir çıkana dek kazınırcasına vimlenirdi. Zor durumlarda alaturka tuvaletlerin temizliğinde kezzap (tuz ruhu) son çareydi!

Diş macunları
50’li li yıllardan 60’lı yıllara gelirken piyasada üç marka diş macunu vardı.
Kolynos, Radyolin, İpana floridli olduklarına vurgu yapılan diş macunlarıydı. Diş macunları içinden hediye diş fırçası çıkanlar, bardak promosyonu verenler, çiftli ekonomik paket sunanlar oldu. 1962 yılında Dantilin Diş macunu sonrası onları şeffaf yeşil renkli Grin, tüp sıkılınca kırmızı beyaz iki renk macun çıkan Signal, Colgate, Binaca markaları takip etti.
Karbonatla diş fırçalamak her daim vardı ve dişler sabah öğle akşam her yemekten sonra fırçayla soldan sağa fırçalanmalı denirdi de, hiç kimse de bu usul yanlış, yukarı aşağı fırçalayın demezdi.

Leke Çıkarıcı K2r
Genellikle takım elbiseler kuru temizmeye verilir, gömlekler kolacıda yıkanıp ütülenir, kolalanırdı da ufak tefek lekeler için K2r devreye girerdi.
Yemek yerken tabaktan sıçrayan veya kaşıktan damlayan yağlı yemek suyu, kravata, cekete sıçramışsa eğer, K2r markalı leke çıkarıcı, diş macunu gibi tüpünden bir miktar leke üstüne sürülür, 5-10 dakika kuruması beklenirdi.
Krem halinde sürülen leke çıkarıcı emisyon kuruyunca bem beyaz olur, daha sonra lekeli yer açık havalı pencere önü, balkon gibi bir yerde elbise fırçasıyla kuvvetlice fırçalanınca leke çıkmış olur ve küçük bir leke için pantolonu, ceketi, kravatı veya lekeli kıyafeti kuru temizlemeye vermekten kurtulurdunuz. Evde ki kötü kokuları çekmek için ise "Ernet" denilen el kadar yuvarlak, jelatine sarılı, koku çekici bir duvara asılırdı. Kara sinek çoktu, sinekle ilaçlamayla uğraşan yoktu.
Bayer tarafından piyasaya sürülen "Tugon" adlı ilaç suda eritilir, bir tas içinde yere bırakılırdı, bu tasa konan sinekler kısa sürede ayaklarına, ağızlarına bulaşan ilacın etkisiyle oracıkta ters dönerdi.
En kuvvetli yapıştırıcı 404 markasıyla piyasaya çıktığında büyük ses getirmişti. Camı bile yapıştırıyor, çok kuvetli tanımları dilden dile dolaşırdı, kutudan toz ve sıvı halde bulunan iki oluşum büyük dikkatle karıştırılır bulamaç halinde kırılan parçalar yapıştırılırdı, plastik, çelik, seffa ifadeleri kutuda yer alırdı. İlerleyen zaman içinde iki tüpte sunumlar başladı pratikti, işe yarardı.

Süpürgeler
Evlerde en çok kullanılanların başında süpürgeler gelirdi. Temizlikte işin mimarı el süpürgesiydi, makbulü Edirne'den gelenlerdi. Yeri kapı arkası olup, kıyı köşe iki büklüm bununla süpürülür, faraşa toplanırdı.
Yeni el süpürgesi bir gece önceden galvanizli saçdan yapılma su dolu leğende bir gece bekletilir, süpürge otunun biraz da olsa yumuşaması sağlanır, sonra da kıyı köşe, muşamba, kilim halılar bu süpürgelerle tozu havaya katarak süpürülür, halılar dövülür, duvar köşelerinde ki örümcekler bu süpürgelerle alınırdı.
Halı süpürenler sirkeli suyla ıslatıp süpürdükleri halıları pırıl pırıl parlardı.
60'lı yıllardan sonra Gır Gır denilen küçük tekerlekli spiral fırçalı ileri geri halıya sürünce yerdekileri hazneye toplayan uzun saplı süpürgeler baş rolü kaptı.
Gır Gır el süpürgesinden sonra süper bir icattı öyle yabana atılır gibi değildi. Helazon fırça ile yerden toplanan kırıntı, iplik, toz zeerrecikleri yumak halinde haznede birikir, kulak gibi dışarı açılarak içi temizlenirdi. Etrafı sağa, sola çarparsa zarar vermesin diye tampon gibi lastik kuşak çevrilmişti.
Ailelerin yemek sonrası halıya dökülen kırıntıları toplamak için mutlaka sofra toplandıktan sonra gır gırlama adeti vardı.
Ta ki elektikli süpürgeler devreye girip yaygınlaşınca, Gır Gır'ın saltanatını kökten bitirdi.
Süper Lüx Gır Gır ve Huzur tanınmış markalar olup toptan hepsine gır gır denirdi.
Reklamı da "Gır Gır giren eve dır dır girmez", sloganı hoş bir seda olarak anılarda kaldı. Elektrikli süpürgelerin il markaları başında müzikal bir reklam anonsu olan Hoover gelirdi.
Toz torbasına yumak gibi toplanan tozları, tüyleri, havları boşaltıp yeni toz torbalarıyla süpürmeye devam edilirdi, günü geldi halıların tüylerini yolduğu, kilim gibi kaldığı farkedildi.
Flit
Atomizer, sprey diye bir şey yoktu. Hanımların pompalı parfüm şişelerini saymasak sıvıyı püskürten tek şey flitti. Gömlekleri ütüleyen yakalarını kolalayan kolacılar bile, ütü yapmadan önce ağızlarına su alır, gömleğin üzerine dudaklarını büzerek püskürtürler, suyun zerrecikler halinde dağılmasını sağlarlardı.
Mahallelerde bulunan gömlekçi dükkânlarına bakan dikkatli gözler bu işlemin ütü tezgâhı üzerinde yapıldığını görürdü. Filitlere geçmeden önce tam da burada kolacılardan, ütücülerden bahsetmişken gömleklerin omuzlarını, kollarını, kol ağızlarını ütülemede büyük kolaylık sağlayan üzerine abanarak çalıştıkları masa üstü, ahşap kollu ütü masalarından da az da olsa söz ederek anmış olalım. Bu arada filitlere geçmeden önce sıcak ütüler kullanılmadığı zamanlarda ya dik konulur, ya da ütünün ütü bezini yakmaması için metal ütü altlığı üzerine bırakılırdı.
Özellikle haşarat için o günlerin neredeyse her evde görünen hamam böcekleri ve karyolalarda sıkça rastlanan tahtakurusu böcekleri için DDT gibi zehirli zirai ilaçlar alınır, bunlar suyla karıştırılıp dip köşeye sıkılır, bu işleme flit yapmak denirdi.

Ahşap evlerde olduğu gibi beton binaları da saran bu kan emici, çabuk üreyen, iki üç milim boyundaki tahtakurusu isimli böcekler, karyola boruları ve çelik şeritleri tutan yaylar arasında gündüzleri saklanır, gece uykuda ortaya çıkar, sırt, kol, boyun bölgesinde ısırdığı yeri kabartırdı.
Bir kaşınma veya yatakta dönme sırasında ezilir, çamaşırda ve çarşafta kan izi bırakırdı. Bu defa çamaşırlar çivit ilavesi ve sabun rendesi ile kaynatılırdı.
Böcekler karyolaya tırmanamasın diye karyola ayaklarına tas veya boş konserve kutuları su dolu biçimde konur, böceğin suyu aşıp karyolaya tırmanması engellenmeye çalışılırdı. Bu defa böcekler duvarlardan tavana yürür, yatağa tepeden atlar, yine sonuca ulaşırdı. Yıllarca tahtakurusu ile mücadele verildi, hatta demir borular içine, yaylara kaynar sular bile döküldü.

Hamam böceği ise mutfaklarda bulaşıklar arasında, lavabo altlarında veya hamamların nemli ortamlarında görülen bir böcekti, şimdiki kalorifer böceklerinden daha büyük, daha koyu renkte olurlar, hızlı hareket ederler, çoğalmaları da hızlı olurdu.
Yayılma nedenlerinin başında su taşıyan sakaların getirdiği damacanalardı. Damacanalar cam oldukları için kırılmayı önleme ve kolay taşıma amaçlı etrafında iki tarafında kulplu hasır örgü sepet bulunurdu. Hamam böcekleri bu hasır örgünün gözenekleri arasına gizlenir, yumurta bırakır, bu yolla evden eve damacanalarla yayılırlardı.
Fliti aynı zamanda boya yapmak için de kullanabilirdiniz. İlaçlı su koyduğunuz hazneye bu defa sulandırılmış boya koyar, tabancayla atar gibi yüzeyi pompalayarak boya yapardınız.
Boş reçel kavanozları boya haznesi olarak kullanmada büyük kolaylıktı, cam oluşu içinde kalan boya miktarının görmenize imkân verirdi.
Flitin iyi çalışması için boru içinde kol kuvvetiyle gidip gelen demir çubuğa monte edilmiş olan lastik conta yağlanırdı. Bisiklet pompası gibi havayı sıkıştırıp uçtaki delikten atardı.

Seyyar Satıcılar
Gazocağı lehimcisinin yolu gözlenir, seyyar lahmacuncu, çekirdekçi, simitçi, horoz şekerci, çekirdekçi, dondurmacı, bohçacı, çarşafçı, lağımcı, bacacı, hallaç, kalaycı, zerzevatçı, eskicinin, sütçünün bağırışları sokakları çınlatırdı.
Bir istisna olarak sadece yoğurtcular el çanı kullanırlardı. Çan sesini duyanlar pencereden bakmadan yoğurtçunun geçtiğini anlarlardı.
Litrelik ve yarım litrelik ölçü sütçülerin güğüm yanlarında asılı olur, müşteri siparişi bunlarla ölçülürdü, aynı litrelik ölçüleri bakkallar da gaz satışında kullanırlardı. Dut mevsiminde dut toplayanlar özel dört kollu ahşap ve ayaklı tezgalarında beyaz bez örtülülere serdikleri dutları satarlardı, mahalle mahalle sokak sokak dolaşıp sepette çiçek satanlar da olurdu. Yoğurtçunun yoğurt tarttığı kürek, hububat türü için şaşula kullanılırdı.

Elinde tefi, beline zincirle bağladığı ayısıyla dolaşıp ayı oynatarak para toplayan ayıcılar da geçerdi.

Balıkçılar dükkan tezgahlarında balıklarını kırmızı boyalı daire şeklinde ahşap tablalara dizerlerdi. Balıklar kaymasın diye altlarına gazete kâğıdı veya yaprak konurdu, ıslanan gazete kâğıdı üzerinde ki balıklar meyilli duran ahşap tablalarda teşhir edilirdi.
Şimdiki gibi alttan soğutmalı mermer veya metal balık teşhir tezgâhları yoktu, balıklar temizlenip strafor tabaklara dizilip üzerine selofan kâğıt sarılarak ambalaj yapılmazdı.
Her evde buzdolabı olmadığından, soğuk su elde etmek için buz, evin görevli kişisi kimse yemek saatine yakın bir zamanda mahalle buzcusuna gider 25 - 50 -75 kuruşluk buz alırdı. Buz kalıbından kesilen buz ya getirilen file ile veya buzcunun bağladığı sicimle bağlanıp eve getirilir, çekiçle kırılır, damacananın oyuğuna konurdu. 15-20 dakika sonra oluşan serin içme suyu içmeye hazır olurdu. Kırık buz içine testi ve meyvelerin gömüldüğü de vaki idi. AOÇ kapalı süt şişeleri de vardı fakat süt genellikle açık satılır sütçüden alınırdı. Her mahallenin sütcüsü vardı, sütçü abonelerine belirli saatlerde süt güğümleri ile gelir, litrelikle kaplara boşaltırdı. Hemen kaynatılan süt, soğurken bir parmak kaymak bağlardı.

Toprak Testiler, Termoslar, Sürahiler ve Mataralar
Sakaların kapı kapı damacanalarla dağıttıkları memba suları yine kapı girişlerinde bulunan küplere boşaltılır, buradan maşrapayla cam veya metal sürahiye, seyahatlerde, kısral alanlarda testiye konularak kullanılırdı.
Toprak yapım fırınlanmış testilere konan su hem soğuk durur, hem toprak kokusunu bünyesine çekerek farklı bir lezzete sahip olurdu.
Pikniğe, seyahate, tarlaya çalışmaya giderken mutlaka bir testi su alınır üzerine bir tane kalın Paşabahçe cam bardak kapatılırdı. Hararet bastıkça testiden kana kana su içilirdi.
Sonraları termos yaygınlaştı seyahatlerde termos soğuk su ihtiyacını karşılar oldu.
İçi ince cam olan termoslar ya devrilir, ya düşürülür camın kırılmasına neden olurdu. Mataraların üstü keçe gibi kalın kumaş kaplı, içi metal olurdu, kırılma derdi hiç yoktu.
Keçe ıslatılırsa su daha soğuk duracak düşüncesi hakimdi. Lokantalarda, yurt, okul, fabrika gibi yemekhanelerinde, cam ya da metal iki tipte olan sürahiler yaygındı.
Evlerde kullanılan sürahilerin içine yemek zamanı buzluktan çıkarılan buz atılırdı.
Sürahiler şişman gövdeli olduğu için alanı geniş olup rafta çok yer kaplardı.
Dönem itibariyle buzdolabı kapağına sığacak sürahiler yoktu, çok sonraları bu tip ince uzun günümüz sürahileri kullanılmaya başladı, sürahiye buz atma derdi sona erdi.

Lokantalarda küçük su istediğiniz zaman cam şişede gelirdi, kağıt gibi ince alümünyum kapaklı olurdu. Herşeye rağmen küplerden sürahiye su doldurmak için kullanılan bakır maşrapalardan su içmenin ayrı bir tadı vardı.
Genellikle sokak çeşmelerinin musluk yanında küçük maşrapalar kulplarından zincirle duvara monte edilirdi. Maşrapadan soğuk köy ayranı içmenin damakta bıraktığı tadı ise ne siz sorun ne ben söyliyeyim, nefisti nefis. Koskocaman damacanaları etrafı hasır sepet örgü kaplanır cam damacana bir ölçüde sarsıntı, darbe, güneşe karşı korunmaya çalışılırdı su damacanalarından daha iri olanları ise zeytinyağı saklamak için kullanılırdı.

O zamanlarda yani 60 ların ilk yıllarında her evde kalorifer olmadığından, mahalle aralarında odun kömürü, gazyağı ve odun satan depolar vardı.
Bakkallardan litreyle gaz veya odunculardan küfeyle odun alınırdı.
Odun alırken kuru olmasına özen gösterilirdi de her nedense odunlar hep yağmur altında kalır, ıslanır, suyu yer, ağırlaşırdı. Bu nedenle yakılacak odunlar soba yanında bir süre bekletilerek kurutulur, sonra yakılırdı.
Apartmanların daire sayısı kadar kapısı asma kilitli kömürlüğü bulunur, Sonbaharda kışlık kömür kamyonla sokağa dökülünce küfe hamallarıyla önce bu kömürlüklere, sonra peyder pey balkonlara taşınırdı.
Yakacaklar gazete kâğıdı, çırayla, bazen birazcık gaz dökülerek tutuşturulup sobalarda yakılırdı. Soba boruları emaye değildi, genelde soba kurulurken ve ara sıra gümüş rengi yaldız boya ile boyanırdı da, soba ısınınca gümüşi boyalar mevsim sonuna kalmadan pul pul olur dökülürdü.

Bavullar, Valizler, Tahta Asker Valizleri, Çantalar, Sandıklar
Valizler, bavullar, sandıkların ayrı bir yeri vardı.
Bavul içine öyle çok giyecek konurdu ki kapatmak için üzerine evin çocuğu çıkar, kuşaklar ancak öyle kilite kavuşurdu. İyi ve pahalı bavullar deri, kilitli, kuşaklı olur içi doldurulunca kurşun gibi yerinden kalmaz hale gelirdi.
Bu tür bavullarla seyahat edenlerin tren, vapur gibi ulaşım araçlarına biniş ve inişlerini hamallar kollardı. Vinileks icat olunca daha ekonomik fiyatlı daha küçük valizler sürüldü piyasaya. Tekerleksizdiler ama bir kişi rahatça taşıyabilirdi.
Bir de en ucuz olan valiz türü vardı ki bunlara Asker Valizi denirdi.
El tutma yeri ve kilitli metal olup, bunun dışında tamamen ahşap malzemeden kapağı metal menteşeli, köşeleri geçme olarak çivisiz yapılmış, sert hatları olan dikdörtgen bir tür kasalardı.
Vinileks, plastik, kumaş, naylon karışımı çok gözlü çantalar seyahat çantalarını oluşturdu.
Bir de ofisine, iş yerine gidenlerin taşıdıkları çoğu zaman içinde ne olduğu merak uyandıran şişman çantalar vardı. Bunların kullana kallana eskimiş, pörsümüş, rengi atmış köşeleri, kilitleri arada bir çalışanları da vardı.
Genellikle siyah renkli olurlar, özellikle pansumancılar, iğneciler sabah akşam iğnesi olan abonelere bu çantalarla gelirler, kaynatılacak şırınganın malzemesini bu çantadan çıkarır iğneleri yapar, hatta bir de tansiyon ölçer, sonrada tüm malzemeyi çantaya doldurup bir daha ki sefere ne zaman geleceğini söyler giderlerdi.

Kadınların Çarşı Pazar Çantaları
Çantalar çok çeşitliydi, körüklü olup iç hacmina çok şey sığdırılabilenlenler her dönem makbuldü. Üzeri yılan derisi havası verilmiş olanlar daha bir havalı zengin görünürdü. Özellikle orta yaşlı hanımlar vapur ve otobüslerde oturdukları koltuğa yanlarına bir çanta koymayı adet edinmişlerdi, çanta bir tür yer işgaline yarardı. Yabancıya karşı yanına mesafe koyma, yaklaştırmama anlamında mesajdı bu nedenle çanta biraz büyük seçilirdi.

70'li yıllara kadar olan dönemde sahibine iş adamı ciddiyeti sağlayan, şifreli kilitli, keskin köşeli, siyah 007 James Bont çantaları henüz yoktu.
Omuz çantaları ise SAS, PAN AM, LUFTANSA gibi hava yollarının yolculara bedava verdiği fermuarlı çantaları taşıyanlarla moda olmuş, modeller taklit edilerek yaygınlaşmıştı.
Yabancı filmlerin etkisiyle 60'lı yılların ikinci yarısından itibaren hızlı bir şekilde James Bond çantaları moda olmuştu. Bu çantalar tek renk siyah olup, iki kilitli, kilitleri de şifreliydi. Tam anlamıyla Bond çantayı taşıyana iş adamı havası adeta üzerine yapışırdı. Çantanın içinde ne olduğunu sorgulamaksızın Baranko siyah pardüsö, bağlı ayakkabı, semsiye ile tamamlanması halinde kişiye güvenilirlik, ciddiyet, müdür görünümü kazandırırdı.

Çeyiz Sandıkları
Kapalıçarşı, Tahtakale gibi çarşılarda sadece sandık satan dükkânlar olurdu. Sandık beğenmeye gidilir üst üste dizili çeşitler arasından bir tane beğenilir, hamal sırtında eve getirtilirdi. Sandıklar genellikle mis kokulu ıhlamur ağacından imal edilir, tahtanın özel bir ağaç kokusu olurdu, biraz eski biraz da levanta kokardı. Kimisi bez kaplı olur, kimisi çelik, demir kuşakla sağlamlaştırılırdı.
Evlenme çağı yaklaşan genç kızların çeyizleri, oya işleri, kanaviçeleri, gelen hediyeler bu sandıklara konur, sandıkta saklanırdı.
Sandıklarda kullanılmayan eşyalar, bohçalar içinde lavantalı temiz çamaşırlar, misafir geldiğinde kullanılmak üzere çarşaf, nevresim takımları, masa örtüleri de korunurdu. Güveye karşı aralara naftalin de serpilirdi. Bu nedenle sandıkların kokusu ahşaptan ziyade naftalinle özdeşleşmişti.

Paket tutacağı
Naylon poşet bilinmezdi, kese kâğıdı kullanılırdı, ağırca olan çeşitlerde paket yapılırdı. Özellikle şarküteri dükkânları siparişleri hazırladıktan sonra bunları kocaman bir ambalaj kâğıdına sararlar, paket köşelerini kitap kaplar gibi katladıktan sonra, bu defa ipi paket etrafında birkaç kez döndürür düğümlerlerdi.
Müşteriye vermeden önce ip eli incitmesin diye, paket tutacağı takılır paket öyle uzatılırdı.
Paket tutacağı dediğimiz şey iki tarafı kanca haline getirilmiş bir tel etrafına kalem kalınlığında kâğıt dolanmış silindirik bir kalınlıktan ibaretti. Paketin rahat taşınmasını sağlardı, zariflikti, incelikti, müşteriyi düşünmekti. Pazar fileniz yanınızda değilse paketi tutacağından avucunuza alıp taşırdınız.

Pazar Filesi
Çarşıya pazara gidenlerin palto ve manto ceplerine koydukları file, avuç içi kadar ip örgüydü.
Alış veriş sırasında ezilmeyecek olanlar önce alınır filenin en dibine yerleştirilir, sonra daha hafif ve ezilecek türden olanlar filenin en üst kısmına konurdu. Sebze ve meyveler açık olarak fileye konulsa da muz pahalı bir meyve olduğu, herkesin canı çekebileceği ve pek sık alınmadığı için mutlaka kağıda sarılır görünmemesi sağlanırdı.
Bir file Pazar dönüşü nereden baksanız 10 kiloya yakın sebze meyve alırdı.
Elin tuttuğu çift örgülü taşıma sap kısmı elin avuç içi kısmını kızartır, hatta ip eli acıtmasın diye tutma yerlerine mendil sarılırdı. Eve gelen beylere “Hanım kolum koptu” dedirtirdi. Fileyi hanımlar da kullanırdı ama file ve emekli adeta bütünleşmiş bir ikiliydi. File aynı zamanda dönemin ekonomik durumunun da göstergesiydi.
Hayat pahalılığı için bir ölçüydü, cümlenin devamında “Bir file kaça doluyor senin haberin var mı ?” sorusu sorularak hayat pahalılığından muzdarip olunduğu belirtilirdi.

Paralarımız
Piyasada 50'li yıllardan itibaren en fazla dolaşan paralar arasında kağıt iki buçukluk, arka yüzünde fındık toplayanlar resmi bulunan beş liralık, kağıt on liralıklardı. Çarşı pazar alışverişte hemen hemen her şeyi alırken bu üç para kullanılırdı, bereketli paralardı. Bir de ünlü olup pek kimsenin göremediği dönemin mor binlikleri vardı.
Bozuk paralarla da bir çok şey satın alınabilirdi. Kumbarasını altı ay, bir yıl sonra açan çocuklar adeta bir servet ile karşılaşırdı.

Çoğu zaman banka tezgahı üzerine boşaltılan paralar enflasyona yenilmeden çocuğun banka hesabına yatırılır, boş kumbara yeniden para biriktirilmesi için çocuğa iade edilirdi.
Bankalar her Yeni Yıl başında mudilerine ücretsiz olarak küçük banka defterciklerinden verirdi, bu defterciklerin kimisi para cüzdanı gibi, kimisi sadece önemli günleri belirtecek şekilde hazırlanmış takvimli not defteri şeklinde olurdu.

Tasarruf Bonosu
Memurlara maaşla çalışanlara ücretin belli bir kısmı karşılığında vadeli tasarruf bonosu verilirdi. Vade tarihi gelince bu bonolar verilir paraya çevrilirdi. Eğer acil para ihtiyacı varsa tasarruf bonoları daha düşük fiyata zamanından önce kırdırılırdı. Tasarruf bonoları satın alan bu işi yapan kişiler vardı, bilhassa İstanbul Sirkeci civarında önlerinde ki küçük tezgahlarla gün boyu müşteri beklerlerdi.
Ay sonlarında daha sık olmak üzere mahalle mahalle, sokak sokak dolaşan eskicilerin sesini daha fazla duyardınız. Eskiciler sırtlarında taşıdıkları çuval torbayla dolaşır “Essskiler alıyooom Eskiciiiiea” diye bağırırlar, kullanılmış elbiseleri sıkı pazarlıklar sonucu ucuza kapatmaya çalışırlardı. Bazen yok fiyat verir, gösterilen eşyayı bırakırlar bir başka arkadaşlarını gönderirlerdi.
Ev eşyalarından masa, sandalye takımları bile alırlardı. Halı var mı, bakır var mı diye de sormadan çıkmazlardı evden.
Çuvalla dolaşıp okunmuş gazete, şişe toplayanlar daha ziyade şişe karşılığı ahşap çamaşır mandalı verirlerdi, sonraları iş plastik leğen, kova, bulaşık tabak süzgeci vermeye döndü.




Görüşleriniz için:
editor@sihirlitur.com